Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

“Hocaların Hocası” olarak anılan akademisyen- gazeteci Nermin Abadan Unat ile Türkiye’nin ilk kadın avukatlarından İnayet Bedirhan, Cumhuriyet ilan edildiğinde 3 yaşındaydı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde dünyaya gözlerini açan, Cumhuriyet’in kuruluşuna, büyümesine ve gelişmesine tanıklık eden iki Türk kadını, Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda ilerledi. İkisi de çok önemli yerlere geldi, mesleklerinde duayen olarak anılıyorlar. 94 yıllık Cumhuriyet tarihinin tanıkları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve gelişmesini, Atatürk’le ilgili anılarını ve bugün yaşadığımız Türkiye’deki gelişmeleri, “zehir” gibi hafızalarıyla Habertürk’e anlattı.

OĞLUNUN İSMİ MUSTAFA KEMAL

Nermin Abadan Unat, isminin başına bir sıfat iliştirilmesi en zor olan kişi belki de. Bugün Türkiye’nin ünlü tarihçilerini, akademisyenlerini, gazetecilerini yetiştirmesi nedeniyle “Hocaların Hocası” olarak anılıyor. Aynı zamanda Türkiye’de kadın olarak gerek gazeteci gerek siyaset bilimci unvanlarıyla da tarihe geçmiş ve kuruluş yıllarının havasını nefes gibi içine çekmiş biri o.

1921 Eylül’ünde, boşnak bir baba ve Alman asıllı bir annenin kızı olarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda doğdu. İsmi Nermin Süleymanoviç’ti. Ara sıra gördüğü bir baba ve otoriter bir anneyle büyüdü. Babasını kaybettikten sonra, dergilerden tanıdığı Atatürk’ün Türkiye’sine duyduğu hayranlık ve okuma aşkı onu henüz 14 yaşındayken Türkiye’ye getirdi.

“Çok meraklıydım, her dilde dergilere bakıyordum. Türkiye’nin hiçbir yerde yapılmayanı yapmaya çalıştığını okurdum. İşte o zaman Atatürk’ün Türkiye’sindeki imkânları düşündüm.” O yıllarda Türkiye’de milli egemenlik ve laiklik ilkesinin benimsendiği, modernleşme, medenileşme idealleriyle uyuşan milli eğitimin temelleri atılıyordu. Nermin Hanım, işte bu fikirden etkilendi ve 1936’da annesine “Amcama gidip geleceğim” diyerek veda etti. Bu onu son görüşü oldu. Viyana Büyükelçiliği’nin sağladığı 3. mevki tren biletiyle Türkiye’ye geldi.

İzmir’de liseyi bitirene dek, akrabalarında kaldı. Daha sonra İstanbul’da hukuk fakültesine yazıldı. İlk eşi olacak fakülte hocası Yavuz Abadan ile burada tanıştı. Bu evliliğinden olan tek oğluna Mustafa Kemal adını koydu. Yavuz Abadan 1967’de vefat etti. Nermin Hanım, ikinci evliliğini ise 1972 yılında Prof. Dr. İlhan Unat ile yaptı. İlk kadın gazetecilerden biriydi, mesleğe Ankara’daki Ulus Gazetesi’nde başladı. Bir süre esas mesleği olan avukatlıkla da uğraştı. Uluslararası Siyasi İlimler Derneği (IPSA) Başkan Yardımcılığı, Türk Sosyal Bilimler Derneği Başkanlığı, Avrupa Konseyi Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu Başkan Yardımcılığı yaptı... Kum Saatini İzlerken, Bitmeyen Göç gibi kitaplar yazdı. Kitapları İngilizce ve Almanca olarak da yayımlandı.

Nermin Abadan Unat, Türkiye’ye geldikten sonra Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki günlerini şöyle özetliyor: “Biz elbise, saç biçimi, erkek arkadaş, kız arkadaş konuşmazdık. Bunlara vakit kalmıyordu. Bütün konuştuğumuz çıktıktan sonra ne yapacağız, nasıl faydalı olacağız. Hakikaten bu memlekete hizmet edebilmekti amaç. Şu kadar kadın okuma bilmiyor, dernek mi kuracağız, ders mi vereceğiz bunları konuşurduk. Sohbetlerimiz farklıydı. Ben sabah kalktığımda bilmece çözmeye çalışıyorum. Ama çözemiyorum. Sebebi şarkıcı, pop star sormaları. Bölgesel yemekler soruyorlar, onları da bilmiyorum.”

KARANLIKTAN ÇIKAN İKİ GÖZ

Nermin Abadan Unat, Türkiye’de Atatürk’le karşılaşmasını şu sözlerle anlatıyor: “Babam ölmeden evvel son yaz, adada bir köşk tutmuştu. Bir akşam geldi beni bahçeden aldı, bir arabanın yanına getirdi. İçeride birisi oturuyordu. Onunla konuşurken herhalde ‘Paşam, bu benim kızım’ dedi, o zaman Türkçe bilmiyordum. Ama arabanın içindeki o adamın gözleri hatıra kaldı bende. Sanki bir insan değil de karanlıktan çıkan iki gözdü.”

‘KADIN HAKLARI HEDİYE’

İşte, Nermin Abadan Unat’ın genç kuşaklara ve özellikle de kadınlara tavsiyeleri:

- “Bizim ülkemizde kadın hakları biraz da sert mücadele yapmadığımız için kucağımıza bir hediye olarak verildi. Aslında ne kadar mücadele verilirse kıymeti ortaya çıkıyor. Bir kısım düşünürler, yazarlar demokrasi mücadelesinin 1980 ve sonrasından başladığını söyler. Oysa böyle bir şey yok. Geçmişte bıraktığımız şeylerin tekrar gelmesinin imkânı yok.”

