Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam

        HT PAZAR / PINAR ERBAŞ

        perbas@htgazete.com.tr

        İki yeniçeri İstanbul'un fethi sırasında nöbet yerlerini terk eder. Amaçları; surlara bayrağı diken "o" kişi olup tarihe adlarını kahraman diye yazdırmaktır. Fakat fetih ordusundaki Akşemseddin onları cezalandırır ve uçurumdan aşağı atar. Eminönü Camii'ne düşerler. Ama tarih 1973 değil 2013'tür artık. Buna bir nevi ışınlanma da diyebiliriz. İşte TRT'de yayınlanan Osmanlı Tokadı dizisinin çıkış hikâyesi bu. Devamıysa tam bir fantastik komedi. 500 yıl önce yaşamış pek çok önemli tarihi karakterin günümüzdeki yansımalarını izliyoruz. Bu vesileyle Osmanlı ve bu çağ arasındaki kültür farkları ortaya çıkıyor. Dizinin öne çıkan karakterlerinden Nurseda, yani Toprak Sağlam (28) genç kızlıktan kadınlığa doğru bir geçiş dönemi yaşadığını ve bunun rollerine de yansıyacağını anlatıyor.

        Oyunculukta rekabet çok...

        Bu konuda en rahat insanlardan biriyim. Çalışma şartları dışında beni hiçbir şey kolay kolay yoramıyor. Zaten kimseyle rekabet halinde değilim. Performasımı bir adım öne taşımak için çalışıyorum. Benden daha güzel ve daha yetenekli insanları alkışlamayı da ailem öğretti. Peki sizin "diğerleri"nden farkınız ne?

        Başka Toprak yok ki dünyada. Herkes için geçerli bu. Ben Toprak gibi bakıyorum, Toprak gibi ağlıyorum, Toprak gibi bağırıyorum. Ama yaptığım işlere "Hiç Toprak gibi değilsin, çok değişik oynamışsın" deniyorsa bu beni işimde farklı ve değerli kılan en önemli nokta işte.

        Etrafta size ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir sürü kişi vardır...

        13 yaşından beri piyasada olduğumdan, büyük yardımlara ihtiyacım yok. Ama adım atarken danıştığım insanlar var. Güvendiklerimin sözlerini dinliyorum, diğerleri bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor.

        'BEDENİMİ ÇOK SEVİYORUM'

        Hem dans, hem müzik, hem oyunculuk var sizde.

        Müzik ve dansta 10 yıldan fazladır uğraşıyorum. Oyunculuk hep vardı zaten.

        Her biri hayatınıza ne kattı?

        Yaşama sevinci, duyarlılık, aşk, duygu, özsaygı, güven, benlik ve tabii ki maddi gelir.

        Biraz daha ayıralım...

        Şarkı söylemeyi çok seviyorum. Elime gitarı aldığımda başka biri oluyorum. Yaratma gücümü perçinliyor. Dansa gelince; bedenimi çok seviyorum. İyi gelecek her şeyi ona yaşatmak istiyorum.

        'ÇİRKİNLEŞEBİLDİĞİNİZ ÖLÇÜDE GERÇEKSİNİZ'

        "Güzel olduğunun farkında olan ve sahnede bunu unutmayan kadın tehlikelidir" demişsiniz...

        Sahnede güzel olma kaygısı bir kadın oyuncunun en büyük açmazı. Dilediğiniz gibi hareket etmenizi engeller. Sınırlı malzeme ve sınırlı yaratıcılık alanı içinde sıkışıp kalırsınız. Oysa çirkinleşebildiğiniz ölçüde güzelsiniz ve bir o kadar da gerçek. Oyunculuk, benliğinizi her türlü baskılamadan kurtardığınızda gerçekten yapabildiğiniz bir iş.

        Yani...

        Toplum olarak baskılandığımız çok şey var. "'Eteğini kapat, oturuşuna dikkat et" tarzında yetişen çocuklarız. Bilinçaltımızı bunlardan temizlememiz gerekiyor ki sınırsızlaşalım. O zaman; oyunculuk anlamında söylüyorum, içinizden öyle malzemeler çıkıyor ki... "Bu ben miyim" diyorsunuz, yaratıcılığınız artıyor. Yaptığınız iş de daha doğal ve gerçekçi geliyor.

        Oyuncular bazen "Farklı karakterler de oynayabilirim"i gösterir gibi değişik hallerde fotoğraflar çektiriyor. Bu, yapımcılara "Bana hep aynı rolleri verme" demek için mi?

        Gayet tabii. İçimde birçok ben var ve hepsini ortaya çıkarmaya çalışıyorum.Yıllarca hep masum, tatlı, sevimli ev kızını oynadım. "Dış görünüşün ve yaydığın enerji o yönde" dendi. "Toprak bir sokak fahişesini nasıl oynar" diye merak etmedi kimse.

        Hımm...

        Öyle tabii. "Şu isim iyi oynar" dendi geçildi, çünkü daha önce oynamıştı. Oysa kullanmayı becerebilen için bende çok malzeme var. Yaşım da büyüdü. O genç kız hallerinden kadınlığa geçtiğim bir süreç yaşıyorum. Toprak'ın başka hallerini de insanların görmesini çok isterim.

        'DİŞİLİĞİMİ GİZLİ TUTUYORUM'

        Dizide erkeksi hal ve tavırları olan bir kızı canlandırıyorsunuz. Siz de öyle çıtkırıldım bir kız gibi gelmediniz bana...

        Köyde büyüdüm, mahalle kültürünün içinde... Dolayısıyla o şehirli kızın narinliği bende pek zemin bulamadı. Sert mizacım da belki bir savunma mekanizmasıdır; kadın olarak yaşamaya çalışmanın sonucu olmalı. Fakat öyle "Nurseda" kadar erkeksi de olmadım. Aksine, dişiliğimi seviyorum ama gizli tutuyorum. Özel hayatıma ve işime saklıyorum.

        Nasıl?

        Yani dişiliğimin altını çizme gereği duymuyorum. Zaten çok kadınsı enerjiye sahip biri değilim. Ancak o tarz bir rol gelirse bunu ortaya çıkarırım.

        Osmanlı dönemine ait pek çok konu tabu gibi algılanmaktan çıktı artık.

        Öyle de olması gerekiyor. Düşünce ve ifade özgürlüğüne inanan biri olarak benim için "tabu" yok. Eleştirmekten korktuğunuz şeyleri dillendirmemiz gerekiyor. Bakış açısını genişlettiğimizde empati yeteneğimiz de artacak.

        'Plan yapmamayı öğrendim'

        "Hayal kırıklığı yaşamamak için plan yapmamayı öğrendim. Hiçbir şey planınıza uygun gitmeyebiliyor. Hayat ne getiriyorsa ona uygun hareket ediyorsunuz. Bir sıkıntı çıkarsa çözüm yolları arayıp sonra yine yola devam. Ama hayal kurmadığım sanılmasın. Aksine, tüm çabam hayallerimi gerçekleştirmek için"

        'Dereler değil sistem ıslah edilmeli'

        "Trabzon - Artvin karışımı bir Laz'ım. Bu topraklarda yapılması planan HES projeleriyle ilgili edişeliyim. Doğanın ve yaşam alanlarının bozdurulup harcanacak binlikler olmadığına inanıyorum. Bir ağaç 40 kişinin günlük oksijenini sağlıyorsa, bir dere onlarca köye mutluluk ve yaşam enerjisi veriyorsa dereler değil sistem ıslah edilmeli. Vahşi olan doğa değil.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