Balçiçek İLTER / HAFTANIN SOHBETİ / HT GAZETE

19 Mayıs 1965’te, Kars Merkez’in Bayrampaşa Mahallesi’nde bir işçi babanın 7 çocuğundan 3’üncüsü olarak doğar Mehmet Uçum. Baba 1974’e kadar Kars Belediyesi’nde önce işçi sonra memur, ardından ver elini Almanya derken tam 34 yıl gurbette kalır. Her ne kadar “Çok çocuklu bir ailedeyseniz, okumaktan başka şansınız yok’’ dese de Mehmet Uçum, politik bir ailenin politik çocuklarından biri olarak ilk duvar yazısını yazdığında 12 Eylül darbesine tam 5 gün kalmıştı. ‘’Faşizme geçit yok’’ derken başka bir dünyanın hayalini kuruyordu 15 yaşındaki o çocuk. Tam 5 ayını içeride geçirdi, işkence gördü, çıktığında hukuk okumaya karar verdi. Darbenin belki de tek iyi tarafı meslek lisesinde elektrik bölümünde okuyan Uçum’a meslek lisesinden hukuka giriş hakkının tanınması olur. İstanbul Hukuk, birkaç kez daha gözaltı derken, kaçak dönem, serbest avukatlık, onlarca dava ve son olarak Akil İnsanlar Heyeti... Mehmet Uçum nerede hak ve hukuk ihlallerine dair bir sorun yaşanıyorsa oradadır. Ömrünü demokratikleşmeye adamıştır, hâlâ da öyle...

Biz de öyle tanıştık zaten...

12 Eylül’de yaşadıklarını ilk kez anlatttığında hepimizi, terörle mücadele mağduru çocuklar için örgütlemeye çalışıyordu ve o gün yüreğime dokunan o cümlesi belki de bizi bugünkü dostluğumuza getirdi: “Onlar daha çocuk!’’

Haftanın Sohbeti’nin bugünkü konuğu AK Parti Kars milletvekili adayı Mehmet Uçum....

-12 Eylül’den bahsederken “Ağır günlerdi!’’ dedin, biraz anlatır mısın?

660 bin kişi alındı içeri, yüzde 10’u çocuktu. O çocuklardan biriydim. Çok militan bir çocuktum ve mücadelelerde her şey yaşanabilir diye düşünüyordum. Eski Türkiye Komünist Partisi üyesiydim. Yetişkinler biz çocuklardan çok daha demoralize durumdaydı. Onlara moral verirdim. Standart işkencelerden geçtim, çeşitli organlara elektrik verilmesi, sigara basılması falan... Korkuyu hissediyordum ama en çok çözülmekten, birilerinin ismini vermekten korkuyordum. Vermedim, ama verebilirdim de... Cemil Kırbayır yanımdan işkenceye alındı, bir daha da geri dönmedi. Sigara izleri vücudumdan 15 yıl sonra temizlendi.

-Ruhundan temizlendi mi peki?

Aslında orada ben bir isyanın temsilcisiydim ve bu isyan sırasında çeşitli risklerle karşı karşıya kalabilirdik. Herkese yapılan bir durum vardı ve bunu travmaya dönüştürmemek gerekiyordu ama 30 yaşına kadar her gece kâbus gördüm. Ruhumda derin bir iz kaldı tabii. 30 yaşından sonra psikodrama tekniğiyle kendime gelebildim. Arınma oldu sanki. Yeşil üniforma bende tiksinti yaratıyordu, midem bulanıyordu. O da sonradan geçti.

-Evren’in ardından ne hissettin?

Ölmüş olması dahil ona bu seviyede hoşgörü gösterilmesine mazeret olamaz. Allah rahmet eylesin demiyorum, 660 bin insana o zulmü yapan, 49 insanın asılmasını sağlayan, 180 insanı içerde öldüren bu zihniyete rahmet dileyemem ben. Bu zulmü sadece bizlere değil, Türkiye toplumuna yaptı. “Kart kurt’’ diye Kürtleri inkâr eden süreci o başlattı, Diyarbakır Cezaevi zulmünü de o yarattı. Yaşarken insanların inanılmaz derecede ahını almış bir insandan söz ediyoruz.

EVREN’E RAHMET DİLEMİYORUM!

-Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ağırlandı ama?

O onların tercihidir. Hukuki statü dolayısıyla devlet töreniyle gömülmesi zorunlu ama insanların cenazeye gitmemesini doğru buluyorum. Gidenler yanlış yaptı. Cezası kesinleşseydi zaten devlet töreni de olmayacaktı. İnananlar açısından söylüyorum. Rahmet dilememek bir günahsa, günahını üstüme alıyorum.

-Bir sürü dava, demokratikleşme çabası, onca proje, zaten aktivist kimliğinle siyasetin içindeydin, şimdi niye vekillik isteği?

Aslında makro siyasetin içinde kalabilirdim ama davet yapanlar artık daha ağır sorumluluklar altına girilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. 2011’de reddetmiştim, şimdi “Hayır’’ demek olmazdı.

-Sol kökenli bir isimsin, AK Parti’ye girdin diye mahalle baskısı gördün mü?

Hayır. Hepsi tebrik etti, “Senin gibi düşünmüyoruz ama’’ diye başlayan cümleler kuruldu tabii. Zaten o mahalle baskısını yapacaklar hiç aramadı. Bazıları ise benim gibi insanların AK Parti’de olmasından içten içe memnun oluyor. Bizim gibi insanlar da orada olabilir ya da temas edebileceğimiz insanlar var orada diye düşünüyor.

