Kültür-sanat alanında çok sayıda proje geliştiren ve destekleyen Doğuş Grubu’nun hayata geçirdiği Ara Güler Müzesi ve Leica Galeri İstanbul önemli bir sergi için ilk kez bir araya geldi. Proje kapsamında, İstanbul, New York ve Urfa ekseninde çalışmalarını sürdüren sanatçı Sinem Dişli’nin ‘Oyuklar ve Höyükler: Göbekli Tepe’ ye Bir Bakış’ isimli sergisi Yapı Kredi bomontiada’daki Ara Güler Müzesi ve Leica Galeri İstanbul’da aynı anda sanatseverlere kapılarını açtı.

16. İstanbul Bienali’ne paralel düzenlenen serginin ana odağını Şanlıurfa’da yer alan ve bilinen en eski tapınak olan Göbekli Tepe Arkeolojik Alanı oluşturuyor. Sergide Sinem Dişli’nin fotoğraf, video, resim ve enstalasyonları sanatseverler ile buluşuyor. Sanatçı, bu uzun dönemli projesinde ‘su ve taş üzerinden tarih okuması’ yaparken arkeoloji, jeoloji ve coğrafya gibi bilimlerden yararlanıyor.


Bölgeselle kurguyu harmanlayarak, bölgenin mitolojisine uygun sembollerle yaşam ve tarih döngüsünü, insanın kendine biçtiği rolleri sorguluyor. Urfa, İstanbul, New York arasında yaşayan sanatçı farklı medyumlar kullanarak evrensel dil olan sanat üzerinden ortak tarihimizi anlatıyor.

Ara Güler Müzesi bu sergide eş zamanlı olarak ustanın Göbekli Tepe fotoğraflarını ilk kez izleyici ile buluşturuyor.
‘Oyuklar ve Höyükler: Göbekli Tepe’ye Bir Bakış’ sergisiyle aynı adı taşıyan sanatçı kitabı da okuyucularla buluşuyor. Ara Güler Müzesi tarafından hazırlanan kitapta Dr.Christopher Lightfoot, Prof.Dr.Wendy M.K.Shaw, Doç.Dr.Ahmet A.Ersoy, İpek Ulusoy Akgül’ün Sinem Dişli’nin işleri üzerine metinleri yer alıyor.

 

Doğuş Grubu’nun Ara Güler ile iş birliği sonucu 2016 yılında hayata geçirdiği Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi (AGAVAM) ve Ara Güler Müzesi’nin hedefinin Ara Güler’in çok yönlü sanatçı kimliğini ve ilham veren yaşamını gelecek nesillere aktarmak olduğunu söyleyen Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç şöyle konuştu: “Sinem Dişli’nin ‘Oyuklar ve Höyükler: Göbekli Tepe’ye Bir Bakış’ sergisi, Ara Güler Müzesi’nin üçüncü sergisi olmasının yanı sıra Leica Türkiye’nin bünyesinde bulunan Leica Galeri İstanbul ile gerçekleştirdiğimiz ilk ortak çalışma. Doğuş Grubu bünyesindeki iki sanat kurumunun sergi alanlarına yayılarak hem müstakilden hem de bütünsel izlenebilecek olan sergi, sanatçı Sinem Dişli’nin çeşitli medyumlar aracılığı ile Göbekli Tepe Arkeolojik Alanı, çevresi ve buluntuları üzerinden düşündüğü ve düşünmeye çağırdığı çalışmalarından oluşuyor."

Sinem Dişli, Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan, Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, Leica Galeri İstanbul Direktörü Yasemin Elçi
Sinem Dişli, Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanvekili Hüsnü Akhan, Doğuş Grubu Sanat Danışmanı Çağla Saraç, Leica Galeri İstanbul Direktörü Yasemin Elçi

Leica Galeri İstanbul Direktörü Yasemin Elçi ise şunları söyledi: “Taşla meselesi bitmeyen topraklarda, yer altı ve üstünü birleştiren bir fabrikanın yine taş binaları arasında, en uzak tarihe en yakından bakan bir sergi ve bir kitap, dünyanın bilinen ilk tapınağı olan Göbekli Tepe’yi yaklaşık 12 bin yıl sonra bir çağdaş sanatçının yorumuyla buluşturuyor."

Göbekli Tepe’nin doğup büyüdüğü şehir olan Urfa’da yakın bir geçmişte keşfedildiğini belirten sanatçı Sinem Dişli “Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bölgede, avcı-toplayıcıların kalker, bazalt ve çakmaktaşına şekil vererek yaklaşık 12 bin yıl önce inşa ettiği bu devasa yapının bir ritüel alanı ve gözlemevi olduğu düşünülüyor. Göbekli Tepe, yerleşik düzenin henüz belirmemiş olduğunun düşünüldüğü erken Neolitik dönemde dahi evreni anlama ve onun hareketlerini taklit eden mekanlar üretme arayışının varlığına işaret ederek karmaşık zaman çizelgemizde kritik bir noktaya oturdu. Bulunuşundan bu yana tarımsal, mimari, dini ve yaşamsal pratiklerle ilgili varsayımları çürüterek bilgi akışını ve bilgiye olan yaklaşımımızı dönüştüren bu yapı geleneksel tarih yazımına meydan okuyor. Öte yandan, Göbekli Tepe’ den bugüne uzanan tüm pratiklerimiz, yaşamı kavrayışımızdaki tüm değişiklikler, uzun bir mayalanma döngüsünün sadece birer parçası. Bölgede bugün bulunan gündelik ritüellerin, insan malzeme ilişkisinin mikrokozmosuna daha derinlemesine bakmanın ve onları kadim kökenlerine kadar izlemenin, tarihin yeniden yorumlanmasında ve çevremizle etkileşimimizde yeni yaklaşımlar sağlayacak verimli bir zemin oluşturabileceğini düşünüyorum” dedi.

Söyleşilerin de gerçekleşeceği sergi, 15 Ocak 2020’ye kadar ziyaret edilebilir.