FORBES - Burak Mavi / 39 yıl sonunda Sabancı Holding’i Avrupa’nın en büyük tekstil tesisine kavuşturdu.  55’inden sonra merak saldığı denizcilikte ise Türkiye’nin en büyük filosuna sahip armatörü oldu. Teslim alacağı gemilerle birlikte kapasitesi Türkiye’deki toplam kapasitenin yüzde 25’ine ulaşacak.

YEDİ YIL ÖNCE ALDIĞI emeklilik kararıyla soyadının büyüklüğüne güvenip uyuklamayı seçen bir işadamı gibiydi. Eşofmanını giymiş, Cannes plajında köpeğini gezdirirken Güney Fransa’da mülk edinmiş tipik bir zengini andırıyordu. Ancak aradığı huzuru burada bulamayacağını anlaması sadece on gününü aldı. Yalçın Sabancı, sonraki yedi yılda Türkiye’nin en genç ve taşıma kapasitesi en büyük filosuna sahip oldu. Türkiye’nin toplam taşıma kapasitesinin yüzde 25’ini tek başına elinde bulunduracak konuma geldi. En seçkin emlak şirketlerini bile kıskandıracak bir gayrimenkul portföyüne sahip. Sadece Boğaz’daki beş yalısı bile servet değerinde. Türkiye’nin en çok vergi veren onuncu ismi. İstanbul vergi sıralamasında ise yedinci sırada yer alıyor. En kaba tahminle 1.5 milyar dolara yakın serveti var ve buraya, sahip olduğu Sabancı Holding ve Akbank hisselerinden bir lot bile satmadan geldi. Geldiği noktaya rağmen kendini saklamayı çok iyi başarmış. Sabancılar arasında hakkında en az bilgi sahibi olunan, basının önüne çıkmayan, en gizemli aile üyesi. 15’inci yüzyıldan sonra pek çok gemi ana serenlere tırmanan ip merdivenlerle donatılmıştı. Ancak yelkenler dolandığında bu merdivenler mürettebatın hiç işine yaramıyordu. Mürettebat, pratik bir çözümle korsan filmlerinden hatırladığımız şekilde bir ipe tutunarak el el üstüne güverteye inerdi. ‘Hand over hand’ ya da ‘hand over fist’ adı verilen bu süratli iniş şekli, zamanla İngiliz finans çevrelerinin ağzına yerleşti. Bir şirketteki süratli gelişimi anlatabilmek için ‘money hand over fist’ ‘el el üstünde para yapmak’ dedikleri bu durum, tam da Yalçın Sabancı’nın son
yedi yılını anlatıyor.

Yalçın Sabancı emekli olduğunda 55 yaşındaydı, özel sektörün kılavuz yıldızı Sabancı ailesinin en kritik konumdaki yöneticilerinden biriydi. 39 yılını verdiği Sabancı Holding’de nihayet tekstil grubunu 9 bin kişinin çalıştığı ve yedi fabrikadan oluşan Avrupa’nın en büyük tesisi haline getirmeyi başarmıştı. Artık holdingin tüm istihdamının üçte birini Yalçın Sabancı yönetiyordu. Grup başkanlarının performans sunumlarını yaptığı olağan bir holding toplantısında dünyanın üçüncü büyük tekstil grubu olduklarını şemalar üzerinde açıklıyordu. Önlerinde sadece iki aile kalmıştı: İlk hedef ünlü Amerikalı aile Burlington idi. Sunum devam ederken salondaki sessizlik aniden bozuldu. Sakıp Sabancı oturduğu koltuktan doğrularak, “Kardeşim, birinci olunca anlatırsın…

Üçüncülük bizim için önemli değil” diye seslendi. Sürekli lider olmayı istemek aileninparmak izi gibiydi. Bu belki de geçmişe dair bir hesaplaşmaydı. 1914 yılında dedeleri Yemen’de şehit olduğunda Hacı Ömer Sabancı beş, Mehmet Sabancı ise iki yaşındaydı. Dul kalmış bir anne ve iki çocukla köyün en fakir ailesiydi Sabancılar. Yalçın Sabancı, “Amcam Hacı Ömer Sabancı anlatırdı; bunlar hiç üzüm görmemiş, yemeye kalkarlar diye bağbozumuna çalışmaya bile götürmezlermiş. Babam ve amcam Adana’ya gidip işçi olarak çalışmaya başladıktan sonra ilk birikimleriyle üzüm bağı satın almışlar. Sıfırdan gelen bir aileyiz ve hedefimiz hep birinci olmaktır” diyor.

İKİNCİ SA BİRLİĞİ

Hava Taşımacılığına Giriyor

Yalçın Sabancı’nın en yeni yatırımı Döysa. Demir, Ömer ve Yalçın Sabancı’nın isimlerinin baş harflerini alan bu şirket VIP müşterilere hava taşımacılığı hizmeti verecek. Yalçın Sabancı, “İlk etapta iki veya üç özel jet alacağız. Ayrıca helikopter da almayı planlıyoruz. Bu şirket VIP müşterilere seyahatin yanında ambulans hizmeti de verecek. Artık pasoportunuzda Müslüman yazıyorsa özellikle ABD’de saatlerce bekletiliyorsunuz. İşadamlarının ise beklemek gibi bir lüksü yok” diyor.
Yine de grubun tekstilde geldiği nokta memnuniyet vericiydi. Ancak yol boyunca yaşanan sıkıntılar Yalçın Sabancı’yı bir hayli yormuştu. 1980 öncesinde genel müdürü vurulmuş, sonraki yıllarda ise ardı ardına patlak veren grevlerle karşı karşıya gelmişti: “Düşünün, tekstilde en büyük ihracatçı konumundayız. Marks&Spencer gibi ünlü markaların çoğu müşterimiz. Bir fabrikamızda ‘pirinçten kurt çıktı’ dediler, üretim 52 gün durdu. Bir diğerinde ‘servis aracının koltuğunun yayı bir personele battı’ diyerek greve gittiler, yine üretim durdu. O müşterileri alabilmek için yağmur altında randevu beklediğim günleri hatırlarım. Müşterilerimizin çoğunu kaybettik bu grevlerle. Sonradan toparlasak da böyle günlerden geçmiş ve çok yorulmuştum.” Asıl yıpratıcı olan ise kuzeni
ve aynı zamanda eniştesi olan Hacı Sabancı’nın kanser hastalığına yakalanmasıydı. O dönem çimento, tekstil, gıdaperakende
grubu ile Hacı Ömer Sabancı Vakfı, Hacı Sabancı’ya bağlı çalışıyordu. Yalçın Sabancı, “Hacı Sabancı ile 39 yıl beraber çalıştık. Onun
gün geçtikçe gözlerimin önünde erimesi ve hiçbir şey yapamamam beni derinden etkiledi. O günlerde karar verdim holdingdeki görevimden ayrılmaya ama üzülmesini istemediğim için söyleyemedim. Vefatının ardından yetkilerimi kuzenim Şevket Sabancı’ya devrederek holdingden ayrıldım” diyor.

Yalçın Sabancı’yı Cannes plajına yorgunluğu ve çaresizliği getirmişti. Emekliliğinin onuncu gününde yeterince sıkılmış ve çalışmadan yapamayacağını anlamıştı. Bir süredir denizcilik sektörüne girmesi yönünde tavsiyeler alıyordu yakın çevresinden. Yakın arkadaşı
armatör Gündüz Kaptanoğlu’nun yanı sıra akrabalık ilişkisi bulunan Cerrahoğlu ve Deval ailelerinin ısrarları olumlu sonuç verdi. Yalçın Sabancı, “Deval ailesine iki kızımızı verdik, bir oğlumuz da Cerrahoğlu ailesinin kızıyla evlendi. Yani üç yeğenim denizcilerle evli. Denizcilikte arkadaşlarımın ve akrabalarım çok yardım etti” diyor. 1999’un mayıs ayında şirket kurarak ilk gemisini satın alan
Yalçın Sabancı, yedi yılda Türkiye’nin en büyük armatörü oldu. 39 yıl tekstil sektöründe çalışmış ve 55 yaşında denizciliğe merak salan, yüzme bilmeyen bir işadamı için geldiği noktayı hayal etmek bile zor. Şu anda 12 gemisi var ve bunların en yaşlısı dört yaşında. Gemilerinin yaş ortalaması 1.5 yıl civarında. 2007 yılı başında filosuna altı gemi daha katılacak. 2008’de teslim alacağı gemilerle birlikte filosundaki gemi sayısı 22’ye, toplam kapasitesi ise 1.8 milyon dwt’ye yükselecek. Türkiye’nin deniz taşımacılığında toplam kapasitesinin 8 milyon dwt ve yaş ortalamasının da 20 olduğu düşünülürse Sabancı’nın pazar payı tek başına yüzde 25 civarında olacak. Sabancı, “2008 yılında teslim alacağım gemilerle birlikte yaş ortalaması bir yılın altına inecek. Gemilerimin ikisini Kore’de, geri kalanı ise Japonya’da yaptırıyorum. Bunlar pazar değeri olarak da pahalı gemiler. Fiyatları 50 ila 80 milyon dolar arasında değişiyor. Tamamını yurtdışı kaynaklı 10-12 yıl vadeli denizcilik kredileriyle aldım. Bugünkü pazar değeri en mütevazı tahminle 1 milyar doların üzerindedir” diyor. Ama en önemlisi bu gemilerinin toplam borcunun 210 milyon dolar olması. Yalçın Sabancı, “Pazar hızla geliştiği için işlerimiz iyi gitti ve borçlarımızın çoğunu ödedik” diyor. Sabancı’nın bundan sonraki hedefi ise 5 milyon dwt: “Şirketi kurduğumda pazarı iyice araştırdım ve anladım ki armatörlükte Japonların yanına yaklaşmak bile mümkün değil.
Ben de hedef olarak Yunanistan’ı aldım kendime. İlk beşe nasıl girerim diye düşündüm. Yunanistan’da 5 milyon dwt kapasiteye sahip beş-altı aile var. Hedefim onları yakalamak” diyor. Sabancı aldığı gemilerin çoğunu henüz görememiş bile. Nadir de olsa Beylerbeyi’ndeki yalısının penceresinden bakarken kendi gemilerinden birini görebiliyor: “Gemilerimin yüzde 80’ini görmedim daha. Gemilerin kapasiteleri yüksek olduğu için Türkiye’den iş bulmamız hayli zor. Açık denizde mekik dokuyorlar.” Buna rağmen merakla beklediği bir gemi var. Bu gemi aslında Türk armatörlüğünün dünyaya karşı bir meydan okuması gibi. Şu anda dünyada yapımı devam eden en büyük gemiyi sipariş etti Yalçın Sabancı. 207 bin dwt kapasiteli bir kuru yük gemisi bu. Boyu 299 metre 99 santim eni ise 50 metre. İçinde jimnastik salonundan yüzme havuzuna kadar her türlü sosyal tesis var. Sabancı, “Şu anda inşası devam eden gemiler içinde en yakın rakibi 203 bin dwt. Boyunu bilerek 300 metrenin altında yaptırıyoruz çünkü bundan daha büyük bir geminin boğazlardan
geçebilmesi için bakanlar kurulu kararı gerekiyor. Pek çok ülke de daha büyük bir geminin limanlarına yanaşmasına izin vermiyor. Yaptırdığımız bu gemi daha çok maden taşıma için kullanılıyor. Biz bu gemiyi 2008 yılında teslim alacağız” diyor.

Sabancı’nın denizcilik sektöründeki ikinci önemli adımı ise Denizciler Ataköy Ortak Girişim Grubu’na katılması. Grup 2004 yılı sonunda Ataköy Turizm Tesisleri’nin 33 yıllık kullanım hakkını 200 milyon dolara satın aldı. Yalçın Sabancı bu grubun büyük hissedarlarından. Hissedarlar aralarında yaptıkları protokolde en büyük hissedarın payının yüzde 9’u geçmemesi konusunda anlaşmaya varmışlar. Bu çerçevede Sabancı da yüzde 9’luk hissesiyle büyük ortaklardan biri. Girişim grubu adına ihaleye katılan Sabancı başlangıçta bazı hissedarları tedirgin etse de bugün gelinen durumdan herkes memnun. Başlangıçta Denizciler Ataköy Ortak Girişim Grubu ihale için üst sınırı 150 milyon dolar olarak belirlenmişti aslında. Global Yatırım Holding’le ihalenin son aşamasında karşı karşıya gelen girişim grubu, karşı taraftan gelen saldırgan teklifler sonrasında bir ara duraksadı. İhaleyi ısrarla bırakmayan Yalçın
Sabancı her fiyat artırdığında girişim grubunun bazı hissedarlarından “Dayı dur, yeter frene bas” ikazları alsa da takipten vazgeçmedi. Üç yeğenini de denizci ailelerle evlendirdiği için Sabancı’nın lakabı ‘dayı’ idi. Bugün işletmesi için girişim grubu tarafından kurulan Dati Yatırım Holding’e devredilen Ataköy Turizm Tesisleri’nin kullanım hakkı için biçilen değer basına yansıdığı kadarıyla 900 milyon dolar olarak tahmin ediliyor. Bu durumda bir buçuk yılda dört buçuk kat değerlenmiş oluyor. Sabancı, “İyi ki ihaleye girmişiz. Bizim gibi işadamlarının elinde böyle bir alanın değerleneceğine inanıyorduk. Fiyat artırırken bana karşı çıkan bazı hissedarlar bugün hallerinden hayli memnun. Yurtdışından büyük ilgi var Ataköy projesine. Avrupa’dan büyük armatörlerin yanı sıra Körfez sermayesinin temsilcileri de yakından ilgileniyorlar. Halen birkaç büyük yatırımcıyla görüşmelerimiz devam ediyor. Biz buraya 6 bin metrekare civarında inşaat yapacağız. İçinde otel olacak, ayrıca marinanın kapasitesini artırarak büyük yolcu gemilerine uygun hale getirmeyi planlıyoruz” diyor.

