Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
HABERTURK.COM

Gençlerle üçüncü buluşma için teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Havalar artık güzelleşti, inşallah havaların bu yaz mevsimiyle beraber bu Kovid sürecini de sağlığımız için bir sinyal olarak görüyorum, Allah’tan niyazımız budur. Sürekli olarak vakalar vesaire azalıyor, vefat sayıları düşüyor, bunlar tabii güzel haberler. Ve bütün bunlarla birlikte de bizlerin de yatırımlar noktasında, attığımız adımlar noktasında artık performansımızı yükselttiğimiz bir döneme girdik." ifadesini kullandı.

Erdoğan, bıkkınlığın, bezginliğin farkında olduklarını belirterek, "İşte son olarak YKS imtihanları da yapıldı. Bu imtihanlardan da bütün yavrularımıza inşallah başarılarla dolu bir netice ve arzu ettikleri yerlere girme imkanını Rabbim kendilerine inşallah lütfeder diyorum. Ve şimdi de sözü sizlere bırakıyorum." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gençler arasındaki soru-cevap etkinliğinden öne çıkanlar şöyle:

GENÇ- Merhabalar Sayın Cumhurbaşkanım. Ben Tolga Göğebakan, Ege Üniversitesinden geliyorum. Kanal İstanbul projesiyle ilgili internette birçok haber okuyoruz, işte eleştiren, çok iyi olduğunu söyleyen. Ben bununla ilgili hiç kendim araştırma yapmadım çünkü akademik çalışmalarıma zaman ayırdığım için. Sizden bunun detayını öğrenmek istiyorum.

"KANAL İSTANBUL BENİM İBB BAŞKANLIĞIM DÖNEMİNDE ATTIĞIMIZ BİR ADIM"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: "Kanal İstanbul konusu aslında 11 yıllık bir proje, benim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığım döneminde attığımız bir adım. Kanal İstanbul’la ilgili bir adım atmamız şart. Neden? Çünkü İstanbul Boğazı bir defa çevre için her an bir tehdit. Özellikle de virajlar noktasında İstanbul Boğazı’nın bir özelliği var. Ve tabii gemiler bazı yerde, yani dümen kilitlenmesi dediğimiz durumla karşı karşıya kalabiliyor. İcabında manevrayı yapamaz hale geldiği yerler oluyor. Biliyorsunuz birçok kere İstanbul Boğazı’nda kazalar oldu. En son bir Rus savaş gemisi orada biliyorsunuz maalesef bir kaza ile karşı karşıya kaldı. Bir zamanlar bir Romen tankeri İstanbul Selimiye’de maalesef bir yangınla bir tehdit oluşturdu ve 7 ay civarında o Romen tankeri orada yandı, 7 ay civarında.

Aynı şekilde Kandilli’de mesela bir kuru yük gemisi geldi sahile bindirdi. Şimdi biz bunlardan hiç kendimize bir şeyler çıkarmayacak mıyız? Bu felaketlerden biz de ders çıkarmamız lazım. Özellikle yılda 45 bin geminin geçiş yaptığı İstanbul Boğazı’nın bu trafiği daha fazla taşıması mümkün değil. Burada yapılan projeksiyonlar 2050 yılında bu rakamın 78 bini bulacağını gösteriyor. Trafik devamlı artıyor. Oysa boğazın güvenli gemi geçiş kapasitesi sadece 25 bin. Boğazı gemi geçişlerine kapatamayacağımıza göre, artan trafiği karşılamak için artık elimizde tek imkan vardı, o da Kanal İstanbul. Ve proje kapsamında yer alan 500 bin kişi kapasiteli Kanal İstanbul’un her iki tarafına dedik ki adeta bir şehir kuralım, bir de böyle bir adım atalım. Yani her iki tarafa bunu kurarken projelendirme noktasında gayet kalite bir şehircilik anlayışı ve bir de İstanbul’da ve Türkiye genelinde biliyorsunuz bizim bir şehircilik planlaması dediğimiz adımlar atıyoruz.

Örneğin İstanbul’un Avcılar’ında sıkıntı var, nedir o? İşte deprem sıkıntısı ve biz buradan buraya deplase edelim. Vatandaşlarımıza diyelim ki; bak buyurun burada gayet güzel yaptığımız, yapmakta olduğumuz konutlar var. İstanbul’un değişik yerlerinden deprem tehdidi olan, onlara buraları çözüm olarak gösterelim ve buraya taşıyalım. Ve böylece hem bu tehditlerden halkımızı kurtarmış olalım, hem de bu kanalın her iki tarafında öyle dikey mimari değil hedefimiz yatay mimari, yani zemin artı 4, bilemediniz zemin artı 5, daha fazla olmayacak, böyle bir yapılanmayla hem görünümünü çok çok güzel yapacağımız bir mimariyle İstanbul’umuzda Kanal İstanbul’un etrafına bunu yapalım dedik. Ve 11 ayrı üniversiteden 51 bilim insanı ile toplam 204 uzman burada görev yaptı. Bu görevin neticesinde de kanalın uzunluğu değerli arkadaşlar, 45 kilometre, Karadeniz’den Marmara’ya. Genişliği minimum 275 metre, derinliği 20.7, yani 21 diyelim, böyle bir derinlik söz konusu. Yapılan etütler Kanal İstanbul’daki gemi trafiğinin boğaza göre 13 kat daha güvenli gerçekleşeceğini bize gösterdi.

Şimdi 13 kat daha böyle güvenli bir durum söz konusu olduğuna göre, bizim hala İstanbul Boğazında direnmemizin bir anlamı var mı? Tankerdi, o büyük yük gemileriydi, artık bunlara İstanbul Boğazını kapayıp onların hepsini bizim Kanal İstanbul’a kaydırmamız gerekecek. Ve bütün bunlarla beraber tabii ülkemize çağ atlatacak böyle bir projeyi tabii biz muhalefetin insafına bırakamayız. Şu anda bizim Kanal İstanbul’la hedefimiz birinci derecede bir çevre tehdidinin ortadan kaldırılması. İki; Allah göstermesin, İstanbul’daki bugüne kadar yaşanmış olan bütün o kazalardan filan bunlardan büyük oranda tamamen kurtulmak. Üç; çok daha sağlıklı deniz trafiğini sağlamak. Bir diğer adım tabii burada; inşallah limanlarla, marinalarla bu planın-bu projenin dünyada müstesna bir yeri olacak. Bunu parmakla gösterir hale inşallah getireceğiz. Tabii bu konuda muhalefetin yaklaşım tarzları çok çok çirkin. Eğer biz bunlara eyvallah edersek hiçbir şeyi yapamayız."

GENÇ: Sayın Cumhurbaşkanım, benim ismim Yunus Çolak. 28 yaşındayım, evliyim. İstanbul Üniversitesinde doktora eğitimime şu an devam ediyorum uluslararası ilişkiler alanında. Öncelikle böyle muhteşem bir yapıda bizleri ağırladığınız için biz çok teşekkür ediyoruz.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: İlk kez mi geliyorsun?

GENÇ: İkinci defa geldim Sayın Cumhurbaşkanım, ama bu salona ilk defa giriş yaptım. Biz çok şeref duyduk, çok teşekkür ederiz. Siz tabi lider diplomasisini çok iyi kullanan bir lidersiniz ve geçtiğimiz günlerde de biz bir NATO Zirvesinde sizi gördük, orada da çokça görüşmeler yaptınız. Ve biz şunu biliyoruz ki: Birebirde müzakere halinde istediğini alabilen bir lidersiniz, bu açıdan NATO Zirvesini nasıl değerlendirirsiniz istediğinizi alma noktasında.

"NATO LİDERLERİ İÇİNDE EN KIDEMLİSİ BENİM"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: NATO Zirvesi bizim için gerçekten çok çok anlamlıydı. Ve bu zirvenin içerisinde olan liderlerde de ben demeyi pek sevmem, ancak şu anda en kıdemli olan lider bendim. Ve 18 yıl geçti her yıl tabi birçok lider ya siyasetten kopuyor veya tekrar giremiyor öyle veya böyle. Hamdolsun milletimin teveccühü sayesinde biz yola devam ettik, devam ediyoruz. Ve bu bire bir görüşmelerin içerisinde tabi şöyle önem sırasına bunları sokacak olursam, bir taraftan tabi Fransa’yla ilgili Sayın Macron’la yaptığım görüşme vardı, ardından aynı şekilde Sayın Merkel’le yaptığım görüşme oldu. Bunun dışında İspanya Başbakanı Sayın Sanchez’le yaptığım görüşme vardı. Danimarka’nın Başbakanıyla yaptığım, Hollanda’nın Başbakanıyla yaptığım görüşme vardı. Bütün bunların dışında ayrıca yine en son görüşmem diyeyim Biden’la olan görüşmemdi. Bu arada tabi birde Miçotakis’le yaptığımız görüşme oldu Yunanistan Başbakanıyla. Ve tabi son görüşmeyi Sayın Biden’la yaptık. O da başarılı geçen bir toplantı oldu.

