Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Şu günlerde dünyanın birçok ülkesinde aşı geliştirme çalışmaları büyük bir hızla devam ediyor. Yapılan çalışmaların tüm hedefi insanları Covid-19 tehlikesinden uzak tutmak. Çin’den Almanya’ya, İngiltere’den Amerika’ya kadar çok sayıda ülke hayvanlar üzerinde yaptıkları sonuçları açıklıyor. 80’i aşkın aşı çalışmasının sonuçları büyük umutla bekleniyor. Çin geliştirdikleri aşının maymunları Koronavirüs’ten koruduğunu, Almanya ve İngiltere ise farelerde etkili olduğunu söylüyor. Sıranın insan çalışmalarına geldiğinin açıklanması ise bazı uzmanlarda endişe yaratıyor ve bu alanda etik kaygılar hissettiriyor. Bir aşının ortalamadan çok daha kısa zamanda geliştirilmesi bazı güvenlik düzenlemelerinin ihmal edileceği şüphesine yol açıyor. Peki bu kaygılar doğru mu? Olağanüstü koşullar olağanüstü çözüm arayışını doğurmaz mı?

TEMİZ İÇME SUYU TEMİNİNDEN SONRA EN ÖNEMLİ FAALİYET

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ertek, konuyu bilimsel yönden değerlendiriyor ve “Aşılar halk sağlığını korumaya yönelik eylemler içinde temiz içme suyu temininden sonra en önemli faaliyettir. Aşı dışında hiçbir koruyucu ve tedavi edici işlem bir enfeksiyonun eradikasyonuna (tüm dünyada hastalığın yok edilmesi) yardımcı olamaz. Tarih boyunca çok sayıda medeniyetin çöküp savaşların kaybedilmesine yol açan enfeksiyonlar aşılama sayesinde kontrol altına alınmıştır” diyor.

KORUNMANIN EN GEÇERLİ YOLU AŞI

Günümüzde en önemli halk sağlığı sorunu olan COVID-19 hastalığından korunmanın en geçerli yolunun aşı olduğunu söyleyen Ertek devam ediyor; “Bazı hastalıklar ilaçla tedavi edilse bile hasta kaybının önüne geçilememektedir. COVID-19 pandemisiyle birlikte bu hastalığa yönelik 80’den fazla aşı çalışması başlatılmıştır. Bu aşıların geliştirilmesinde oldukça farklı teknolojiler kullanılmaktadır.”

İŞTE FARKLI AŞI TEKNOLOJİLERİ

*Hastalandırıcılık özelliği kaybedilmiş attenüe virüs aşıları

*Rekombinan Subünit aşıları (virüsün kendisine karşı koruyucu bağışıklık gelişimini sağlayacak antijen parçacıklarından elde edilen aşılar)

*mRNA aşıları

*DNA aşıları

*Başka virüslerin taşıyıcı olarak kullanıldığı aşılar

Prof. Dr. Mustafa Ertek, “Bu teknolojiler arasında “rekombinan subünit” aşıları belki de en iyi sonuç verebilecek olanıdır. Halen faz iki aşamasına gelmiş gönüllü insanlar üzerinde denenmeye başlanmış SARS-COV2 aşıları mevcuttur. Bir aşının hayvanlar üzerinde olumlu sonuç vermesi önemli bir aşama olmakla birlikte insanlarda da aynı sonucu verme garantisi yoktur” diyor.

TESTLER HIZLANDIRILIP DAHA HIZLI SONUÇ ALINABİLİR

Günümüzde aşıların geliştirilmesinin ortalama 5-10 yıl aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Mustafa Ertek, “Ancak pandemi gibi tüm dünyayı tehdit eden bir durumda aşı için gerekli testler hızlandırılabilir ve eş zamanlı yapılacak testlerle daha hızlı sonuç alınabilir. SARS ve MERS’ te yapılan aşı çalışmaları tecrübesinin aşı üretimine aktarılabileceğini düşünürsek Covid-19 aşısının Eylül-Ekim 2020 gibi bir tarihte kullanıma hazır hale gelebileceğini düşünüyorum” diyor ve güvenlikle ilgili endişesi olanları şöyle yanıtlıyor; “Bu konuda güvenlik kaygısı yaşamaya gerek yoktur. Aşı üretimindeki süreçleri preklinik çalışmaları ve hayvan deneyleri yapıldıktan sonra geçilen insanlar üzerindeki deneme aşamalarını şöyle özetleyebiliriz. Faz 1 aşamasında (klinik farmakolojik çalışmalar) genellikle az sayıda sağlıklı gönüllüde (20-80 kişi) güvenlilik ve toksisite yönünden uygun doz aralığının saptanması amaçlanır. Bu fazın ana amacı güvenilirliliktir. Faz 2 çalışmaları, 100-200 arası gönüllüde, saptanan tolere edilebilir dozla yapılır. Bu fazın da ana amacı etkinlik ve güvenirliliktir. Faz 3 çalışmaları, biraz daha zaman alan 1000-3000 gönüllü üzerinde gerçekleştirilen, genellikle çok merkezli, çok uluslu, randomize, çift-kör nitelikteki çalışmalardır. Bu fazın ana amacı etkinliğin kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesidir. Daha önce bu aşamaların bir kısmından geçmiş aşı adaylarının, bu süreçlerin daha da kısaltılmasıyla halk sağlığının korunması adına piyasaya sürülmesi mümkündür. Aşılar piyasaya sürülmeden önce tüm bu süreçler ruhsat aşamasında ulusal ve uluslararası otoriteler tarafından yeniden incelenir. Halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1 aşısının bu koşullarla 6 ay içinde üretime sunulduğunun unutulmaması gerekir.”

24 SAATGÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri