BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Bilinçaltı, Omni, Cariyeler ve Geceler, 1453 Sultanlar Aşkına, Aşk-ı Hürrem, Can-ı Yunus, Şems-i Rumi adlı albümleri ve tiyatro oyunları için bestelediği müziklerle tanınıyor. Eserleri yurtiçinde ve yurtdışında birçok kez sahnelenen besteci ve keman sanatçısı Can Atilla’nın Çanakkale Zaferi’nin 100. yılında bestelediği, ‘Senfoni No. 2, 57. Alay Gelibolu’ isimli duygu dolu eseri ise Çanakkale şehitlerine bir saygı duruşu niteliğinde... Eserin 9 Mart akşamı İş Sanat sahnesinde dinleyiciyle buluşacağı konserde Burak Tüzün şefliğindeki Bilkent Senfoni Orkestrası ile Amerikalı soprano Angela Ahıskal ve Özbek çellist Serdar Rasul sahne alacak. Eseri, konser öncesinde bestecisi Can Atilla’dan dinledik...HT Pazar'dan Selin Özavcı Tokçabalaban'ın haberi...

57. Alay Gelibolu Senfonisi’nin doğuş sürecinden bahseder misiniz? Sizi besleyen, size esin veren ne oldu?
Çanakkale 1915 filminin müziğini hazırladığım yıllarda senfoniyi bestelemeye karar vermiştim. Bugüne kadar Çanakkale Savaşı konulu birçok klasik müzik eseri bestelenmiş olsa da bu senfoni, klasik senfoni formunda yazılmış ilk ve tek eserdir. Senfoniyi, dünya savaş tarihinde bir ikon olarak anılan kahraman 57. Alayımıza ithaf ettim. Eserimi; yapısal ve dönemsel olarak 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında, senfonik müziğin zirvesi olarak kabul edilen geç romantik dönem formunda besteledim. 1 saatlik dört bölümden oluşan klasik senfoni formu...

Eserin bölümlerini ve temasını detaylandırır mısınız?
Senfoninin ilk bölümünü solo çello ve orkestra için besteledim. Savaşın tüm karanlık görkemi senfoninin bu bölümünde yer alıyor. 57. Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey’in duyguları, çelişkileri, ailesine özlemi ve komutanlık kararlılığı bu bölümde solo çello ile betimlenmiştir. Birinci bölümde (ayrıca sonat allegrosu olarak değerlendirildiğinde) B temasını bir zafer teması olarak besteledim. Senfoninin ikinci lirik bölümü yine solo çello ve orkestra için dokunaklı bir romans şeklinde... Türk ve Anzak askerlerin sevgililerine ve ailelerine yazmış oldukları dokunaklı mektuplar, bu bölümün ana duygusunu oluşturuyor. Üçüncü bölümde, Atatürk’ün Anzak annelerine söylediği ve bugün bütün dünyada Çanakkale Savaşı söz konusu olduğunda, hemen hatırlanan o eşsiz cümleler solo soprano ve orkestra eşliğinde bir lied-arioso olarak seslendiriliyor. Bu unutulmaz satırlar, bu senfoniyle dünya sanatının bir parçası haline geliyor. Dördüncü ve son bölümde ise Anzakların ünlü şairi John Le Gay Brereton’un, bugün Anzak askerlerinin mezar taşlarında yer alan, ünlü Çanakkale Savaşı şiiri, yine solo soprano ve orkestra ile birlikte seslendiriliyor. Ayrıca savaşın vahşetinin anlatıldığı dört dakika uzunluğundaki mücadele sahnesi de final bölümünde yer alıyor.

‘ESERLERİMDE HEDEFİM MÜZİĞİN ÖTESİNE GEÇMEK’

Sizin için ‘Tarih ve aşkı notalarla yazan besteci’ deniliyor... Siz kendinizi, müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Müziği hiçbir zaman sadece dinlenen bir element olarak görmedim. Müziğin dünyada varoluş biçimi de edebiyatın, resmin, somut anlatımına güçlü bir alternatif olarak; soyut, işitildiğinde sizin için var olan, ‘sizin olan’ bir yapıdadır. Gerçek müziğin ve sağladığı misyonun güçlü bir eğitim aracı olduğuna inanıyorum. Müziğin ne yazık ki aksesuvar olarak kullanıldığı ülkemizde, albümlerime konu olarak seçtiğim konseptlerle, bu ülke insanına kendi değerlerini, kültürünü, elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Bize ait olan tasavvuf sistemini, evrensel müzik kriterlerinde ortaya koyarak hem ülkeme hem dünya dinleyicisine ulaştırmaya çalıştım. Tüm eserlerimde müziğin ötesine geçmeyi hedefledim.

Aşk-ı Hürrem, Mevlana’dan Çağrı, Cariyeler ve Geceler, Kuvayi Milliye Destanı, Can-ı Yunus gibi albümlerinizden yola çıkarak tarihe, iz bırakan olaylara, figürlere özel bir ilginiz olduğunu söyleyebilir miyiz?
Tarihe her zaman ilgi duymuşumdur. Özellikle Ortaçağ’a. Albümlerime konu olarak seçtiğim konularda hem bize hem de dünyaya ait konular. Bütünü görüp, içinden müziğe uygun olabilecek konuları seçmeye, bu sayede bir film gibi senaryolaştırılmış albümler hazırlamaya özen gösteriyorum. Albümlerimde yer verdiğim; Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş gibi ikonik şahsiyetlerin, bize ait oldukları kadar, mesajları ile aslında dünyaya ait olduklarını hissetmişimdir hep, işte bu yüzden alışılmışın dışında bir müzik ifadesi ile sanatsal olarak bu dönemleri ve kişileri konu olarak seçiyorum albümlerime.

Eserlerinizde kendi coğrafyamızın, kültürümüzün zenginliklerini yansıtıyorsunuz. Eserlerinizin seslendirildiği konserler yurtdışındaki müzik dinleyicisi için nasıl bir deneyim oluyor? 

Bizim sanatımızla, Batı dünyasının köprülerini ‘bu müzikle’ kurduğunuz zaman, konserlerdeki izleyiciler de kendilerinden çok şey buluyorlar. Yurtdışında konser vermek ne gariptir ki ülkemizde konser vermekten kolay.

‘GÖNDERİLMEMİŞ AŞK MEKTUPLARI' ÇIKTI

Senfonik eserlerin yanı sıra birçok tiyatro ve dizi müziğinde de sizin imzanızı görüyoruz. Biraz bu çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?
Dizi müziğinden ziyade, tiyatro, opera, bale gibi sanatlar için müzik yapmak tercihim. TV sektöründe çok sayıda amatör müzisyen beklentilere cevap verecek işler yapıyor zaten. 8 yıldır sahnelenmekte olan Mevlana’dan Çağrı bale eserim şubat ayında tekrar İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde sahnelendi. 57. Alay Gelibolu Senfonimin ise yurtiçi ve yurtdışı performansları mart ve nisan ayları içerisinde gerçekleşecek.

Şu anda hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?
Albümlerimin en sevilen eserlerinden seçkiler olarak hazırladığım ‘Gönderilmemiş Aşk Mektupları’ henüz yayınlandı. Keman ve piyano transkripsiyonlarından oluşan bu resital albümü, keman virtüözü Erkin Onay ve piyanist Başar Can Kıvrak ile hazırladık. Bilkent Senfoni Orkestrası Konser Salonu’nda kaydettiğimiz bu albümün konserleri ve tanıtımları ile ilgili çalışıyoruz.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300