GENÇ: Ben Rize Güneşli’den geliyorum, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi din eğitimi alanında doktoramı yapıyorum. Son zamanlarda yapmış olduğunuz bir konuşmanızda sosyal medya belediyeciliğinin hizmetin yerini alamayacağını ifade etmiştiniz. Gerek medyadan, gerek sosyal medyadan her gün yüzlerce bilgiyle karşılaşıyoruz ve bu bilgilerin bir kısmı doğru, bir kısmı yanlış. Bunlar karşısında da vatandaş olarak bizlerin bilinçlenmesi için bilgi düzeyimizin artması lazım. Bu bağlamda ifade etmiş olduğunuz sosyal medya belediyeciliğiyle ilgili tam olarak ne demek istediğinizi açıklarsanız sevinirim.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Bizim hedefimiz; özellikle gönül belediyeciliği iddiasıdır. Biz gönül belediyeciliğine talibiz. Yani sosyal medya belediyeciliği ile vatandaşı bizim kalkıp aldatmamıza gerek yok. Yani şöyle vatandaşının sırtına nasılsın kardeşim, nasılsın vatandaşım, iyi misin, eksik nedir, ihtiyaçlar nedir, bana buranın ihtiyaçlarını söyler misin diyecek. Bir de, tepedenci olmayacak, tepeden bakan bir siyaset anlayışı olmayacak. Tam aksine tevazuda Mevlana’nın ifadesiyle toprak gibi olacak.

Mesela yalan siyaseti, nedir bu yalan siyaseti? Eğer siyasette yalan varsa ona asla biz prim veremeyiz, vermememiz lazım. Örneğin, şimdi bu ara bir yalan çıktı, nedir o yalan? Katar öğrencilerini bize gönderiyormuş ve Katar’ın öğrencileri, tam da bu YKS’dan bir gün önce oluyor, bakın bu da çok manidar ve Katar’ın öğrencilerini biz sınavsız olarak üniversitelerimize, hem de tıp fakültelerimize alıyormuşuz. Böyle bir şeyin olması mümkün mü? Bu mümkün olmadığına göre, böyle bir yalana benim vatandaşımı inandırma gayretini biz nasıl izah edeceğiz? Peki, biz Katar’la ne anlaşması yapıyoruz? Askeri eğitim anlaşması. Onunla YKS imtihanından bir gün önce tıp fakültelerine sınavsız girme diye bir şey anlaşılabilir mi, olabilir mi? Hani üstat diyor ya; “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak. Haykırsam kollarımı makas gibi açarak…” Evet, bu cadde çıkmaz sokak. Ve Türkiye’nin uluslararası camiada itibarını bu denli yitirmeye, bu denli yok etmeye çalışanlara da ben inanıyorum ki benim milletim gereken dersi verecektir.

GENÇ: Merhabalar, ben Şadiye Koşar, İstanbul Teknik Üniversitesinden katılıyorum Cumhurbaşkanım. Ben çevre mühendisliğinde YÖK 100/2000 bursiyeriyim, sürdürülebilir ve akıllı kentler kapsamında çalışıyorum, yenilikçi teknolojiler konusunda çalışmalarım konuyor. Birincisi, Marmara havzasında çok fazla sanayi tesisi bulunuyor, bu konuda alınması planlanan tedbirleri yeterli görüyor musunuz? Bu konuda hükümetinizi sorumlu görüyor musunuz, yani genel anlamda?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Olay tabi bir taraftan fabrikaların atıkları olduğu gibi, bir diğer taraftan da atık su arıtma tesislerinin bitmemesi. Şu anda herhangi bir fabrika eğer kendi atık sularını arıtma noktasında görevini yapmıyorsa, bu konuda bunlara yönelik tabi ki devlet, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız da tedbirlerini almıştır ve bunların üzerine gidecektir. Bakın biz hemen anında bütün ilgili birimler dahil üniversitelerimizin bu alandaki akademisyenlerini toparlamak suretiyle onlarla gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın riyasetinde, gerekse benim riyasetimde toplantı yaptık, YÖK bu konuda süratle toplantı yaptı ve ardından kendileriyle benim attığım adımlar oldu.

Biliyorsunuz müsilajın 3 temel unsuru var; bunlar, iklim değişikliğinin yol açtığı deniz suyu sıcaklığındaki yükselme, denizdeki durağanlık ve kirlilik. Tabi buna bir de yerel yöneticilerin iş bilmezliğini de eklemek lazım. Silahtarağa atık su arıtma tesisi gibi kritik projelerin temel atmama töreni gibi bir yaklaşımla devre dışı bırakılması bunlardan bir tanesidir. Aynı vizyonsuzluğun acı sonuçlarını maalesef Haliç’ten Büyükçekmece’ye kirlilikle boğuşan birçok yerde de görüyoruz. Şov yapmak uğruna kimsenin İstanbul’un ve Marmara’nın geleceğiyle oynamaya hakkı yoktur. Marmara Denizi müsilajdan tamamen kurtarılana dek çalışmalarımız yoğun bir şekilde devam edecektir. Ben Belediye Başkanlığım dönemimde, özellikle Veysel Beyin İSKİ’nin başında olduğu dönemde biz birçok atık su arıtma tesisi yaptık İstanbul’da. Şimdi ise bakıyoruz bu kolektörler bir kısmı devreden çıkmış, bir kısmı arıtma tesisleriyle maalesef bağlantılar yok, tabi bütün bunlar devre dış kalınca sizler müsilajla mücadele edemezsiniz.

GENÇ: Merhabalar. Ben Hacettepe Üniversitesinden tıp hekimi ve aynı zamanda Tümör Biyolojisi ve İmmünolojisinde doktora öğrencisi Turçin Sarıdoğan.

Öncelikle değerli vaktiniz için ve böyle bir program düzenlediğiniz için sizlere teşekkür etmek istiyorum. Aynı zamanda YÖK 100/2000 bursiyeriyim. Devletimize bizlere böyle bir burs imkanı sağladığı için de müteşekkirim. Benim sorum şöyle olacak bir tıp hekimi olarak: Yeni yerli aşımızın üçüncü faz aşamasına gelmiş bulunuyoruz, aşımızın adının da Turkovac olacağını açıkladınız. Aşımızın koruyuculuğu diğer aşılar gibi yüksek düzeyde olacak mıdır? Kovide karşı yaşadığımız süreci yerli aşımızın ne kadar kolaylaştıracağını öngörüyorsunuz ve aşının yaygın kullanımının ne zaman başlayacağını tahmin ediyorsunuz.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Tabii Turkovac inşallah bizim önemli bir sınavımız olacak, hedefimiz Eylül-Ekim gibi netice almak. Biliyorsunuz bazı üniversitelerimizin bu konuda çalışmaları var, aynı şekilde TÜBİTAK’ın bu işi takibi söz konusu. Kararlıyız ve Eylül-Ekim gibi de artık buradan bir netice alalım istiyoruz. Tabii hocalarımızın bu konudaki iddiaları siyasetçi olarak bizi de ümitlendiriyor. Biz de bize düşen neyse biz bunların hepsini yapmaya yöneticiler olarak kararlıyız diyoruz. Bütün laboratuvar çalışmaları devam ediyor. Ve bu konuda deneyler yoğun bir şekilde devam ediyor ve kendileriyle de her kabine toplantısında ilgili bakanlıklarımızdan bunların bilgilerini, neticelerini alıyoruz. Bildiğiniz gibi, ithal aşılar noktasında da şu anda 50 milyona yaklaşmış durumdayız. Tabii bu da özellikle aşıya olan güvenin arttığını göstermesi bakımından çok çok önemli. İlk zamanlar aşıdan bir ürkme vardı, aşıya yaklaşım sıkıntılıydı, ama şimdi bu ortadan artık kalktı. Yoğun bir şekilde yaş seviyesini de düşürüyoruz.