Yalçın Sabancı, yedi yılda 12 şirketi çatısı altında toplayan bir holding yarattı. Gemilerinde 550 kişi çalışıyor ve yeni gemilerle bu rakamın 700’ü bulması bekleniyor. Kurduğu Ya-Sa Holding gelirinin yüzde 80’ini denizden kazanıyor. Geçen yıl 120 milyon dolar ciro elde eden holdingin bu yılki beklentisi 150 milyon dolar. Bugünkü değeri 1 milyar doların üzerinde olan bir filoya sahip. Daha önemlisi bu gemilerin borcunun giderek sıfır noktasına yaklaşması. Bu şekilde Türkiye’de navlun gelirlerini silip süpürebilir. Fakat Yalçın Sabancı’yı diğer Sabancılardan ayıran daha önemli bir ayrıntı var. Sabancı, 2004 yılında Türkiye vergi sıralamasında 10’uncu, İstanbul’da ise yedinci sırada yer aldı. Peki 120 milyon dolar ciro ile bu nasıl mümkün olabildi? Bunun cevabı Sabancı’nın menkul ve gayrimenkul yatırımlarında saklı. Yalçın Sabancı, Hacı Ömer Sabancı Holding’deki görevinden ayrıldı ama zannedildiği gibi hisselerini satmadı. Sadece bankanın talebiyle kurucu Akbank hisselerini elinden çıkardı. Hacı Ömer Sabancı Holding Tekstil Grubu’ndaki yüzde 8’lik hissesiyle halen ailenin en büyük hisseye sahip üyesi. Diğer yandan Sabancı Holding, Akbank ve bağlı iştiraklerindeki hisseleri de duruyor. Gayrimenkul yatırımları ise hayal gücünü zorlayacak boyutta. İstanbul’da 60 dairesi ve deniz manzaralı 10 villası bulunuyor. Ayrıca Boğaz’da beş yalısı var. Celaliye’de Asım Kocabıyık’tan 20 yıl önce satın aldığı deniz kenarındaki evi bile duruyor. Adana’da blok apartmanları, Toroslar’da bir dağ evi bulunuyor. Adana’da kaldığı dönemde aldığı portakal bahçeleri ve arazilere kadar tüm gayrimenkul yatırımlarını aynen koruyor. Bir tek babasından kalan Adana’daki 11 bin dönümlük Mısırlı çiftliğindeki hissesini satmış bugüne kadar. Kişisel servetinin yüzde 80’ini gayrimenkul yatırımlarının oluşturduğunu söylüyor. Bunun yanında “nakdi olan temkinli” bir işadamı olarak tanımlıyor kendini. Nakitte kalmayı tercih eden bir yönü de var: “Aileden gelen, daha doğrusu Erol Sabancı’nın bizlere kazandırdığı bir alışkanlık var. Birikimlerimizi sepetlere böleriz. Paramın bir miktarı YTL’de, bir miktarı devlet tahvilinde, birazı hisse senedinde kalanı ise dövizdedir. Döviz sepetim de kendi içinde euro, dolar gibi döviz cinslerine pay edilir. Böylece paramın değeri kaybolmuyor. Çok az risk alıyorum ve paramın değerini koruyorum” diyor. Anlaşılması güç olan, Yalçın Sabancı’nın malvarlığını oluşturan hisseleri ve gayrimenkullerini satmadan nasıl Türkiye’nin en büyük armatörü olduğu? Sabancı’ya göre şaşılacak bir şey yok. İşin sırrı holdingde 39 yıl çalışarak elde ettiği gelirler. Sabancı bugün 63 yaşında. Hemen arkasında Londra’da uluslararası işletme okumuş ve yakın zamanda dümeni ele geçirecek olan büyük oğlu İlhan’ı yetiştirmekle meşgul. Onun arkasında ise bugünlerde ağabeyinin izinden eğitimini tamamlamak için Londra’ya gitmek üzere olan Emirhan var. Bir dönem holdingin inşaat bölümünün başında olan ve Bilkent’te bankacılık ve finans üzerine eğitim alan büyük kızı Aysen ise holdingin inşaatta yeniden aktif hale gelmesini bekliyor. Yalçın Sabancı, Sakıp ve Hacı Sabancı’dan aldığı eğitimi çocuklarına vermekte kararlı görünüyor. Ama büyük ticari dehaların yanında yetişmesine rağmen onun da kendini eleştirdiği yönleri ve hataları var. Özellikle de gayrimenkul yatırımlarında.

