Konuyla ilgili uzman görüşüne başvurduğumuz Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, "1980'ler yapay zekâ akımı"nı Habertürk okurları için analiz etti.
"Bir tarafıyla sosyal medyanın son modası. Yapay zekâ, insanları 1980'lerin o abartılı kıyafetleri ve saç modelleriyle bugünkü yüzlerine giydiriyor, ortaya eğlenceli fotoğraflar çıkıyor. İnsanlar bu görüntüleri paylaşıyor, beğeni topluyor, ilgi çekiyor. Postmodern çağın "Görünüyorum, öyleyse varım" kültürünün yeni bir versiyonu bu. Peki gerçekten 1980'leri özleyen var mı? Emin değilim. Belki yaşı 50'nin üzerinde küçük bir kesim gerçekten o yılları özlüyordur ama bu fotoğrafları en çok paylaşanlar, 1980'leri hatırlayamayacak kadar genç. İşte asıl merak uyandıran nokta bu. 1980'ler bugünkü gibi dijitalleşmenin, enformasyon bombardımanının, belirsizliğin kol gezdiği yıllar değildi. Bir yanıyla görece sakindi ama diğer yanıyla askeri darbe bütün siyasi grupları bir buldozer gibi ezip geçmişti. Binlerce kişi hapse atıldı. O yılların işkence hikâyelerini hâlâ okuyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin kapalı bir ekonomiden çıkıp dünyaya açılmaya çalıştığı yıllardı da. Yani nostaljinin süslediği bu dönem, aslında hem sakinliği hem şiddeti bir arada taşıyordu. Algoritmalar herhalde bu abartılı kıyafetleri sevdi ve pazarlanabilir buldu. Ama asıl merak edilmesi gereken algoritmanın neyi sevdiği değil, bizim buna neden bu kadar hazır olduğumuz. Geçmişe özlem büyük ölçüde insanların iç dünyasıyla ilgili. Risk, belirsizlik ve geleceğe dair karamsarlık arttığında insanlar geçmişe sığınma yoluna gidebiliyor. İlginç olan şu, bu özlem kişinin bizzat yaşadığı bir döneme değil, medya ve popüler kültür aracılığıyla tanıdığı, hiç deneyimlemediği bir döneme de yönelebiliyor. İçinde yaşadığımız çağın en belirgin özelliği güvencesizleşme. Küreselleşme ve dijital dönüşüm insanları birbirine bağladı, etkileşimi artırdı ama aynı zamanda riski, belirsizliği ve güvencesizliği de küreselleştirdi. Bugünün huzursuzluğunun kaynağı büyük ölçüde burada. Elbette belirli bir yaştan sonra insanlar gençlik yıllarını özler, bu yeni bir şey değil. Tarih boyunca yetişkinlerin gençliğine duyduğu özlemi hep duymuşuzdur ama bu akım bireysel özlemin ötesinde bir şey anlatıyor. Yaşadığımız dönüşüm birçok insanda köklerinden kopma ve sarsılma kaygısı yaratıyor. Belki de özlenen 1980'ler değil, ayakların yere sağlam bastığı hissi. Son bir söz. 1980'lerde yaygın bir duvar yazısı edebiyatı vardı. Tuvalet kapılarının arkasına, okul sıralarına, bazı kamusal duvarlara sürekli birileri bir şeyler karalardı. Genç bir akademisyen olarak bu yazıları toplardım, bir gün oradan yola çıkıp toplumdaki değişim üzerine bir şeyler yazmayı düşünürdüm. Sonra bir sıra üzerinde şunu okudum, "Sen buraya anlamsız şeyler yaz, başkaları derin anlamlar çıkarsın." O gün toplamayı bıraktım. Bu yazı da öyle bir şey mi, zaman gösterecek.
Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde İktisat Sosyolojisi anabilim dalında sosyoloji dersi veriyor