GENÇ: Merhabalar. Mehmet Parlak, Ege Üniversitesinden geldim ben arkadaşlarımın çoğu gibi YÖK 100/2000 bursiyeriyim. Biraz önce arkadaşımızın sorusunu cevaplarken kendisi size akademide mi kalayım, siyaset mi sorusunu cevapladığınızda akademide kalmasını önerdiniz. Tabi biz burada doktora öğrencileri olarak çoğu zaman evrensel bilginin üretimiyle ilgileniriz mesainin çoğunu buna ayırırız. Hatta çoğu zaman hakikaten ve evrensel bilginin iktidarlara karış korunması gibi bir görevimiz de vardır ve bilginin evrensel olanını üretmekle mükellef sayarız kendimizi. Son zamanlarda Türkiye’de özellikle imzacı Barış Akademisyenleri ve Boğaziçi özelinde akademik alanın özerkliği ve özgürlüğüne dair ciddi eleştiriler ve endişeler var. Siz buna katılıyor musunuz?

"TÜRKİYE'DE AKADEMİK ÖZGÜRLÜĞÜN OLMADIĞI BİR ÜNİVERSİTE YOK"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Ben bu dediğinize katılamıyorum maalesef, çünkü Türkiye’de şu anda akademik özgürlüğün olmadığı herhangi bir üniversite filan söz konusu değil. Bizim herhangi bir üniversitede oradaki özgürlüğü kısıtlamak veyahut da onların özgürlük alanını daraltmak diye bir derdimiz yok. Yani özgürlük bir başkasının özgürlük alanına müdahil olmamaktır. Eğer siz bir başkasının özgürlük alanına müdahil olduğunuz anda o sizin özgürlük alanınızın da bittiği yerdir. Orada tabi şunu bilmek gerekiyor ki: O üniversitede sadece bu tür gösterileri yapanlar okumuyor, bunların dışında da orada özgürlüğünü arayanlar var. Özgürlüğünü orada ilim tahsil etmek suretiyle yerine getirmek, yaşamak isteyenler var bunları bir kenara koyamazsınız. Ama orada maalesef bakıyorsunuz yani ben özgürüm dolayısıyla, benim özgür olduğum yerde bir başkası özgür olamaz mantığı hakimse bunu kabul etmek mümkün değil.

Bu özgürlüğü ilmin içinde aramak, bilimin evrenselliğinde aramak bundan daha güzel bir şey olabilir mi? Yoksa bunun dışında kalkıp da benim Kabinemin üniversitede böyle bir kısıtlamayı, böyle bir engellemeyi asla ve kata uygulamak söz konusu değildir, olamaz, böyle bir şeye zaten fırsat da vermem. Çünkü ben şuna inanıyorum: Üniversite öğrencisi üniversitedeki bütün çalışmalarını ilmin içerisinde yerine getirsin. Çünkü üniversite ilmin merkezidir, üniversite irfanın merkezidir. İlmin ve irfanın merkezini eğer biz teröre kurban edersek yazık olur, buna fırsat vermememiz gerekir. Ve ilmin bilimselliğine de zaten kesinlikle bunlar uymaz. İlmin bilimselliğine irfan yol açar.

GENÇ: Merhabalar Sayın Cumhurbaşkanım. İsmim Seda Beyaz, Fırat Üniversitesi Elazığ’dan geliyorum. 100/2000 biyoloji bölümünde biyoteknoloji öncelikli alanlarda doktora bursiyeriyim. Meme kanseri üzerine çalışmalarımı devam etmekteyim. Uygun görürseniz size bir sorum olacak. Avrupa Birliği’ne baktığımız zaman kadın profesör oranının yüzde 20 olduğunu görmekteyiz, Türkiye’de bu oran yüzde 32 oranında ve Avrupa Birliği’nden çok çok öndeyiz. Türkiye’de bu oran daha da artırılacak mı? Sadece akademi anlamında değil diğer sektörlerde de kamu kurum ve kuruluşlarında da bu oranı artırmayı ve bununla ilgili çalışmalar yapmayı planlamakta mısınız?

