Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Keşfet Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt: Bireysel özlemin ötesinde bir şey anlatıyor

        Sosyal medyada birçok ünlünün de yer aldığı 1980'li yıllar modası aldı başını gitti. Yapay zekâyla bugünkü yaşlarında o yılların saç ve kıyafet modasıyla nasıl görünebileceği üzerine oluşturulan yapay zekâ üretimi fotoğraflar, sosyal medyanın ana gündemi oldu.

        BASİT BİR SOSYAL MEDYA MODASI MI YOKSA DERİN BİR ÖZLEM Mİ?

        Paylaşımların her geçen gün daha da artmasıyla ortaya şu kaçınılmaz soru çıkıyor: Bu akım, eğlencelik basit bir sosyal medya modası mı, yoksa o yıllara duyulan derin bir özlem mi?

        Konuyu o yıllara duyulan hasret üzerinden değerlendirecek olursak, o dönemi bizzat solumuş herkesin "Ah ah... O yıllar ne güzeldi" diyeceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Çünkü zaman, avucumuzdan kayıp giden ince bir kum tanesi gibi; ne kadar sıkı tutmaya çalışırsak çalışalım, en güzel kısımları parmak aralarımızdan süzülüp gidiyor. Geride ise o sığınak kalıyor; eski günler...

        Temsili fotoğraf

        ESKİ GÜNLER HERKES İÇİN GÜZELDİR

        Şüphesiz her nesil için eski günleri kıymetlidir. Bugün 50 yaşın üzerinde olanlar için 1980'ler ne kadar özelse, onlardan önceki nesil için 1960'lı yıllar çok özeldi. Bugünün çocukları için de bundan 30-40 yıl sonra 2020'ler o kadar özel olacak. İnsan büyüdükçe hayatın en lüks, en kaygısız ve en zengin döneminin, çocukluğunu ve erken gençlik dönemini kapsayan o yıllar olduğunu daha iyi anlıyor. Benim ve akranlarım için o yılların en büyük keyfi, akşam ezanı vaktine kadar sokağın tozunu attırmakta, annelerin pencereden başını uzatıp "Haydi eve, hava karardı" dediği o tatlı azarda gizliydi. Sokaklar bizim büyük krallığımızdı; her kaldırım taşı bir macera, her park bir keşif alanıydı. Evimize giren ilk renkli televizyonun ekrandan odaya yaydığı o ışığı görmek ise adeta bir mucizeye tanıklık etmekle eş değerdi.

        Temsili fotoğraf

        KAPILARI KİLİTLEME GEREĞİ DUYULMAZDI

        Eski günlerin bu kadar güzel olmasındaki sır, belki de her şeyin henüz gerçek ve el yordamıyla yaşanıyor olmasındaydı. Komşulukların kapı kilitleme gereği duymadığı, mahalle bakkalının veresiye defterindeki dostlukların bugünkü banka hesaplarından çok daha kıymetli olduğu zamanlardı. Akşamları sofralarda tencere yemeklerinin dumanı tüter, komşu teyzelerin sokakta oynayan çocuklara uzattığı reçelli veya salçalı ekmekler dünyanın en prestijli restoranlarının menülerine değişilmezdi. Yaz tatillerinin bitmek bilmeyen uzunluğu, kış gecelerinin soba başındaki masallarla ve radyo tiyatrosuyla ısınan o huzurlu sessizliği... Her şeyin bir mevsimi, bir sırası ve en önemlisi bir ruhu vardı. Üstelik o zamanlar gerçekten dört mevsim vardı; sonbahar da yaz ya da kış gibi geçiştirilmez, özü gibi sonbahar olarak yaşanırdı. Keza ilkbahar da öyle...

        Temsili fotoğraf

        Şimdi o günlere dönmek imkânsız; evet... Ne var ki içimizdeki o çocuk; eski bir şarkının ilk notasıyla, burnumuza gelen taze ekmek kokusuyla ya da yağmurdan sonraki toprak kokusuyla kendini ele veriyor. Çünkü geçmiş, sadece geride kalmış bir takvim yaprağı değil; bugünkü bizi ayakta tutan, köklerimizi besleyen en sağlam can damarımız.

        REKLAM

        Paylaşımlara bakılacak olursa, 1980'li yıllarda çocukluk ve erken gençlik yıllarını yaşamış olanlar da var, sonraki yıllarda doğanlar da... Ama 1980'li yıllar akımına kapılanlarda çoğunluğu o yılları yaşamamış olanlar oluşturuyor.

        "HİÇ YAŞAMADIKLARI YILLARI NEDEN ÖZLÜYORLAR?

        Konuyla ilgili uzman görüşüne başvurduğumuz Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, "1980'ler yapay zekâ akımı"nı Habertürk okurları için analiz etti.

        "Bir tarafıyla sosyal medyanın son modası. Yapay zekâ, insanları 1980'lerin o abartılı kıyafetleri ve saç modelleriyle bugünkü yüzlerine giydiriyor, ortaya eğlenceli fotoğraflar çıkıyor. İnsanlar bu görüntüleri paylaşıyor, beğeni topluyor, ilgi çekiyor. Postmodern çağın "Görünüyorum, öyleyse varım" kültürünün yeni bir versiyonu bu. Peki gerçekten 1980'leri özleyen var mı? Emin değilim. Belki yaşı 50'nin üzerinde küçük bir kesim gerçekten o yılları özlüyordur ama bu fotoğrafları en çok paylaşanlar, 1980'leri hatırlayamayacak kadar genç. İşte asıl merak uyandıran nokta bu. 1980'ler bugünkü gibi dijitalleşmenin, enformasyon bombardımanının, belirsizliğin kol gezdiği yıllar değildi. Bir yanıyla görece sakindi ama diğer yanıyla askeri darbe bütün siyasi grupları bir buldozer gibi ezip geçmişti. Binlerce kişi hapse atıldı. O yılların işkence hikâyelerini hâlâ okuyoruz. Aynı zamanda Türkiye'nin kapalı bir ekonomiden çıkıp dünyaya açılmaya çalıştığı yıllardı da. Yani nostaljinin süslediği bu dönem, aslında hem sakinliği hem şiddeti bir arada taşıyordu. Algoritmalar herhalde bu abartılı kıyafetleri sevdi ve pazarlanabilir buldu. Ama asıl merak edilmesi gereken algoritmanın neyi sevdiği değil, bizim buna neden bu kadar hazır olduğumuz. Geçmişe özlem büyük ölçüde insanların iç dünyasıyla ilgili. Risk, belirsizlik ve geleceğe dair karamsarlık arttığında insanlar geçmişe sığınma yoluna gidebiliyor. İlginç olan şu, bu özlem kişinin bizzat yaşadığı bir döneme değil, medya ve popüler kültür aracılığıyla tanıdığı, hiç deneyimlemediği bir döneme de yönelebiliyor. İçinde yaşadığımız çağın en belirgin özelliği güvencesizleşme. Küreselleşme ve dijital dönüşüm insanları birbirine bağladı, etkileşimi artırdı ama aynı zamanda riski, belirsizliği ve güvencesizliği de küreselleştirdi. Bugünün huzursuzluğunun kaynağı büyük ölçüde burada. Elbette belirli bir yaştan sonra insanlar gençlik yıllarını özler, bu yeni bir şey değil. Tarih boyunca yetişkinlerin gençliğine duyduğu özlemi hep duymuşuzdur ama bu akım bireysel özlemin ötesinde bir şey anlatıyor. Yaşadığımız dönüşüm birçok insanda köklerinden kopma ve sarsılma kaygısı yaratıyor. Belki de özlenen 1980'ler değil, ayakların yere sağlam bastığı hissi. Son bir söz. 1980'lerde yaygın bir duvar yazısı edebiyatı vardı. Tuvalet kapılarının arkasına, okul sıralarına, bazı kamusal duvarlara sürekli birileri bir şeyler karalardı. Genç bir akademisyen olarak bu yazıları toplardım, bir gün oradan yola çıkıp toplumdaki değişim üzerine bir şeyler yazmayı düşünürdüm. Sonra bir sıra üzerinde şunu okudum, "Sen buraya anlamsız şeyler yaz, başkaları derin anlamlar çıkarsın." O gün toplamayı bıraktım. Bu yazı da öyle bir şey mi, zaman gösterecek.

        Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde İktisat Sosyolojisi anabilim dalında sosyoloji dersi veriyor

        1980'li yıllarda çocukluğunu ve erken gençlik yıllarını yaşayanlar, neleri özlediklerini paylaştı. O kişilerin ifadelerinin alt metninde Sosyolog Prof. Dr. Veysel Bozkurt'un da dile getirdiği gibi yaşanılan dönüşümün birçok insanda köklerinden kopma ve sarsılma kaygısına neden olması bulunuyor.

        • Gülşah Uslu: Bugün ekranların pikselleri arasında ufalanan hayatlarımızda, o eski günlerin en çok saf samimiyetini ve kesintisiz anlarını arıyoruz. O yıllarda hayatın bir kapsama alanı yoktu. İnsanların doğrudan insanın gözünün içine baktığı bir gerçeklik vardı. Akşam ezanıyla eve çağrılan çocukların, sokak lambalarının altındaki uzun sohbetlerin, kapı kilitlerinin süs niyetine takıldığı mahallelerin konforunda büyüdük. Oysa bugün, her şeyin anında elinin altında olduğu bir tüketim hızındayız ama insana dair ne varsa her geçen gün biraz daha eksiliyor. İletişim ağları genişledikçe yalnızlığımız büyüyor; bir tıkla dünyanın öbür ucuna ulaşırken yan dairedeki komşumuza yabancılaşıyoruz. Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken ruhumuzu hızlandırarak budadı; sabrı, tahammülü ve en önemlisi beklemeye değer şeylerin heyecanını elimizden aldı. Şimdi özlediğimiz şey sadece nostaljik bir ahşap kapı ya da eski bir mahalle değil; hayatın o yavaş, demli ve gerçeğe yaslanan ritmi. Hâlâ o kokuya, o komşuluğa ve anda kalabilme cesaretine hasret olmamızın sebebi de belki bu.

        • Mihrican Yücel: İnsanlık olarak doğanın dengesini bozduğumuz, dünyayı betona ve dijital duvarlara boğduğumuz hız çağı, bizi sadece birbirimizden değil, topraktan ve gerçeğin kendisinden de kopardı. Eskiden mahallelerimizde komşumuza duyduğumuz güven, aslında dünyaya ve gezegene duyduğumuz güvenin bir yansımasıydı. Teknolojinin ve hırsın getirdiği bu yapay dünya, bizi evimizin içinde eşimizle ve çocuklarımızla yabancılaştırdı. Geçmişi ve o eski samimiyeti özlememiz boşuna değil. Çünkü o zamanlar insan da doğa da bugünkünden çok daha güvendeydi.

        Cengiz Siper: Bugün evlerimizin en başköşesine kurduğumuz o dijital ekranlar; adı 'Bağlantı' olan ama aslında insanı yapayalnızlaştıran birer duvar haline geldi. Hepimizin elinde birer akıllı cihaz, parmaklarımızın ucunda kayıp giden sonsuz bir akış... Öyle bir çağdayız ki artık evlerimizin içinde bile sesimizi duyuramıyoruz. Eşimizle iki çift laf etmek, çocuklarımızın gününün nasıl geçtiğini gözlerinin içine bakarak dinlemek ekranların gürültüsünde kaybolup gidiyor. Aynı evde yaşayan ama birbirinin dijital dünyasında yabancılaşan kalabalıklarız artık. İşte tam da bu yüzden, içimizdeki o sürekli "Eskisinden ne kadar da uzaktayız" sızısı dinmiyor. İnsanlar her geçen gün biraz daha bir önceki günü, o ekranların hayatımızı esir almadığı demli akşamları özlüyor. Çünkü biliyoruz ki zaman ilerledikçe hayatımız kolaylaşmıyor; aksine, en kıymetli hazinemiz olan birlikte olma ve paylaşma hissinden azar azar eksiliyoruz. Geriye kalan ise aynı evin içinde birbirine teğet geçen, konuşmaktan mahrum, sessiz ve yorgun hayatlar.

        • Rezzan Özçetin: Bizler sokakta oynamanın tadını bilen, kendi oyuncaklarımızı yapan, kütüphanede saatler geçiren ve birbirimizle iletişim kurabilen bir dönemden geliyoruz. Sosyal medyadan beğeni, yorum ve kutlamalar yapmak yoktu. Telefon açıp, tebrik edilirdi. Mahalle kültürü denilen bir şey vardı o zamanlar. Herkes kapısının önünde oturur, sohbetler edilir, çaylar içilirdi. Mahallenin delikanlıları mahalledeki kızları kendi kardeşleri gibi korur, kollardı. Çocuklar gözbebeklerimizdi, kimse onlara zarar verebilecek bir şeyi aklından dahi geçirmezdi. Açıkhava sinemaları bizim heyecan içinde bir araya geldiğimiz ortamlardı. Bu kadar bina, ve inşaat yoktu, yeşilimiz daha çoktu. Yeşili, doğayı daha çok koruyorduk. İlişkilerde de daha hoşgörülü ve daha empati kurarak yaklaşıyorduk. Elimizde telefon ve sosyal medya olmadan geçirdiğimiz zaman neredeyse yok denecek kadar az. Keşke 1980'lerdeki bakış açımızı ve değerlerimizi koruyabilseydik.

        • Nilüfer Serttaş: O günleri özlerken aslında aradığımız şey, hayatın bugünkünden daha kolay olması değil. Bugün o ekranların arkasından baktığımızda gördüğümüz en büyük acı, zamanın akıp gitmesi değil; o akışta bizim ne kadar yorulduğumuz, ne kadar katılaştığımız ve ne kadar çok şey kaybettiğimiz. Çocukluğumuzun, ilk gençliğimizin o cesur, merhametli ve hevesli insanlarını özlüyoruz.

        • Emel Serhat: O yıllarda kelimeler ekranların o soğuk camına çarpmaz, doğrudan insandan insana, gözün göze değdiği bir aidiyetle taşınırdı. Cep telefonlarının, anlık mesajlaşma uygulamalarının ve dijital duvarların olmadığı o yıllarda iletişim; zahmetli ama bir o kadar da hakiki bir eylemdi. Birisiyle buluşmaya söz verdiyseniz sözünüzde durmak zorundaydınız. Çünkü "Geciktim, yoldayım, şarjım bitti" bahanesine sığınma lüksünüz yoktu. O yüz yüze olma mecburiyeti, ilişkilerin tabiatına kusursuz bir dürüstlük ve cesaret katıyordu. İnsanlar duygularını saklayacak emojilerin arkasına gizleyemez, sevgilerini de öfkelerini de doğrudan karşısındakinin gözlerinin içine bakarak söylemek zorunda kalırlardı. Göz teması, sözün bittiği yerde vicdanın devreye girdiği, samimiyetin en saf filtresiydi. Bugün ise ceplerimizde taşıdığımız o akıllı cihazlar, hayatımızı kolaylaştırır gibi görünürken bizi birbirimizin yabancısı haline getirdi. Yüz yüze gelmeden, sadece parmak uçlarımızla kurduğumuz ilişkiler; sorumluluktan uzak, kolay harcanabilir ve maalesef bir o kadar samimiyetsiz bağlar üretiyor. Karşımızdakinin gözündeki ışıltıyı, sesindeki titremeyi görmediğimiz için birbirimize karşı daha rahat maskeler takabiliyor, daha kolay kırıcı olabiliyoruz. O yüzden bugün asıl özlediğimiz şey sadece geçmişin nostaljik ritmi değil; birbirimizin gözünün içine bakmaktan korkmadığımız, dürüstlüğün ve hakiki bağların o cesur, ekransız dünyası.