YA-SA HOLDİNG A.Ş

Gelirinin Yüzde 80’i Denizden

» YA-SA Denizcilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.: Sipariş edilen gemilerin takibini yapıyor. Şirket 2007 başında altı, 2008 yılında ise dört gemi teslim alacak. » YA-SA Gemi İşletmeciliği ve Ticaret A.Ş.: Şu anda filoya ait 12 geminin yönetimini yapıyor. » YA-SA Dökme Yük Taşımacılığı ve Deniz Nakliyatı A.Ş: Kuru yük taşımacılığını yönetiyor. Özellikle 2008 yılında teslim alacağı 207 bin dwt’lik gemiyle birlikte taşıma kapasitesini artırmaya hazırlanıyor. » YA-SA Tankercilik ve Taşımacılık A.Ş.: Tanker taşımacılığını yönetiyor. » YA-SA İnşaat ve Taahhüt Ticaret A.Ş.: Şu ana kadar Erenköy’de 102 daireden oluşan üç blok ve Küçükçamlıca’da 30 villa inşa etti. Halen Vaniköy’de iki yalının renove işlemleriyle uğraşıyor. Önümüzdeki günlerde Çamlıca’da Oyak’tan alınan arazi üzerine yeni holding binasının temelini atmayı planlıyor. » YA-SA Tekstil Konfeksiyon Sanayi A.Ş.: Şirket halen atıl durumda. Üzerine kayıtlı olan gayrimenkuller ve kira gelirleri bulunuyor. » YA-SA Turizm ve Ticaret A.Ş.: Çoğunlukla gemi personelinin değişimini organize ediyor. Bir gemide ortalama 18 kişi çalışıyor ve her ay yaklaşık beş geminin personeli değiştiriliyor. » Çamlıca Turistik İşletmeleri A.Ş: » Yalçın Sabancı Eğitim Fonu: İki yıldır öğrencilere karşılıksız burs veren fon bugüne kadar 200 öğrenciye burs verdi. Öncelikli hedefi 500 öğrenciye burs vermek.
Yalçın Sabancı’nın gayrimenkul yatırımlarında elinin ağırlığı onu şişkin kiralardan oluşan iyi bir getiriden mahrum bırakıyor. Aksi olsaydı portföyünde yüzde 80’lere varan boyutlarda gayrimenkul olması ancak memnuniyetle karşılanabilirdi. Türkiye’de uzun zamandır tembel bir yatırım olan apartmanlar bile mortgage söylentileriyle bu kadar talep görürken, içinde yalıların, villaların, dairelerin, arazilerin olduğu bu geniş portföy bir türlü işletilemiyor. Sadece görünmeyen maliyetler hesaba katıldığında emlak yatırımları sermaye savurganlığından başka bir şey değil gibi: “Aybaşında bana uzun bir liste getirirler. Gayrimenkullerime bakan insanların maaş listesi. Bende boş ev çok. Toroslar’da dağ evi yaptırdım, bir gece kaldım; yıllardır gitmiyorum. Eve bakan bekçinin beş çocuğu oldu. Asım Kocabıyık’tan aldığım Celaliye’deki eve gitmeyeli 20 yıl oldu, kimbilir ne haldedir? Bekçi bakıyor oraya da. Yalılarımdan Beylerbeyi’ndekinde kendim, Kandilli’dekinin bir katında oğlum oturuyor, diğer üç katı boş. Kuzguncuk’ta bir dönem ofis olarak kullandığım dört katlı yalım üç yıldır boş. Kalan yalılarım da öyle. Adana’da aldığım arazileri bile köylüler eker biçer; tek bir lira almam onlardan. Bir tek Adana’daki bloklarımdan kira gelirim var. Orada da bir adamım var; kiralarımı takip eder ona da maaş öderim.” Deniz manzaralı villalarının bile boş olduğunu söylerken biraz da ailenin sıfırdan yükselişinin perde arkasındaki izleri yansıtıyor: “Ben biraz tutucuyum. Bu gayrimenkulleri kiraya veremiyorum, boşken de satamıyorum. Bir tek bu konuda kendimi yenemedim, elim ağır kalıyor” diyor. Çoğu emlak şirketini kıskandıracak bir portföy adeta çürüyor. Bunun dışındaki en hatırı sayılır zararı ise holdingin değişen yönetim felsefesinden kaynaklanıyor. Tekstil Grubu başkanlığı yaptığı dönemde elindeki Akbank hissesinin yüzde 2 civarındaki bir bölümünü satıp Bossa hissesi satın almış. “Bu da benim yanlışım” diyor ve ekliyor: “Tekstil, benim dönemimde en karlı gruptu. Görevi bıraktığımda sadece Bossa’nın kasasında 50 milyon dolar vardı. Ambarı ağzına kadar doluydu, bir o kadar çek, senet, Ak Çimento’nun yüzde 10 hissesi, Adana Hilton’un mülkiyeti, çiftlikler, ayrıca yan ortaklıklar. Çok iyi hatırlıyorum Bossa’nın halka arzında roadshow’lara katılmıştım. 220 milyon dolar hesaplanmıştı o gün, 180 milyon dolara sattık yabancılara. Çok talep görmüştü. Bugün değeri 95 milyon dolar. 400 milyon dolara halka açılmıştı SASA, bugünkü değeri 135 milyon dolar. Ben de merak ediyorum nereye gitti bu kadar varlık.” Oysa Akbank’taki hisselerinin bir bölümü olan yüzde 2’lik kısmı satmasaydı bugün yaklaşık 250 milyon dolar ediyordu ki bugünkü pazar değeriyle bu parayla Bossa ve SASA’nın tamamını satın alabilirdi. Sabancı, “Yönetim, holdingin yatırım stratejisini değiştirdi. Tekstili gözden çıkardı galiba. Son yıllarda kar marjları çok düştü artık bir tek moda takip edilerek ayakta kalınabilir. Taklidi önlemek için hızlı desen değiştirebilen, hızlı üretebilen bir yapıyla hala olabilir. Sonuçta tekstilde olup memnun olanlar da var. Ben yönetimde olsaydım herhalde bu yolu tercih ederdim ama onların da elbet haklı oldukları noktalar vardır” diyor.