"BU CUMHURİYETTE GÖRÜLMÜŞ BİR DURUM DEĞİL"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Kadınlarla ilgili çalışmada attığımız adımlar gerçekten hızla ilerliyor ve bu da benim en önemli iftihar vesilemdir. Burada bazı oranları sizlere çok açık verme bakımından şöyle notlarıma bir bakarsam herhalde yanılmamış olurum, daha isabetli olur. O da kadınlarda attığımız adımlarda isabetli bir yere geldiğimizi, gelmekte olduğumuzu gösteriyor. Göreve geldiğimizde yüzde 4 civarında iken Parlamentodaki kadın sayısı, şu anda Parlamentodaki kadın sayısı mesela yüzde 17 küsura ulaşmış vaziyette ve bu artarak da devam ediyor. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri de kadınlarda yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda. Ve üniversitelerdeki tüm akademik kadrolara baktığımız zaman kadın oranı yüzde 51’in üzerinde. Yani bu Cumhuriyet tarihinde görülmüş bir durum değil.

Esasen hükümetlerimiz döneminde hem karar mercilerinde, hem de ticaretten bürokrasiye, akademiden siyasete her alanda kadınlarımızı destekledik ve teşvik ettik. Bir diğer nokta da, istihdam edilen kadın sayısı 6 milyon 122 binden 8 milyon 920 bine çıkmış vaziyette. Bir de, kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 27’den 32,5’a çıkmış vaziyette. Sağ olsun kadınlarımız her alandaki başarılarıyla bu desteğin karşılığını da veriyorlar gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında. Bunlar da tabii aynı zamanda bir teşvik mekanizması olmuş oluyor, bunu da takdir etmekten başka bir şey bize düşmez.

GENÇ: Sayın Cumhurbaşkanım, bizleri burada ağırladığınız için öncelikle ben çok teşekkür ederim. Ben farklı bir noktaya değinmek istiyorum. Ankara Üniversitesi kimya bölümünden geliyorum, Yekta Hocamızın desteklediği YÖK 100/2000 programında da biyosensörler alt alanında devam etmekteyim doktora programıma. Bildiğiniz gibi engelli vatandaşlarımız günlük hayatta bir sürü sıkıntıyla karşılaşmakta, hatta deyim yerindeyse, önlerine daha büyük engeller konulmakta. Bu engelli vatandaşlarımız eğitim sürecinde de birtakım sıkıntılar çekmekte. Bu vatandaşlarımızın önündeki engellerin kaldırılmasıyla ilgili planlarınız var mı, fikirleriniz nelerdir, bunları bizimle paylaşırsanız çok seviniriz.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Tabi bu konuyla ilgili şu anda bizim yaptığımız, yapmakta olduğumuz çalışmalarımızın başında, yani yeni girişimlerde bulunuyoruz ve engelsiz üniversite sürecini başlatmak bunlardan bir tanesidir. Her yıl üniversitelerimizin kampusları fiziki koşulları ve programları değerlendiriliyor ve bu konuda ilerleme sağlayanlar kamuoyuna duyuruluyor. 2023 yılına kadar tüm üniversitelerimizin engelli öğrenci dostu kampuslara sahip olmalarını şu anda planlamış bulunuyoruz.

GENÇ: Efendim, merhabalar. Bizi kabul ettiğiniz için ben de teşekkür ederim bütün arkadaşlarım gibi. Buradaki çoğunluk gibi ben de YÖK bursiyeriyim, Adana’dan geliyorum Çukurova Üniversitesinden. Kalkınma ve modernleşme çalışmıştım, buna dair böyle çalıştığım konulara dair bir ilk ağızdan size soru sorabilmek de ayrı bir keyif onun için teşekkür ederim. Arkadaşımızın az önce söylemişti çok yoğun bir tempoyla hayatınız geçiyor nasıl dinleniyorsunuz diye? Ben de oradan alarak şuraya getirip birbiriyle bağlantılı iki tane soru sormak istiyorum. Hem sizin siyasi hayatınızda hem de AK Parti özelinde siyasete başladığınızdan itibaren aslında parti kapatma olsun, buna benzer işte e-muhtıra olsun antidemokratik bazı uygulamalarla karşılaştınız. O devirlerde de hatta gelişmekte olan ülkelere örnek gösteriliyordunuz, yabancı dergilerde kapak oluyordu resimleriniz ve örnek gösteriliyordunuz demokratikleşme yolunda. Fakat kendi ülkenizde antidemokratik uygulamalarla karşılaşıyordunuz. Bu da elbette ki insanı yıpratır.