- “Bugünkü gençlere tavsiyem; nefret söyleminden vazgeçsinler. ‘Ben bugünün dünyasında nasıl faydalı olabilirim?’ diye düşünmeli. Mümkün olduğu kadar hayattaki olumsuzluğu öğrenmek ama ona karşı mücadele etmek lazım. Üzerinde durmadığımız şalvarlı, köylü bir kadın direniyor. Çünkü orada yabancı bir şirket sularına zehir koyuyor, o kadın işte direniyor. Başka bir yerde HES konulduğu zaman ‘Ormanlar gidecek’ diye direniyor. Bizim gençler kendini o kadının yerine koymayı öğrensin.”

- “Ben ‘Burada yaşamak istemiyorum’ diyenlere hak vermiyorum. ‘Yeni şeyler öğrenmek için başka yere gitmek istiyorum, orada öğrendikten sonra tekrar geri gelir, uygunsa şartları bu memlekette uygulamaya çalışırım’ derse hak veriyorum. Hiçbir ülke başkasının himmetiyle gelişmez. Her ülke kendi insanının bağlılığı sonucunda gelişir. ‘Bu kadar insan bu vatan için canını verdiyse ben de kafamı veririm’ diye düşülmeli. Güzel bir ülkedir bu. Ben ümitsiz ölmek istemiyorum. Ümitsiz ölmek zor bir şey.”

 

İNAYET BEDİRHAN: ATA’NIN CENAZESİNDEN SONRA GÜNLERCE AĞLADIK 

İnayet Bedirhan 96 yaşında. Cumhuriyet’in ilk kadın avukatlarından. Röportaj yapmak istediğimizi söylediğimizde ailesi, “Olur ama 1-2 gün müsaade etmeniz lazım. Saçlarını boyatıp kişisel bakımını yapmadan asla karşınıza çıkmaz” dedi.

Hazır olduğu telefonuyla evine gittiğimizde, saçları boyanıp fönlenmiş, makyaj ve tırnak bakımı yapılmış en zarif haliyle karşımızdaydı. Duvarları siyah-beyaz fotoğraflarla dolu salonda sohbetimizde de geçmişe yolculuk ettik. Kucağında ilkokula giderken kullandığı bavulu andıran 80 yıllık okul çantası, içinde siyahbeyaz fotoğraflarla hem kendi hikayesini anlattı hem de Cumhuriyet tanıklıklarını. 1 çocuk, 2 torun sahibi İnayet Bedirhan 11 Mart 1921’de Üsküdar’da doğduğunda savaşın en çetin yıllarıydı. Kandilli Kız Lisesi’nden mezun olan Bedirhan’ın aklında kalan en özel anılar, atış talimleri olmuş. “Haftada bir, asker gelir ve bize bahçede yattığımız yerde silah atmayı öğretirdi. Zorluk çekerdik ama asker bize yardımcı olurdu” diyen Bedirhan, daha sonra gittiği İnönü Kız Lisesi’nde Fransızca hocasının da Burhan Felek olduğunu söylüyor.

Eşiyle fakültede tanışan Bedirhan, 1954’te evlenmiş. 1973’te vefat eden eşini sevgiyle anıyor: “Birbirimizin üstüne titrerdik. Bana bir şey olsaydı bilmiyorum yaşar mıydı?”

İnayet Bedirhan, Atatürk’le hiç karşılaşmamış. Cenazesine gitmiş. O günleri ise hiç unutamıyor: “Kandilli Kız Lisesi’nde öğrenciydim. Öğretmen her gün bize Atatürk’ün sağlığı hakkında bilgi verirdi. Bir gün Ata’nın vefat ettiğini söylediler. Vapurla cenazeye götürdüler. Ana-baba günüydü. Dolmabahçe Sarayı’nda naaşı sandukaya konuldu. Fakat bir hata yaptılar, bütün öğrencileri Dolmabahçe’ye topladılar. İzdihamda herkes can derdine düştü. Hocalar bizimle ilgilenemez oldu. Önümüz deniz, arkamızda atlı polisler. O kadar izdiham var ki bazı arkadaşlarımız ayaklarından yaralandı. Cenazeden sonra da günlerce ders yapılmadı. Günlerce ağlayan oldu. Matem çok uzun sürdü.” 

 

İnayet Bedirhan’ın gençlik yıllarından bir fotoğraf.

‘KADINLAR HEP ŞIK VE BAKIMLIYDI’

Beyo ğlu’na özel, temiz kıyafetler giyerek çıktıklarını söyleyen Bedirhan, o günleri ve o dönem kadınlarını şöyle anlatıyor: “Kadıköy’den Karaköy vapuruyla gelenler olurdu. Lüks kamarada otururlar, öyle yolculuk yaparlardı. Kadıköy’den gelenler de o kadar şık olurdu ki o hanımların kıyafetlerinden model alırdım. Saçlarımız da ayrıca bakımlıydı. Bir şey bulamazsak, elektrik kablolarıyla sarardık. İhtimam gösterirdik yani. Her şey aileden başlıyor. Allah razı olsun Atatürk’ten, Atatürk devrimleri çok şey kazandırdı. Saygıyı, sevgiyi aileden öğrendik. Bu şekilde evlat yetiştirdik.”