-AK Parti “İstikrar-Başkanlık ve Yeni Anayasa’’ diyor...

En son söyleyeceğim şeyi baştan söyleyeyim. Bizde hukuken çok ciddi bir sıkıntı var. Milli egemenlik kâğıt üzerindedir. Siyasi olarak bir noktaya getirdik ama hukuki açıdan bir güvencesi yoktur. AK Parti’nin en büyük başarısı “kurumsal vesayetleri geriletmesi’’ olarak kabul ediliyor. Bu önemlidir, Cumhurbaşkanlığı makamının kriz sebebiyle halkın belirlediği bir konuma dönüşmesi de çok önemlidir ama AK Parti’nin daha başa çıkamadığı büyük bir vesayet var, o da kural vesayeti...

-Anayasa?

1982 Anayasası ve geçmişten kalan kapalı devlet yapısını, halk karşıtı bürokratik yapıyı tahkim eden bir kurallar vesayeti.

-Darbede 15 yaşında içeri alınan, işkence gören bir çocuğun yeni Anayasa’yı yapacak o Meclis’te olması fikri ilginç tabii...

Bu Türkiye’nin ikinci kuruluş sürecidir ve bana büyük heyecan veriyor. Vermiyor dersem yalan olur. Cazibesi çok yüksek. Yol temizliği yapıldı bugüne kadar. Eski ev yıkıldı ama yenisi yapılmadı. Nasıl ki Cumhuriyet’in ilk kuruluşunda CHP kurucu parti olarak bu topluma Cumhuriyet’i kazandırdıysa, eksiklerine gediklerine rağmen bu önemlidir. Parantez kapanıyor, reklam arası gibi cümleler son derece hatalıdır.

-İkinci kuruluş derken?

Bu Cumhuriyet’i demokratik hale dönüştürmek. 1. kuruluşun partisi CHP’ydi, 2. kuruluşun partisi AK Parti. Geleneksel muhafazakâr yanları olmasına rağmen demokratik halk hareketidir, demokrasi koalisyonudur. Yeniden inşa döneminde kurucu ve kaynak parti olacak. Nasıl ki CHP, Milli Görüş dahil bütün siyasi yelpaze oradan çıktıysa bundan sonra da AK Parti’den çıkacak.

-Paralel yapıyla mücadele bu kuruluşun neresinde? Öte yandan yaşanan yolsuzlukları olmamış gibi mi kabul edeceğiz?

O operasyon yolsuzlukla mücadele için yapılmadı. Kapitalizm koşullarında, değer paylaşımlarında usulüne olmayan süreçler yaşanır.

-Yaşanır da, hesabı da sorulur ama... Doğru mu yapılanlar?

Böylesi iddialarla karşı devrim hamlesi geliştirmek başka bir şeydir. Yolsuzluk enstrümanını sen demokratik siyaset aleyhinde kullandığında ben şiddetle karşı çıkarım. Böyle bir durumda politik doğruculuk yapıp “Aa yolsuzluk var!’’ demem çünkü yapılanı halkın iradesine bir karşı devrim olarak görüyorum. Hiç olmamış gibi davranmayalım ama bundan sonra imkân vermemek adına strateji geliştirmek lazım diye düşünüyorum. Yeni Anayasa bununla da alakalı. Açık, hesap verilebilir, şeffaf işleyiş...

‘POPÜLER İSİMLERİN DESTEĞİ ARTIK ZOR’

-TMK mağduru çocuklar için müthiş bir mutabakat sağlandı. Bugün olsa aynı mutabakat sağlanır mı? Kutuplaşma olmadı mı?

Kutuplaşma sosyolojik tabanda değil. Kutuplaşma o sosyolojiyi temsil ettiğini düşünen siyasi aktörlerle ilgili. Yerleşik yaşayan insanların ilişkisi iletişim ilişkisi, karşıtlık ilişkisi değil. Toplum kendi içinde karşıtlık yaşamıyor. Ama evet haklısın popüler aktörler bugün destek vermeyebilirdi.

-4 milyon İzmirli adına Aziz Kocaoğlu, Erdoğan’ı karşıladı, o fotoğrafı için kıyamet koptu...

Seçkinci zihniyet o. Belli toplumsal kesimleri temsil ettiğini düşünen aktörlerin faaliyetleriyle bu kamuoyu oluşuyor. Etkili sosyal medya kullananlar seçkinci tarzda bir siyasi dil üretiyor ve sanki bu kamuoyunun gündemi gibi sunuluyor, oysa gerçek o değil. Öfkeli kutuplaşma dili, köpürtülen kışkırtılan ve olması istenen bir dil. Tepedeki bazı çevreler uğraşıyor.

‘KARS HAK ETTİĞİ YERE GELMELİ!’

KARS birçok kimliği barındırır, Türkiye özeti gibidir. Etnik kimliklerin tamamı, dinsel kimliklerin tamamı oradadır. Malaganlar bile vardır. Kimlik çekişmeleri olmuştur ama çatışmaya hiçbir zaman dönüşmemiştir. Önemli yatırımlar yapılmış, projeler hayata geçirilmeye çalışılmış ama Kars’ı 18. yüzyıldan alıp 20. yüzyılın son çeyreğine ancak getirmişiz. Farklı bir bakış açısı getireceğiz oraya. Eski tarz vekil siyasetini bir kenara koyduk. Ankara’da vekil peşinde koşulmayacak. Mazbata alındıktan sonra halk, sivil toplum, muhtar, üniversite buluşmalarını hemen takvime bağlayacağız.