Ben şöyle düşünüyorum: AK Parti’nin her bir dönemi ya da sizin siyasi hayatınızın her bir dönemini ayrı ayrı ele almak lazım. Çünkü zamanın bir değiştiriciliği, dönüştürücülüğü var. İkincisi, bu uygulamalardan zaten rahatsız olunduğu için 2010’de referandumla malumunuz bunların önü alındı. Fakat ben çalışmamda görebildiğim kadarıyla dünyada hani demokratikleşme iktidarın ya da idarenin denetlenmesi tabi ki askeri olması çok demokratik bir şey değil, istenilen bir şey de değil. Fakat bunun yerine STK’lar, yayın organları, medya ve hukuk çok fazla güçlendiriliyor. Tabi demokratikleşme uzun bir yol, uzun bir süreç. Sizce biz bunun neresindeyiz? Gerçekten bu denetleme işini yeteri kadar yapabiliyor muyuz ülke olarak? Yani hülasa edecek olursak, demokratikleşme yolunun neresindeyiz? Kendi denetleme orijinimizi kurabildik mi, kurabileceğimiz mi? Çok teşekkür ederim bu imkanı verdiğiniz için.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Tabi demokratikleşme noktasında herhangi bir sıkıntının olduğunu zannetmiyorum, çünkü isteyen istediği gibi demokratikleşmede adımlarını atıyor. İsteyen partisini kuruyor, isteyen vakıflar kuruyor, isteyen dernekler kuruyor. Örneğin, partimizden ayrılıp partilerini kuranlar var. Bundan önce başımıza gelenlere bakarsanız, bunlar başımıza geldiği zaman biz ne yaptık, kavga mı ettik, gürültü mü? Yok. Peki, terör mü estirdik? Yok. Tam aksine belirlenen sürece hazırlandık, girdik seçimi aldık. Aynı şekilde şu anda terör estirenlere bakın, işte PKK’yla iş birliği yapanlara bakın. Çok açık, net ortadalar. Ve PKK’yla iş birliği yapmak suretiyle parlamentoya giren ve istediği gençleri de kaçırıp dağa çıkaranlar var. Ve bütün bunlara rağmen biz bu mücadelenin kesinlikle demokrasi içerisinde ve demokratikleşme sürecini koruma altına alarak yürütmek durumundayız. Ve bunun da tek yolu siyasi partilerin içerisindeki örgütlenmedir. Siyasi partilerin içerisindeki örgütlenme zaten size o yolu ne yapıyor? Açıyor. Halk size ne kadar yetki verirse o yetkiyi de ne yaparsınız? Verdiği yetki oranında kullanırsınız.

"DARLANDIĞINIZDA NE YAPIYORSUNUZ?"

GENÇ: Öncelikle merhaba. Sayın Cumhurbaşkanım ben çok Türkiye’yle ilgili genel bir şey sormayacağım, çok daha kişisel bir şey sormak istiyorum. Yani bunca yıl devlet yönetiyorsunuz, bir sürü ilişki yönetiyorsunuz, insan yönetiyorsunuz kolay iş değil yani hani. Ben daha çok bütün bu yönetim işinde darlandığınızda ne yapıyorsunuz onu merak ediyorum?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Nasıl?

GENÇ: Darlandığınızda ne yapıyorsunuz?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Ha darlandığınızda.

GENÇ: Evet.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Sen Karadenizli misin?

GENÇ: Evet.

"DARLANDIĞIMDA TORUNLARIMI ARIYORUM"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Belli oluyor, kelimeden anlıyorum görüyorsun. Darlandığımda torunları arıyorum, torun ne demek biliyorsun.

GENÇ: Biliyorum. Bu arada benim de oğlum var ben de gelecek miyim Tayyip Dede’ye dedi?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Maşallah kaç tane var?

GENÇ: Bir tane. Tayyip Dede’ye ben de gelecek miyim orada oyuncak var mı dedi? Ben de dedim anneciğim şu anlık olmayabilir. Size çok selam söyledi.

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Tabi darlandığımızda zaman zaman torunları aramak, zaman zaman kendi meşgale alanımızı bulunduğumuz yerde genişletmek. Bizde tabi iş çok ve bu konularla ilgili olarak öyle boş kalma diye benim hayatımda öyle pek bir şey olmuyor, yani ful.