Kesin olan holdingden ayrılmasının doğru bir karar olduğuna olan inancı: “Grup çatısı altında durum çok farklı. Her istediğiniz işi yapamıyorsunuz. Kararları tek başına alamıyorsunuz. Fikriniz beğenildiyse bir üst kurula sunuluyor, onların vakti yoksa konu aile konseyine geliyor. Dolayısıyla bu süreçte işler kaçıyor. Artık bu zamanda para kazanabilmek ve fırsatları önceden yakalayabilmek için çok hızlı karar verebilmeniz gerekiyor” diyor.

Değişmeyen ise Sabancıların şirketlerini sosyal sorumluluğu olan birer kurumsal yurttaş haline getirme istekleri. Yalçın Sabancı da son iki yıldır kurduğu vakıf aracılığıyla öğrencilere burs veriyor. İki yılda şimdilik 200 kişiye burs vermiş, Sabancı, “Hedefim ilk etapta 500 kişi, aradığım yegane özellik gerçekten yardıma ihtiyacı olması. Bu insanlara ulaşabilmek için Anadolu’da gazetelere bile ilanlar verdim. Personelimin çocuklarına da burs vermeye çalışıyorum” diyor. Burs vermekten ne kadar keyif aldığı her halinden belli. Onu mutlu eden bir şey daha var. Arada bir yatlarına binip deniz havası almak. Sea Dream adında 40 metre boyundaki yatı Bodrum’da demirli. 7 odalı bu lüks yatın özelliği Sabancı’nın çizgilerini taşıması. İstanbul’da kullandığı İngiliz yapımı 22 metrelik yatı ise Boğaz gezintileri için. Yüzme bilmemesine rağmen deniz onun için gerçek bir tutku.

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

Sen de Düşüncelerini Paylaş!
300
  • Misafir 04 Kasım 2017 Cumartesi 14:14
    Ne diyelim, basarilar !
Kalan karakter : 300