Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Ekonomi İş-Yaşam "Ekonomide çare devlet müdahalesi" - İş-Yaşam Haberleri

        KÜBRA PAR / GAZETE HABERTÜRK

        İktisat tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk ile 1 Kasım seçimi öncesi AK Parti ve CHP’nin ekonomi programlarını ve Türkiye ekonomisinin geleceğini konuştuk.

        NEDEN KONUŞTUK?

        Türkiye’deki siyasi belirsizlik ekonominin gidişatını nasıl etkileyecek? Partilerin seçim bildirgelerinde ekonomik vaatlere ağırlık vermeleri neye işaret ediyor? CHP ve AK Parti’nin ekonomik vizyonları Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olabilecek mi? Koalisyon hükümeti kurulursa istikrarsızlık yaşanır mı? Son günlerde kafamızı kurcalayan pek çok soruyu, iktisat tarihi uzmanı, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü’nden hocam Prof. Dr.Şevket Pamuk’a sordum.

        * Partilerin hem 7 Haziran hem de1 Kasım için hazırladıkları seçimbildirgelerinin ekonomi merkezli olduğunu görüyoruz. Bu neye işaret ediyor? Yapısal sorunlar tespit edildi, önümüzdeki süreç daha bilinçli geçecek diyebilir miyiz?

        Partiler seçmenin davranışlarındaekonominin önemli bir yeri olduğunu öğrendiler. Ancak bu, ekonominin bundan sonra da iyi gideceği anlamına gelmiyor. Ekonomi politikaları siyasi istikrarla çok ilgili. Dış politika, Suriye meselesi, geçen hafta Ankara’da patlayan canlı bomba gibi bütün ciddi durumlar ekonomi üstünde çok etkili olacak. Bu iş sadece bildirgelerle olmaz yani...

        * CHP’nin ekonomi vaatlerini nasıl buluyorsunuz?

        CHP son bildirgesinde daha çok sosyal politika konularına eğiliyor. Gelir adaletsizliğinin yanı sıra kadın ve eğitim konularındada çok önemli şeyler söylüyor. Ekonomi üzerine yoğunlaşmalarının olumlu bir etkisi mutlaka oldu ama orta ve uzun vadeli konularda kendilerini biraz daha geliştirmeye muhtaçlar. Türkiye’nin özellikle sanayileşme konusunda daha açık, daha güçlü politikalara ihtiyacı var.

        * Ya AK Parti’nin ekonomi programı nasıl?

        AK Parti geçen seçimler yaklaşırken “Biz ekonomide mucize gerçekleştirdik, bunun ötesinde bir şey yapmamıza gerek yok” diye düşünüyordu. Oysa AK Parti geçtiğimiz 13 yılda ortaya bir mucize çıkarmış değil. 7 Haziran seçimlerine ekonomi konusunda hazırlıksız yakalandıklarını düşünüyorum. Ekonomik sıkıntıların yoğunlaşacağını -ki bu dövizin yükselişi ve işsizlik şeklinde kendini gösterdi- pek tahmin edemediler ve onun için de inisiyatifi CHP’ye kaptırdılar. Uzun vadede bir alternatif sunmaktan çok, CHP’nin vaatlerini tekrarlama yoluna gittiler. AK Parti son 7-8 senede ekonomik olarak aynı yerlerde seyretti. Yapılması gereken şeyler vardı, yapılmadı. Onun için de buralara geldik... Türkiye bir sanayileşme hamlesi yapmazsa ve bu temel kurumlarında dönüşüm sağlamazsa şu son 8-10 senelik patinajı, durgunluğu aşamayacak. O anlamda AK Parti bir şey vaat etmiyor.

        * “AK Parti mucize yaratamadı” derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

        AK Parti’nin 13 yıllık ekonomik performansı nasıldı sizce? AK Parti’nin 13 yılını ikiye ayırmak gerekiyor; 2007’ye kadarki ilk 5 yıl ve sonrası. İlk 5 yılda çokgüçlü bir toparlanma var, gelir artışı var, mali ve makroekonomik istikrar var, enflasyonun düşürülmesi var. Bunların ortaya çıkmasında AK Parti’ye üç faktör destek oldu. Biri AK Parti’den önce yapılan 2001 programıydı. İkincisi, 90’ların Türkiye’deçok olumsuz geçmesiydi ki, o ortamda zaten siyasi istikrar biraz toparlanırsa ekonominin atılım yapması bekleniyordu. Üçüncüsü de uluslararası piyasalardaki koşulların elverişli olmasıydı. Bütün bunlar 2007’ye kadarAK Parti için çok olumlu bir durum ortaya çıkardı. Ama 2007’den bugüne bakarsanız, gelir artışları Türkiye’nin tarihi ortalamalarının altına düşmüş. İstihdam yavaş, 3 yıldır işsizlik art-yor. AK Parti’nin siyasi gündemi 2007’den itibaren iktidarı tek başına ele geçirmeye odaklandı. Medya ve yargı üzerinde hâkimiyet kurma çabası sonucu meydana gelen tahribatın ekonomi üzerinde çok olumsuz etkisi oldu. Kısacası 2007’ye kadar gidişat iyiydi ama sonra siyasi nedenlerle ekonomide büyük tahribat meydana geldi.

        * Peki, gelecek hükümetlere nasıl bir ekonomik miras kalmış olacak?

        Düşük tasarruf oranları AK Parti iktidarlarının bundan 7-8 sene önce müdahale etmesi gereken bir meseleydi. Bu müdahale yapılmadığı için cari açık dediğimiz sorun ortaya çıktı. Bu seçimden sonra kim iktidara gelirse gelsin bu sorunla uğraşmak zorunda.