GENÇ: Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum burada ağırladığınızdan ötürü. Ben Diyarbakır’dan geliyorum Dicle Üniversitesi’nden, Eski Türk Edebiyatı’nda doktora yapmaktayım. Hususen şehrimizin ve üniversitemizin selamlarını iletiyorum öncelikle. Aynı zamanda doktora öğrenciliğimin yanı sıra özel bir yurtta yurt idareciliği yapıyorum ve gençlerle baş-başayız biz orada, yaklaşık olarak 200 öğrencimiz var. Bu noktada muhalefetten yana size yönelik, gençleri anlamadığınıza yönelik bazı ifadeler söyleniyor, sürekli dillendiriliyor. Acaba bunun payı nedir yani, gerçekliği var mıdır? Bu sizin üzerinizde bir baskı unsuru olarak duruyor mu Sayın Başkanım?

"BENİM GENÇLERİ ANLAMAMAK GİBİ BİR DURUMUM OLMASI MÜMKÜN DEĞİL"

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Bu konuda ben bunu hafıza kaydıma alayım, ama benim gençleri anlamamak gibi bir durumumun olmasını düşünmem veya buna yer vermem hiç mi hiç mümkün değil. Niye? Zira şu 18-19 yıllık süreç içerisinde ciddi manada gençler üzerinde yaptığımız yatırımlar ortadadır. Kaldı ki ruhu genç olan birisiyim ben. Çünkü bütün gençlik çalışmalarının içerisinden gelmiş birisiyim, gençlik hareketlerinin içerisinden gelmiş birisiyim. Dolayısıyla benim gençlikten uzak kalmam mümkün değil. Sporsa spor, sanatsa sanat, kültürse kültür, bütün bunları yaşayarak geldim, hala da yaşıyorum, ruhum genç ve bu konuda attığım adımlarla da yolumuza inşallah devam ediyoruz. Gençleri seviyorum, gençlerden uzak kalmam da mümkün değil.

GENÇ: Sayın Cumhurbaşkanım, merhabalar. Ben Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’nden geliyorum. Size Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi ailesinin saygı ve sevgilerini getirdim. Huzurunuza kabul ettiğiniz için ve sizi yakından görebildiğim için çok mutluyum. Ben kimya anabilim dalında mikro ve nano teknoloji öncelikli alanda 100/2000 doktora bursiyeriyim Cumhurbaşkanım. Sorum şu olacak: Son yıllarda doktora yapan ve doktoradan mezun olan öğrenci sayısı artmış olmasına rağmen ülkemiz hala gelişmiş ülkelerin bu anlamda gerisinde. Gelişmiş ülkelerde özel sektörün ar-ge çalışmaları fazla olduğu için bu alanlarda istihdam edilen öğrencileri de fazla, yani mezun olan doktoralılar da fazla. Ülkemizde de buna benzer bir şey yapılabilir mi? Yani özel sektörün ar-ge çalışmaları arttırılıp doktoralı öğrenciler buralarda istihdam edilebilir mi? Ve ek olarak üniversitelerdeki bizleri de içerisine kapsayan ar-ge merkezlerinin sayısı artırılabilir mi?

CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: Biz tabii özel sektörle her buluşmamızda, her görüşmede, söylenen; biz her türlü teşviki sizlere veriyoruz ve vermekte de kararlıyız. Ama sizden de diyoruz ki ar-ge çalışmalarınıza biraz bu konuda daha büyük imkanlar verin, biz de size belli destekleri verelim, arttıralım. Çünkü her şeyi devletten beklemek doğru olmasa gerek. Yani biz bir yerde devlet olarak özel sektörün de altyapısını oluşturuyoruz ve belli noktalardan sonra da diyoruz ki, şart getirelim, belli bir süre devlette kalmak kaydıyla bu ar-ge çalışmalarını yaptıralım. Ama benim buradan tüm özel sektöre tavsiyem şudur: Özel sektör yatırımları gerçekten güçlü yatırım olarak bu işe giriyorsa, özellikle ar-ge’ye çok büyük önem vermesi lazım ve ar-geden yetiştirdiği elemanlarla; bir; maliyetleri düşürmesi çok çok önemli. İki; kendisine gerekli olan elemanın özelliklerini, hassasiyetlerini ar-ge’de pişirmesi lazım.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "(Katarlı öğrencilere sınavsız tıp eğitimi iddiası) Türkiye’nin uluslararası camiada itibarını bu denli yok etmeye çalışanlara inanıyorum ki milletim gereken dersi verecek." dedi.

24 SAAT GÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri