Cumhurbaşkanı Erdoğan’la fotoğraf nedeniyle hücuma uğrayan Mesut Özil, ırkçılık ve aşırı sağ propagandayı gerekçe göstererek Alman Milli Takımı’nı bırakalı bir yılı geçti. Sitem dolu veda mektubunda, “Zafer olunca Alman, kaybedince göçmensin…” diyerek zihinsel iklimi ortaya koymuştu Özil. İlkay Gündoğan ve Cenk Tosun’un da bulunduğu fotoğrafa “seçim öncesi siyasi manipülasyon” yüklemeleri yapılmış, medya ve kamuyondan ağır tepki dalgası sonrası Özil bırakınca, “Milli takım bir büyük dehasını kaybetti” hayıflanmaları başlamıştı.

Geçen yıl mayıs ayında Londra'daki buluşmada çekilen bu fotoğraf Almanya'da olay olmuştu.

Şu sıra Arsenal’deki performansı nedeniyle eleştirilen Mesut Özil, "The Athletic"le söyleşide “Kaybedince hep ben suçlu oluyorum ama Arsenal’i bırakmam” diyerek milli takımdan ayrılma gerekçelerini yeniden anlattı; “Londra’ya gelen Merkel olsa, onunla da buluşurdum. Bu yüksek bir makama saygıdır” dedi. “Almanya’da ırkçılık her zaman vardı ama fotoğraf olayıyla görünür hale geldi. Irkıçılık maalesef sadece bir aşırı sağ problemi değil, toplumun merkezine yerleşmiş durumda” diye de ekledi.

Mesut, fotoğrafın siyasi bir amacı olmadığını söylese de saldırı cephesinde önde giden Bild gazetesi şimdi bugün de millilerin Barış Pınarı Harekatı’na atfen asker selamını, Nazi selamıyla kıyaslayacak kadar ileri gidebiliyor. 2020 Avrupa Kupası H Grubu’nda lider Türk Millilerin Fransa karşısında Kaan’ın golünü asker selamıyla kutladığı gece A Grubu’ndaki Bulgaristan – İngiltere maçında hakiki kimliğiyle ortaya çıkan Nazi selamıyla kıyaslıyor. Sapla saman iyice karışıyor. Arnavutluk ve Fransa maçlarında asker selamı şart mıydı, tartışılır. Ama Avrupa futbolunu nice zamandır kemiren ırkçı dalganın vücuda gelmiş hali olan Nazi selamıyla kıyaslamak için ahmak ya da art niyetli olmak gerekir.

Asker selamına “olası provokatif siyasi davranış”tan soruşturma açan UEFA’dan sert bir yaptırım beklenmiyor. Bulgaristan’a ise ağır ceza bekleniyor.

Öyle farklı bir atmosfer ki, Bulgarların kendi evinde 6-0 yenildiği karşılaşmada taraftarın konuk takımın siyah oyuncularına maymun sesi ve Nazi selamıyla ırkçı tacizde bulunması üzerine, UEFA protokolü gereği oyun iki kez durduruluyor. İngiliz federasyonu, UEFA olayı kınıyor ve disiplin soruşturması açıyor. Futbolda ırkçılığa karşı kurulan “Fare” örgütü, Bulgaristan’ın kupadan ihracını istiyor. Bulgaristan cephesinde ise Başbakanı Borisov’un talimatıyla Futbol Federasyonu Başkanı Borislav Mihailov istifa ediyor. Irkçı davranıştan altı şüpheli tutuklanıyor.

Kara kıyafetlere bürünmüş Nazi selamı veren Bulgar taraftarlardan altısı tutuklandı.

Aslında kriz maçtan önce başlamıştı. Geçen haziranda Kosova ve Çekya maçlarındaki ırkçı tezahürat nedeniyle Vasil Levski Stadı’nın tribünleri kısmen kapatılmış; UEFA, İngiltere maçı için de 5 bin kişilik yeri bloke edince Bulgarlar sert tepki göstermiş, milli takımın teknik direktörü Balakov, “Liglerimizde farklı etnik grup ve renklerde birçok oyuncu var. Bizde problem yok, İngiltere’de ırkçılık daha beter” diye çıkışmıştı. Karadağ’daki maçta ırkçılığa maruz kalan İngilizlerin bir Doğu Avrupa kıyaslamasıyla kaygı belirtmesi Bulgarları ajite etmişti.