        HER KATEGORİDE 1980'LERİN 3'ER ÖNEMLİ OLAYI

        DÜNYA

        Soğuk Savaş'ın Son Dönemi ve Mihail Gorbaçov: Sovyetler Birliği'nde iktidara gelen Mihail Gorbaçov'un başlattığı Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılandırma) politikaları küresel dengeleri sarstı.

        • Siyasi ve ekonomik kurallar baştan yazıldı: Margaret Thatcher'ın ve Ronald Reagan'ın liderliğinde 'Devlet baba' kavramı yavaş yavaş sahneden çekilirken, yerine serbest piyasanın, bireysel hırsın ve küreselleşme denilen o devasa çarkın dişlileri geçti.

        Berlin Duvarı'nın Yıkılması: Doğu Almanya ve Batı Almanya'yı ayıran Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla Soğuk Savaş dönemi fiilen sona ererken Doğu Bloku çözülme sürecine girdi.

        Berlin Duvarı, 9 Kasım 1989'da yıkıldı.

        SİYASET

        • 12 Eylül 1980 Darbesi ve Askeri Rejim: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetime el koymasıyla parlamento feshedildi. Siyasi partiler kapatılarak yaklaşık 3 yıl sürecek sıkıyönetim ve askeri vesayet dönemi başladı.

        • 1982 Anayasası'nın Kabulü: Siyasi yapıyı, temel hak ve hürriyetleri yeniden şekillendiren, darbe yönetimi tarafından hazırlatılan ve halk oylamasıyla kabul edilen yeni anayasa yürürlüğe girdi

        • 1983 Seçimleri ve Turgut Özal Dönemi: Askeri rejimin ardından yapılan ilk genel seçimlerde Anavatan Partisi'nin (ANAP) tek başına iktidara gelmesiyle Turgut Özal'ın başbakanlığında Türkiye'de liberal ekonomi ve siyasette yeni bir dönem başladı.

        Turgut Özal (1927-1993)

        EKONOMİ

        • 24 Ocak Kararları: Dışa açık, ihracata dayalı büyüme modelini ve serbest piyasa ekonomisini merkeze alan köklü yapısal kararlar hayata geçirildi.

        • Özelleştirme Hamleleri ve İhracata Dayalı Büyüme: Devletin ekonomik hayattaki ağırlığını azaltmak için ilk özelleştirme adımlarının atılmasıyla, köprüler, otoyollar gibi büyük altyapı projeleri gündeme geldi.

        • 1982 Banker Skandalı: Yüksek faiz vadeden denetimsiz finans kuruluşları olan bankerlerin peş peşe iflas etmesiyle binlerce vatandaş mağdur olurken Türk finans tarihinde derin izler bırakan büyük ekonomik kriz patlak verdi.

        Dönemin banker kuruluşlarından biri olan Banker Kastelli'nin merkez binasının önünde mağdurlar, mevduatlarını kurtarabilmek için günlerce bekledi.

        BİLİM VE TEKNOLOJİ

        • Kişisel Bilgisayarların Piyasaya Çıkışı ve Yaygınlaşması: IBM, 1981'de ilk kişisel bilgisayarı üretti. Apple Macintosh ile birlikte bilgisayar teknolojisi evlere ve iş yerlerine girmeye başladı.

        • Internet'in Temellerinin Atılması: ARPANET ağının TCP/IP protokol standardına geçmesiyle modern internetin teknik altyapısı kurulurken küresel veri iletişim ağı doğdu.

        • Türkiye'de Bilgisayarla Tanışma ve Bilişim Sektörünün Doğuşu: Türkiye'de 1980'lerin ortalarından itibaren Commodore 64, Sinclair ZX Spectrum gibi ev tipi bilgisayarlar popülerleşirken üniversitelerde bilgisayar bilimleri bölümleri kurulmaya başlandı.

        KÜLTÜR SANAT

        Hesaplaşma Metinleri ve Postmodern Yönelimler: Darbe döneminin hapisleri, işkenceleri ve toplumsal yıkımı edebiyatta geniş yer buldu. Sevgi Soysal'ın 'Şafak' ve 'Hoş geldin Ölüm', Erdal Öz'ün 'Yaralana Yaralana', Latife Tekin'in ise gecekondu kültürünü kendine has diliyle anlatan 'Sevgili Arsız Ölüm'ü edebiyatta adeta yeni bir dönemi başlattı.

        • Siyasal Mizah Dönemi: Ferhan Şensoy ve Levent Kırca gibi isimler, siyasal mizahı meydana getirdi.

        • Yeşilçam'ın Yapısal Krizi: Televizyonun ve ev videolarının yaygınlaşması, sinema salonlarındaki izleyici sayısını dramatik biçimde düşürdü. Bu kriz Yeşilçam'ın klasik yapım modelini çökertti. Aynı zamanda Atıf Yılmaz'ın kadın odaklı filmleri, Türk sinemasında kadın kimliğini ve cinselliği merkeze alan yeni bir estetik başlattı.

        1986 yapımı 'Ah Belinda'da başrolleri Müjde Ar, Yılmaz Zafer ve Macit Koper paylaştı.

        SPOR

        • Futbolda Turgut Özal Dönemi ve Serbest Piyasa Devrimi: 1980'lerin ortalarından itibaren Turgut Özal liderliğindeki iktidar döneminde ekonomideki serbest piyasa yaklaşımı futbol yönetimine de uyarlandı. Yabancı oyuncu yasakları esnetilerek, kulüplere vergi kolaylıkları getirildi.

        • 1980 Moskova Olimpiyatları ve Boykot: Sovyetler Birliği'nin 1979 sonunda Afganistan'ı işgal etmesi üzerine 66 ülke protesto amacıyla olimpiyata katılmadı. 1984'te ise bu kez Romanya hariç Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku ülkeleri Los Angeles olimpiyatlarını boykot etti. Bu iki protesto, spor tarihinin en kapsamlı boykot eylemi oldu.

        • Naim Süleymanoğlu'nun Bulgaristan'dan İltica Etmesi: Dünya halter tarihinin en büyük sporcusu olan Naim Süleymanoğlu'nun, Melbourne'deki dünya kupası sırasında Türkiye büyükelçiliğine sığınması, Türkiye adına yarışma kararının zeminini hazırladı.

        Naim Süleymanoğlu (1967-2017)

        MAGAZİN

        • Zeki Müren ve Ajda Pekkan'ın Zirve Yılları: Zeki Müren, ikonik sahne kostümleri ve şovlarıyla, Ajda Pekkan ise pop müzikteki yenilikçi tarzı ve Avrupa vizyonuyla 1980'ler magazin basınının ve popüler kültürünün merkezinde yer aldı.

        • Acı Temalı Şarkı ve Filmlerin Altın Çağı: Küçük Emrah ve Küçük Ceylan gibi şarkıları da filmleri de acı temalarla bezeli küçük şarkıcılar ülkenin en ünlü kişileri arasına girdi.

        • TRT Tek Kanal Dönemi: Televizyonun hayatın merkezine yerleştiği bu dönemde TRT'nin tek kanal olduğu yıllarda yayınlanan 'Dallas' gibi yabancı diziler, toplumda ortak magazinel yankılar oluşturdu.

        Teksaslı zengin bir petrol ailesi olan 'Ewing Ailesi'nin ihtiras, ihanet ve güç mücadelelerini konu edinen 'Dallas', 1978-1991 arasında yayınlandı.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