        * Ama AK Parti “Kamu harcamalarını kontrol altına aldık, cari açık özel sektörün sorunudur” demiyor mu?

        Kamu kesiminde dengelerin önce sağlandığı sonra da bu dengenin korunduğu gerçekten doğru. Bence bu son 13 yılda AK Parti iktidarlarının başardığı en önemli şeylerden biri bu. Fakat bir ülkedeki tasarruf oranı yine hükümetlerin sorumluluğundadır. Tasarruf oranları düşerken seyrettiler. Tasarruf oranı düştükçe özel sektör yatırımlarını dışarıdan borç alarak yapmaya başladı, sonuçta büyük bir borç oluştu. Bu borç büyük bir miras şimdi. Öte yandan Türkiye’de özel sektöre “Siz iktidara yakın durursanız bu pastadan pay alırsınız, kolay büyürsünüz, çabuk kâr edersiniz” mesajının verilmesini de AK Parti’nin bir mirası olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde kim hükümet olursa olsun bu mirasla da yüz yüze kalacak.

        * Ekonomi politikalarında ideolojilerin bir önemi kaldı mı? Geçmişteki sağ-sol ayrımının bugünküneo-liberal atmosferde keskinliğini yitirdiğini söyleyebilir miyiz?

        Bu güzel bir soru. Bence hâlâ çok önemlifarklar var. 2008’den beri dünya çok derinbir iktisadi kriz yaşıyor ve bu kriz karşısında önerilen şeylerin kökenleri çok gerilere giden sağ sol farklılıklarıyla ilgili. Avrupa’da merkez sağ kemer sıkma öneriyor. Buna karşılık merkez sol devletlerin daha müdahaleci davranmasını, harcama yapmasını, harcama yapamadığı yerde para basarak bir rahatlık sağlamasını öneriyor. Sonuçta merkez sağın kemer sıkma politikalarının ağır basması nedeniyle krizi aşmak zorlaşıyor. Bu süreç bazı şeylerin aslında özünde değişmediğini gösterdi. 30’lara çok benzeyen birkriz var. Nasıl 30’lu yıllarda müdahaleci politikaların uygulandığı ülkelerde kriz aşılabildiyse bu krizde de aynı şeyi görüyoruz.

        * Çare Keynes’ mi yani?

        Çare devlet müdahaleciliği ve mali politikaların devreye girmesi. Türkiye’de de 1980 sonrasında “Eski devlet müdahaleciliği kalktı” denildi. Ama tekrar gündeme gelecek. Çünkü ancak daha akıllı ve daha kaliteli devlet müdahaleciliği ile Türkiye sanayileşebilir. Devletin özel sektöre dünya koşullarına uygun şekilde yol göstermesi, destek olması gerekiyor. Tabii devlet şirketleri kurulsun demiyorum ama sanayileşmede devletle özel sektörün işbirliği yapması gerekiyor. Bizde devlet müdahaleciliği dendiğinde iktidara yakın firmaların desteklenmesi anlaşılıyor. Devlete yakın firmalar da “Madem devlet bize destek olacak zor işlere girmemize gerek yok” diyor. Oysa devletin kuralları koyup firmalar arasında rekabeti özendirmesi gerekiyor. Firmaların da ihracat yapması, dünya pazarlarıyla yarışması gerekiyor. Devletin teknolojiyi özendirmesi, eğitime daha çok kaynak sağlaması gerekiyor.

        * 3. köprü ve yeni havalimanı gibi projeler bu anlamda nereye oturuyor?

        Devletin altyapı yatırımı yapması güzel bir şey ama bunların tek bir kentte yoğunlaşması sağlıksız. AK Parti son yıllarda İstanbul’u, iktidara rant sağlayan bir model haline getirdi. İstanbul ne kadar hızlı büyürse inşaat üzerinden para kazanmak o kadar kolaylaşıyor.

        * 1 Kasım’dan sonra koalisyon kurulursa ekonominin gidişi nasıl etkilenir?

        Kutuplaşmayı aşabilmemiz için Türkiye’nin toplumsal uzlaşmayı yansıtan bir koalisyona ihtiyacı var. Gelecek hükümetin yargının bağımsızlığı, iktisadi istikrar, devletin ekonomi içindeki yerinin düzenlenmesi gibi reformlara girmesi çok iyi olur. Öte yandan hangi koalisyon olursa olsun 1990’lardaki partilerin harcama yapmak için birbirleriyle yarıştıkları tabloya geri dönmemesi lazım. 90’larda devletin harcamaları partiler arasında paylaşılıyordu. Her bakanlığa bir miktar para veriliyordu. Bakanlıklar da o parayı hızlı bir şekilde harcıyordu. Umarız iş oraya gelmez… Tabii bir de hükümet ve Cumhurbaşkanı arasındaki ilişkiler çok kritik olacak.

        * Kendine yakın bir sermaye grubu oluşturma çabası daha önceki iktidarlar için de geçerli değil miydi?

        Evet, gerçekten Türkiye’de hemen her dönem olan bir şey bu. Ama son yıllarda Türkiye tarihinde hiç görülmemiş boyutlara geldi. Sonunda da bakarsanız AK Parti ancak az sayıda kendisine çok yakın bir özel sektör yaratabildi.

        * Ak Parti’nin kendi zenginlerini yaratma projesi başarılı olamadı mı yani?

        Olmadı, olamadı. AK Parti’ye yakın gruplar ekonominin kontrolünü ellerine geçirebilmiş değiller. Ayrıca diğer kurumların tahrip edilmesiyle bu iktidar mücadelesi Türkiye’ye çok pahalıya mal oldu.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