“IRKÇILAR USLU DURMAK İÇİN PARA İSTİYOR”

Milli koç Balakov’un dediğinin aksine problem olduğu anlaşıldı. Zaten biliniyordu da. 2011’deki Avrupa grup elemelerinde ırkçılıktan ceza almışlardı. Bir 20 Nisan’da Levski Sofia taraftarları Hitler’in doğumgününü kutlayan pankart açmış; Nazi selamı ve svastikalarla çok görüntü vermişlerdi. Ancak Bulgar medyasına göre esas milli maçlar için bileniyorlardı. Romanlar ile Afrika ve Asyalı göçmenlere karşı yayılan ırkçılığın bir parçasıydı yaşanan. Milliyetçi aşırı sağ gruplar Romanlara yönelik saldırılarda holiganları kullanıyordu. İngiltere maçında Nazi selamı verenler ise Levski Sofia’nın aşırı sağ hareketlerle bağı olan SW99 grubu üyeleriydi. Aralarında CSKA Sofia taraftarları da vardı.

Demokrasi Araştırmaları Merkezi’ne göre sadece ırkçılık değil, maddi sorunlar da etkili oluyordu. Irkçı davranışları tescilli bazı taraftarlar uslu durmak için kulüplerden para istiyordu.

Tyrone Mings Sofya'da ilk milli maçına çıkmıştı, ırkçılığa maruz kaldı. 

Ama mesele tabii ki İngilizlerin yansıttığı gibi bir Doğu Avrupa sorunu değil, yıllardan beri var olan direkt Avrupa sorunu. UEFA Başkanı Aleksander Ceferin’in dediği gibi milliyetçi aşırı sağın yükselmesi futboldaki ırkçı damarı da tetikledi; “Irkçılık artık tarih oldu zannederken son bir-iki yıldır bunun tersi olduğunu görüyoruz. Kıtaya yayılan milliyetçilik korkunç fikirlerini futbol kitleleri üzerinden seslendirmeye başladı. Biz futbol ailesi olarak tek başımıza savaşamayız, hükümetlerle birlikte mücadele etmeliyiz” diyor Ceferin.

KURUKAFALAR VE GAMALI HAÇLAR

Gerçekten de Fare (Football Against Racism Europe) ve Kick it out gibi örgütlenmelerin de baskısıyla UEFA ırkçılığa karşı kulüplere yüksek para cezası, kısmen stat kapatma ve oyunculara da on maça kadar ceza gibi önlemlerle önemli adımlar atmıştı. Ancak popülist sağın yükselişi futbolu da etkiledi. Mesela İtalya’da Matteo Salvini etkisi, zaten 1960’larda kök salan faşist taraftar gruplarının Neo-Nazi sempatisini daha cüretkar hale getirdi. Lazio’nun ‘ultra’ları rakip Roma’ya ölüm anlamında Anne Frank sticker’ları kullanıyor; Roma taraftarlarına güya hakaret anlamında “Yahudiler” pankartları, svastikalar ve Wehrmacht kartallarıyla saldırıda bulunuyor. Geçen yıl Inter Milan-Napoli maçı öncesi taraftar grupları arasında bir kişinin öldüğü kavgaya “Kan ve Şeref” Neo-Nazi örgütü üyelerinin karıştığı tespit ediliyor. Ardından Napolili Koulibaly maç boyunca maymun seslerine maruz kalıyor.

Şu an İtalya’da Juventus’lu Merih Demiral hedefte. Bazı taraftarlar asker selamı nedeniyle karalama kampanyası başlattı. Twitter’da “Demiral out” etiketi yürüyor.

“Kick It Out”un bu yılın başlarında yayınladığı rapor da aşırı sağ hareketlerin Avrupa çapında taraftar gruplarına sızdığına, maçlarda ırkçı davranışların arttığına ve ırkçı şiddet son derece planlı olduğu için mücadalenin zorluğuna dikkat çekiyor. Örneğin geçen yıl Manchester City’li Raheem Sterling’in Chelsea taraftarlarının ırkçılığına uğradığı olay. Gerçi Chelsea kulübü taraftarları maçlardan men ediyor, ancak yeterli olmuyor. Chelsea’nin holigan grubu “Headhunters”, sosyal medyadan kendi amblemlerinde de bulunan SS simgesi kurukafayla tehdit sallıyor. “Headhunter”ların aşırı sağçı Ulusal Cephe partisi ve Neo-Nazi terör örgütü “Combat 18” dahil ırkçı gruplarla yakın ilişkisi biliniyor.

Ceferin’in dediği gibi futbolda ırkçılık tarihe gömülmedi. İspanya’da Roberto Carlos ve Brezilyalı Ronaldo gibi dünya çapında yıldızların bile maymun sesleri altında top koşturduğu günler geride kalmadı. Michigan Üniversitesi’nden tarih profesörü Peter Alegi’nin tespitlerine göre Avrupa futbolunda ırkçılığın tarihi bildiğimizden de eskiymiş. İngiltere’nin ilk profesyonel siyah futbolcusu Arthur Wharton da ta 1880’lerde maymun sesleri altında top koştururmuş.