Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün akşam PSV Eindhoven Galatasaray maçını izlerken, Alman yazar Erich Kastner'in, ''Bir öğretmen kesinlikle değişime açık olmalıdır. Yoksa öğrenciler erkenden yataklarına yatar. Bizi geliştirmek istiyorlarsa, önce kendileri gelişmek zorunda olan öğretmenlere ihtiyacımız var.'' sözünü hatırladım. Çünkü Galatasaray'ın yedek kulübesinde son yıllarda kendini ve oyunu geliştirmek yerine bahanelere sığınan Fatih Terim vardı.

PSV hemen hemen Galatasaray ile aynı dönem sezonu açtı. Kadrosu Galatasaray'dan çok çok üstün değil. Ancak kondisyon ve saha içi organizasyonu Galatasaray'ın çok önünde. Bu farkı oluşturan temel faktör teknik direktörün antrenman metodlarıydı. Aslında bu sadece Fatih Terim'in değil tüm Türk hocaların sorunu. A Milli Futbol Takımı'yla EURO 2020'den puansız dönen Şenol Güneş de meslektaşından farklı durumda değil. Gelişen ve değişen futbol düzenine uyum sağlamak yerine bahanelere sığınıyorlar.

EURO 2020'de Danimarka'yı yarı finale çıkartan Kasper Hjulmand, turnuva öncesi Hollanda, İspanya ve İngiltere'ye giderek, kulüplerin antrenman programlarını inceledi. Raporlar hazırladı. Thomas Tuchel hayranı. Alman teknik adamı yakından takip ediyor. İngiltere'yi Avrupa şampiyonaları tarihinde ilk finali oynatan Gareth Southgate, milli takımın başına geçtikten sonra antrenör kursuna yazılmıştı. Bu yöndeki eleştirilere, ''Guardiola, Kloop, Mourinho ile antrenman yapan, onlardan taktik alan oyuncuların karşısına çıkarken, oyuncularımın saygısını kazanacak kadar bilgili olmalı, takımlarındaki hocalardan aşağıda olmadığımı kanıtlayacak donanımda olmam lazım'' diyerek, bilimle kazanılan saygıya vurgu yapmıştı.

Çekya'yı çeyrek finale taşıyan Jaroslav Silhavy ise taktiksel disiplini öne çıkarıyor. ''Bizden çok daha güçlü takımlar var. Onlara saygı duyup, önlemler alıp, taktiksel disipline bağlı kalarak sonuca gitmeye çalıştık'' diyor. Galatasaray'da PSV karşısında bunların hiçbirini göremedik. Türkiye'de kulüp yöneticilerinin ve hocaların son dönemde dillendirdiği, ''Avrupa kulüpleriyle aramızda her alanda makas açıldı'' klişesi var. Mali açıdan baktığımızda geçen sezon Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan Porto'nun yıllık maaş bütçesi Fenerbahçe ve Galatasaray'dan daha az. Kulüplerin gelirlerinde azalma, borçlarında ise artış olduğunu hepimiz biliyoruz ama mevcut bütçelerle de başarı mümkün.

Asıl konuşmamız gereken oyun olarak makasın açılması. Bunda değişen ve gelişen futbola ayak uyduramayan Türk teknik direktörlerin payı büyük. Sadece Fatih Terim ve Şenol Güneş'in değil yılda 3 takım çalıştırıp, ''Çok zor şartlarda görev yapıyoruz'' diyen, oyunun gelişimine yoğunlaşmayan hocaları da es geçmeyelim. Erich Kastner ile başladım, Robin Sharma ile bitiriyorum. ''Başarısızlık için kırk milyon neden vardır da bir tek bahane yoktur.'' Bizi kurtaracak olan nedenlerdir. Bahaneler yerine nedenlere yoğunlaşalım artık.