Cuma hutbesi konusu! 24 Temmuz Cuma hutbesinin konusu nedir?
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan 24 Temmuz 2026 tarihli Cuma hutbesinin konusu "İslam Medeniyeti" olarak açıklandı. Türkiye genelindeki camilerde milyonlarca kişi cuma namazı öncesinde bu hutbeyi dinleyecek. Hutbede İslam medeniyetinin temel değerleri, ilim, adalet, merhamet ve kardeşlik anlayışı ön plana çıkarılıyor. Aynı zamanda İslam aleminin birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmelerinin önemine dikkat çekiliyor. Peki, 24 Temmuz Cuma hutbesi konusu nedir, hutbede hangi mesajlar verildi? İşte Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan 24 Temmuz 2026 tarihli Cuma hutbesinin detayları…
24 Temmuz 2026 Cuma günü camilerde okunacak hutbenin konusu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından "İslam Medeniyeti" olarak belirlendi. Hutbede İslam medeniyetinin insanlığa kazandırdığı değerler ve medeniyet anlayışının temel ilkeleri ele alınıyor. Özellikle adalet, ahlak, ilim ve dayanışma kavramlarının önemine vurgu yapılıyor. Cuma hutbesinde Müslümanların birlik içerisinde hareket ederek medeniyet bilincini canlı tutmaları gerektiği ifade ediliyor. İşte hutbede yer alan önemli başlıklar ve öne çıkan mesajlar…
İSLAM MEDENİYETİ CUMA HUTBESİNİN KONUSU OLDU
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu haftaki cuma hutbesinde İslam medeniyetinin sadece geçmişte büyük eserler ortaya koyan bir uygarlık olmadığı, aynı zamanda insanlığa rehberlik eden evrensel değerleri temsil ettiği vurgulanıyor.
Hutbede; adalet, merhamet, doğruluk, ilim, hikmet ve güzel ahlakın İslam medeniyetinin temel taşları olduğu ifade edilirken, Müslümanların bu değerleri günlük hayatlarında yaşatmaları gerektiği belirtiliyor.
İSLAM MEDENİYETİ
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz Hûd sûresinde şöyle buyurmaktadır: “Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. O dedi ki: ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Sizi topraktan yaratan ve yeryüzünü imar etme sorumluluğunu size veren O’dur. O halde O’ndan bağışlanma dileyin ve samimiyetle tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok yakındır, dualara karşılık verendir.’”
Aziz Müminler!
Yüce Allah, insanı yeryüzünün bir emanetçisi olarak yaratmış ve ona hayatı imar etme sorumluluğu yüklemiştir. Bu sorumluluk; şehirler inşa ederken, ahlak ve faziletin korunduğu bir hayat kurabilmektir. İşte medeniyet, maddi eserlerle birlikte manevi değerleri de yaşatan bu anlayışın adıdır.
Kıymetli Müslümanlar!
Kur’an’ın ve sünnet-i seniyyenin rehberliği üzerine kurulan ve on beş asırlık tecrübeyle yoğrulan İslam medeniyeti; ilmi ibadetle, çalışmayı dürüstlükle, gücü adaletle, zenginliği paylaşmayla buluşturarak yükselmiştir. Tarih boyunca inşa edilen camiler, vakıflar ve kütüphaneler; insanımıza hizmet eden, toplumu ayakta tutan bu medeniyet tasavvurunun birer simgesi olmuştur.
Değerli Müminler!
İslam medeniyetinin temel gayesi; kalpleri kazanmak, zihinleri ve gönülleri aynı inanç, duygu ve idealde buluşturabilmektir. “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar” ayet-i kerimesinde yer alan ilahi ölçüler bu medeniyetin temelidir. Zira, iyiliğin unutulduğu ve ahlakın ihmal edildiği bir toplumun kalıcı bir gelecek kurması mümkün değildir.
Aziz Müslümanlar!
Camilerimiz, kardeşliğimizi pekiştiren; okullarımız, bilgiyle birlikte erdemi öğreten; iş yerlerimiz ise dürüstlüğün, emeğe saygının ve helal kazancın yaşatıldığı mekânlar olmalıdır. Her birimiz, bulunduğumuz yerde iyiliği temsil edebilirsek medeniyetimiz de güç kazanacaktır. Bize düşen; ecdadımızdan devraldığımız mirası korumak ve onu daha da zenginleştirerek gelecek nesillere ulaştırmaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Nerede olursan ol, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde ol! Kötülüğün peşinden iyi bir şey yap ki onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâka uygun biçimde davran!” emri gereğince, Rabbimize karşı kulluk görevimizi ifa ederken, insanlığa faydalı olmayı da hayatımızın gayesi hâline getirmektir. Yine bize düşen, medeniyetimizden ilham alarak geleceğimizi iman, ilim, hikmet ve güzel ahlakla inşa etmektir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Bugün, İstanbul’un fethinin nişanesi ve ecdadımızın kıymetli emaneti Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi’nin yeniden cemaatiyle buluştuğu gündür. Ayasofya Camiinden yankılanan ezan-ı Muhammedî, İstanbul’un fethinde olduğu gibi şanlı milletimizin adalet ve merhametinin yeryüzüne ilanıdır. Camilerimiz, aziz milletimizin maziyle köprüler kurduğu ve istikbalini yoğurduğu manevi kalelerimizdir. Toplumun her kesimini; gencini, yaşlısını ve çocuğunu aynı kubbe altında bir aile kılan bu mabetler, birleştirici ruhunu kıyamete kadar sürdürecektir.
Camilerimizin minarelerinden okunan ezanlarımızın gök kubbemizde ebediyen yankılanması niyazıyla; hutbemizi, Tevbe sûresinde yer alan şu ayet-i kerimenin mealiyle bitiriyoruz: “Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve yalnızca Allah’tan korkan ve çekinen kimseler imar edebilirler. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”