Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

Başbakan Binali Yıldırım, Londra'daki terör saldırısına ilişkin, "Terör herkesin başının belasıdır. Terörü sadece Müslüman ülkelerle zikretmek yapılan en büyük yanlıştır. Terör küresel bir felakettir, insanlığın başının belasıdır." dedi.

Elazığ'da bulunan Yıldırım, Kanal 7 ve Ülke TV ortak canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

"Kampanyanız açısından gidişatı nasıl buluyorsunuz, umut verici mi? 'Evet' oyları artıyor mu yoksa sorunlu mu görüyorsunuz?" sorusu üzerine Yıldırım, "Oyları saymıyoruz da vaziyet iyi. Vatandaşın ilgisi çok iyi. Oyları 16 Nisan akşamı sayacağız ama vatandaşın ilgisi iyi. Selamımıza selamla karşılık veriyor. Bu, bir anlam ifade ediyor. Gönlü, yolu bizimle. 'Türkiye'nin aydınlık yarınları için 'Evet' demeye hazırım.' diyor." ifadelerini kullandı.

Miting meydanlarına vatandaşların katılımı hatırlatılarak, "Birkaç seçim geçirdiniz, bir karşılaştırma yaptınız mı?" sorusu üzerine Başbakan Yıldırım, ziyaret ettiği bütün illerde coşkunun çok fazla olduğunu, kalabalığın 1 Kasım seçimlerindeki mitinglerden daha fazla olduğunu belirtti.

Dün Ankara'da düzenlenen "Uluslararası Hacı Bektaş Veli ve Sultan Nevruz Cem'i Buluşması"nda verdiği mesajların hatırlatılması üzerine Yıldırım, Erzincan'ın bu konuda Türkiye'ye model olduğunu söyledi.

Erzincan'ın Refahiye ilçesinin Kayı Köyü'nde doğduğunu, Hacı Topal Dursun'un oğlu olduğunu hatırlatan Yıldırım, Alevi ile Sünni vatandaşların birlikte yaşadığı, her şeyini paylaştığı bir kültürden geldiğini vurgulayarak, "Ayrımız gayrımız yok, nitekim adımı koyarken de güzel ahlakından, güzel komşuluğundan etkilenerek o ismi, yani Binali ismini bana koymaya karar vermişler." dedi.

"Siz isminizi veren komşunuzu tanıdınız mı?" sorusu üzerine Yıldırım, "Evet, tanıdım. Allah rahmet eylesin." dedi.

"BU KARDEŞLİĞİ KİMSE BOZAMAZ" 

Alevi ve Sünni vatandaşların arasında hiçbir sorun olmadığına dikkat çeken Yıldırım, şöyle devam etti:

"Son 10-15 yılda Avrupa ülkelerinde Aleviliği, 'Ali'siz Alevilik' daha doğrusu ateizm, din, inanç olmadan bir grup tarafından yapay olarak... Böyle bir çalışma var. Bu çalışmayla Alevi-Sünni kardeşlerimizin arasını açmaya gayret ediyorlar ama bu yürümez. Böyle bir, yüzyılların getirdiği bu kardeşliği kimse bozamaz. Zaman zaman provokasyon denemeleri, kışkırtmalar, Alevi-Sünni kardeşliğini bozmaya yönelik faaliyetler oluyor ama bugüne kadar başarılı olamadılar, bundan sonra olamazlar. 37 yıl sonra yapılmış Nevruz Sultan Cem'i. Dede Garkın Derneği'nin tertiplediği bir etkinlikti, çok güzel oldu. Çok da güzel katılım vardı. Semah merasimi, konuşmalar oldu."

Alevi öğretisiyle Sünni öğretisi arasında hiçbir farklılık olmadığının altını çizen Yıldırım, "Allah'ımız bir, Peygamberimiz bir. Hazreti Ali, onların da, bizim de. Ehlibeyt, Peygamberimizin ailesi. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin Efendimiz keza aynı. Türkiye'de Yezid ismini koyan var mı; ama Ali, Binali, Hasan, Hüseyin, Mehmet. Bu isimler çok yaygın koyuluyor, bunlar bizim ortak değerlerimiz. Bunlar üzerinden kutuplaşma, ayrıştırma yapmaya çalışmayı, bizim inancımıza karşı adeta bir girişim olarak algılamak lazım." diye konuştu.

"Kerbela'yı da, Sivas'ı da, Başbağları da yapan aynı provokasyondur, aynı çarpık zihniyettir." diyen Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bizi birbirimize düşürmeye, olmayan bir düşmanlığı yapay olarak üretmeye çalışıyorlar. Buna karşı uyanık olmamız lazım. Aşık Veysel'in ne güzel deyişleri var, 'Ne Alevisi-Sünnisi değil miyiz hep bir kardeş. Bizi yakar bizim ateş. Söndürmektir çaresi.' Yani mezhep, inanç işlerinden bir tartışma başlatırsak, bunun sonunu alamayız. Avrupa'yı hatırlayın, sadece Almanya'da 12-13 milyon insan, mezhep savaşlarında yok oldu gitti. Yüzyıl sürdü. Onun için Allah'a giden yollar, bütün nefislerin, bütün nefes alıp verenlerin sayısı kadar. Bir tane yol yok. Kimse 'Benim yolum doğrudur.' diyemez. Mühim olan yolun Allah'a gitmesi, yaradana gitmesidir. Ağzımıza geldiği zaman işin şekli değişiyor, yanlış bir yere gidiyor."

LONDRA'DAKİ TERÖR SALDIRISI 

Londra'daki terör saldırısına ilişkin soru üzerine Başbakan Yıldırım, "Olay yerel saatte 2.35 civarında. Bizim saatte tabii daha geç saatte. Böyle bir hadise var. İngiliz polisi, ilk bilgilere göre bunu bir terör saldırısı olarak değerlendiriyor. Bizim de haber sitelerinden, haber merkezlerinden edindiğimiz ilk bilgiler, bir kalabalığın üzerine aracını sürdüğü ve bir kadının hayatını kaybettiği, 4'ü ağır olmak üzere toplam 12 yaralı olduğu. Daha sonra bir olay daha oluyor. Değerlendirilen, aynı olayı yapan, arabadan bu sefer iniyor, bıçakla saldırmaya çalışıyor. O arada da etkisiz hale getiriliyor." açıklamasında bulundu.

Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Böyledir, değildir detayları henüz bilmiyoruz ama burada şuna dikkat çekmek lazım, terör herkesin başının belasıdır. Sadece terörü Müslüman ülkelerle zikretmek yapılan en büyük yanlıştır. Terör küresel bir felakettir, insanlığın başının belasıdır. İstanbul ne kadar güvenliyse, Londra da o kadar güvenlidir. Ankara ne kadar güvenliyse, Paris de o kadar güvenlidir. Riyad ne kadar güvenliyse, Konya da o kadar güvenlidir. Terör konusunda çifte standardı, 'ama'yı, 'fakat'ı bırakmak lazım ve terör konusunda bütün ülkelerin bir araya gelmesi lazım, ortak mücadele yapılması lazım. Bugünlerde DEAŞ terörüne 'İslamist terörizm' diyorlar. Bu bizim kanımıza dokunuyor. İslam diniyle terör asla birlikte zikredilemez, böyle bir şey olmaz. Bizim dinimiz barış dini, kardeşlik dini, yani her terör olayını yapanları Müslümanlara, İslamiyete mal etmek işin başından beri çifte standart anlamına gelir."

"REZERVASYONLAR VAR AMA AZALMA VAR" 

Bazı ülkelerin, Türkiye'nin güvenli olmadığı gerekçesiyle turizme yönelik çağrılarına ilişkin değerlendirmesi sorulan Yıldırım, otellere rezervasyonlarda azalma olduğunu belirtti.

Durumun, güvenlikten ziyade ticari olduğuna dikkat çeken Yıldırım, "Türkiye, turizmde çok iyi konumda, açık ara birçok ülkeden önde, çok büyük gelişme kaydediyor. Hazır, terör de iyi bir malzeme, bunu kullanarak maalesef kafa karıştırıyorlar. 'Güvenli değil' diyorlar, 'Giderseniz risk size ait.' diyorlar, bazısı 'Gitmeyin.' diyor. Bunların hepsi bir oyun, oyunun birer parçası." dedi.

Yüzde yüz güvende olan bir ülkenin olmadığını vurgulayan Yıldırım, "Teröre karşı ben iddialıyım. Bizde terör olmaz. Bizde hiçbir olay olmaz." diyen ülkenin doğruyu söylemediğini belirtti.

Başbakan Yıldırım, Avrupa ülkelerinin kısıtlamalarına işaret ederek, şunları kaydetti:

"Giriş çıkışları kısıtlıyorlar, bagajları kontrol ediyorlar, envaiçeşit eziyetler yapıyorlar. Oralarda terör artık paranoyaya dönüşmüş vaziyette. Her şeyden endişeleniyorlar, korkuyorlar. Abartılı bir şekilde yapıyorlar. Yine olur mu? Oluyor.

Bir kere kendini yok etmeyi kafaya koymuş bir adama ne yapacaksınız? Paris'te TIR'ı kalabalığın içine sürdü, Almanya'da aynısını yaptı. Bizde oldu, canlı bomba patlattı. Onlarca insanın hayatına mal oldu. Onun için bu terör konusunda özellikle gelişmiş ülkeleri, Avrupa'yı, Amerika'yı daha akılcı düşünmeye davet ediyoruz. Buna ihtiyaç var. Eğer siz 'İslami terör', 'İslamcı terörist' diye tanımlama getirirseniz, baştan zaten terörü teşvik edersiniz ve bununla da kalmazsınız, bütün Müslümanları karşınıza alırsınız. 1-2 milyar insanı karşınıza almak ne demek. Küresel barışı kiminle sağlayacaksınız. Böyle bir şey olmaz."

Terör örgütünün şartlar ve zemini kollayarak her zaman eylem girişiminde bulunabileceğine dikkati çeken Yıldırım, bu nedenle terörle mücadele kapsamında geçen yılın haziran ayından itibaren yeni bir yöntem olarak taarruzun tercih edildiğini söyledi. "Savunmadan ziyade taarruz. Üzerilerine üzerilerine gidiyoruz" diyen Yıldırım, bu yöntemin kış aylarında da devam ettiğini vurguladı.

Geçmiş dönemlerde kar yağdığı için terörle mücadeleye ara verildiğini anımsatan Yıldırım, şöyle konuştu:

"Bu sefer onu yapmadık. Kış şartlarında da hala şimdi Lice'de, Bingöl'de, Diyarbakır'da birtakım riskli bölgelerde, operasyon kış şartlarında da devam ediyor. Bu işin yazı, kışı yok. Terör başımızın belasıdır. Yaz da olsa, kış da olsa bunun doğuracağı acı sonuçlara katlanmak istemiyoruz. Bunun için sürekli kaçtıkları yere kadar kovalayarak, içeride ve dışarıda, sınırdan girişler, içeride yuvalandıkları yerler, hepsi didik didik aranıyor. Binlerce güvenlik kuvveti sahada. Şunu söyleyebilirim, yüzde yüz inisiyatif devlettedir. Bunu zaten bölgeye gittiğimizde görüyoruz.

Iğdır'da bugün havayı gördünüz. Herkesin bayrağı elinde. Eskiden oralara gittiğiniz zaman size selam vermekten kaçınırlardı. İçeri girip kapıyı kapatırlardı. Şimdi HDP'nin adamları gelince kapıyı kapatıyorlar, yüzlerine bakmıyorlar. Nereden nereye geldik. Tabii Irak'ta ve Suriye'de otorite boşluğundan kaynaklı terörün alt yapısı var ama Türkiye'deki faaliyetlerini biz büyük ölçüde kontrol altına aldık. Şimdi de girişleri engellemek için bir çalışma içerisindeyiz."

"TEYO PEHLİVAN BUNLARI DUYSA PATAKLAR" 

Başbakan Yıldırım, "halk oylamasında kararsız olan kitleyi nasıl ikna edeceğinin" sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:

"Önce böyle bir vatandaşımıza tereddütlerinin ne olduğunu sorarım. Onları cevaplandırırım. İkna olursa olur, olmazsa tabii ki vatandaşımızın kendi kararıdır. Burada ikna olmayacak bir şey yok. Öyle bir durumla karşılaşmadım ama hiç endişem de yok. Yaptığımız iş çok açık ve net. Milletin gözü önünde her şey belli. Her şeyi sorabilir vatandaş. Getirdiğimiz bu 18 maddeyle ilgili çekinebileceğimiz, 'buna da nasıl cevap vereceğiz' diyeceğimiz hiçbir şey yok. Ama maalesef 'hayır' grubundaki ekip yalanda ölçü, sınır tanımıyor, vitesten atmış vaziyetteler. Teyo Pehlivan bunları duysa pataklar. Bu kadar ölçüyü, ayarı kaçırdılar. Bugün Sayın Kılıçdaroğlu, gayrimenkul sertifikasıyla ilgili 'referandumda evet çıkarsa tapularınız alınacak, onun yerine size bir kağıt verilecek' demiş. İnsaf etmiş, kağıt vermeyi de söylemiş."

"Cumhurbaşkanlığı modelinde, Cumhurbaşkanının kaç yardımcısı olacağının bilinmediği ve bunların seçimle göreve gelmeyeceği" yönündeki eleştirilerin anımsatılması üzerine Yıldırım, "Sistemin ana özelliği yasama ile yürütmeyi birbirinden ayırmak. Şu anda yasama, yürütmenin bir anlamda kontrolünde. Hükümetin istediği şey, Meclis'te olur, istemediği olmaz. Bu sistem öyle değil, bu sistemde vatandaş ikisini de ayrı seçiyor. İki sandık var. Vatandaş, seçtiği milletvekillerine 'siz yasama işine bakacaksınız, kanun çıkacaksa kanunları çıkartacaksınız, cumhurbaşkanını da denetleyeceksiniz. İhtiyacı olan kanunları çıkartacaksınız, ancak yanlış yapıyorsa o yanlışları da denetleyeceksiniz, gereken tedbirleri alacaksınız' diyor." ifadelerini kullandı.

"YERLİ VE MİLLİ BİR SİSTEMDEN BAHSEDİYORUZ" 

Yıldırım, Cumhurbaşkanının bir veya daha fazla yardımcısı olabileceğini belirterek, şöyle konuştu

"Şimdi cumhurbaşkanı sistemi, Amerikan sistemi değildir. Başka bir ülkenin sistemini aynen kopyalamadık. Yerli ve milli bir sistemden bahsediyoruz. Amerika'da başkan adayı olunca kampanyanın bir yerinde 'benim yardımcım şu olacak' diyor. Bu da bir model. Bu Amerikan modeli. Bizim modelimizde cumhurbaşkanı var. Bir veya daha fazla yardımcı tayin edebiliyor. Bu da anayasada tanımlanıyor. Bunların yetkileri nedir, görevleri nedir hepsi var. Yani cumhurbaşkanı ekibiyle çalışacak, tek başına çalışmayacak. Dolayısıyla onların ayrı şekilde seçilmesini öngören bir model kurmadık biz. Öyle olsa ne olacak, böyle olsa ne olacak? Sonuç ne? Yetkiyi veren millet. Kime veriyor millet, cumhurbaşkanına veriyor. Amerika'da da başkana yetkiyi veriyor, yardımcıya vermiyor. Seçimle geliyor diye yardımcının ayrı bir alanı yok. O da başkan ne görev veriyorsa onu yapıyor."

"YENİ SİSTEMDE HEM YETKİ VAR HEM SORUMLULUK VAR" 

Cumhurbaşkanının yetkilerinin yeni sistemde daha fazla olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Okumamışlar. Şu anda yetki var, sorumluluk yok. Yeni sistemde hem yetki var hem sorumluluk var. Şu anki sisteme göre cumhurbaşkanının yetkilerinde ne varsa aynısı yine var. Ne fark var onu söyleyeyim, şimdi Bakanlar Kurulu cumhurbaşkanlığıyla birleştirildiği için Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi var. Yani Bakanlar Kurulu kararı yerine Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi var. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ne var, atamalar var. Bütün atamalar Cumhurbaşkanı Kararnamesiyle yapılıyor." dedi.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini anlatırken maalesef işin özünü konuşamadıklarını, sistem ne getirecek, ne götürecek, ne fayda sağlayacak bunları konuşma imkanı olmadığını ifade eden Yıldırım, yalanlara cevap vermekten bıktıklarını, her gün yeni bir yalanın ortaya çıktığını söyledi.

"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tek adamlık eleştirisi yaparken 'Çanakkale Savaşında biz büyük bir mücadele sonucu 250 bin şehit verdik. Sonrasında İstanbul'un işgaline bir kişi karar verdi' dedi. Bu kadar ileri bir iddiada bulundu. Bunun için ne söylersiniz?" sorusu üzerine Yıldırım, ne Çanakkale Savaşında ne de İstanbul'un işgalinde olduklarını belirtti.

"DEMOKRASİ İLE PADİŞAHLIĞI BİRBİRİNE KARIŞTIRIYOR"

Kurtuluş Savaşını yapıp, Cumhuriyet'i kurduklarını, Cumhuriyet'in 100. yılına da yaklaştıklarını vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İkinci kurtuluş savaşını da 15 Temmuz'da yaptık. Onun dediği doğru olsaydı, şu anda ne parlamento ne Kılıçdaroğlu ne biz vardık. Bu millet ona izin verir mi? Millet 'ülkeyi yönetsin' diye seçiyor. Çılgınlık yapan kim olursa, babası da, evladı da olsa affetmez millet. Demokrasi ile padişahlığı birbirine karıştırıyor. Demokrasiye geçtik, demokrasimiz de çok ilerledi. Demokrasinin ne kadar ilerlediğini, ne kadar kıymetli olduğunu biz 15 Temmuz'da gördük. Vatandaşlarımız bir çağrıyla sokakları doldurdular. Elinde hiçbir şey yok. Neye karşı? Tanklara, uçaklara, ağır silahlara, bombalara karşı. Buna rağmen ne oldu, milletin iradesi galip geldi. Demokrasi kazandı, alçaklar kaybetti. Hal böyleyken ülke böyle onun bahsettiği gibi cumhurbaşkanını seçti. Sonraki gün düşmanları çağıracak 'buyurun memleket sizin' mi diyecek? Buradan buyurun. Çocuk mu kandırıyorsun. Çocuk bile inanmaz buna. O gece ay yıldızlı bayraktı elde olan, göğüste iman, minarelerde ezan. İşin özeti budur. Bizim bu özelliğimiz devam ettikçe, birliğimiz var olduğu müddetçe bize kimse bir fiske bile vuramaz."

Başbakan Yıldırım, "Mevcut sisteme göre daha demokratik bir sistem mi getiriyorsunuz?" sorusu üzerine, mevcut sistemin ne parlamenter sistem ne de başkanlık sistemi olduğunu, ne olduğu belli olmayan bir sistem ile Türkiye'nin yönetildiğini dile getirdi.

Meclis'te 2007'de 367 icadı ile cumhurbaşkanı seçilmesinin engellendiğini, CHP'nin de bunun bayraktarlığını yaptığını anımsatan Yıldırım ondan sonra cumhurbaşkanını milletin seçmeye başladığını aktardı.

"SÜREKLİ İSTİKRAR, GÜÇLÜ İKTİDAR" 

Şimdi hem milletin seçtiği güçlü bir cumhurbaşkanı hem de darbe anayasasında çok geniş yetkiler verilmiş bir cumhurbaşkanlığının olduğuna dikkati çeken Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Şu anda yapılması gereken geriye dönmek ama bu mümkün değil. Millet vermiş yetkiyi. Yahut da bu durumu düzeltmek lazım. Mevcut durum ile anayasayı uygun hale getirmek. Hangisi demokratik. Ben tabii ki ikisi arasında bir sınıflandırma yapamam. O da bir sistem, bu da bir sistem. Bu bir tercihtir. Demokratik olması konusunda herhangi bir problem yok. Her iki sistemin de demokratik özelliği var ama bunun bir artısı var. Burada vatandaş, yetkiyi dolaylı vermiyor. Mevcut sistemde dolaylı veriyor. Bakın 7 Haziran seçimleri oldu, hükümet kurulamadı. Çünkü tek başına iktidar olacak bir sayıyı hiçbir parti alamadı.

Şimdi bu sistemde böyle bir şey yok. Vatandaş sandıkta kimin iktidar olacağına karar veriyor. Sandıklar açıldı, sayıldı, cumhurbaşkanı seçildi. Artık 5 yıl ülkeyi sen yöneteceksin. Meclis oluştu, Meclis de kendi görevini yapacak. Yeni sistem sürekli iktidar çıkarıyor, temsilde adalet daha geniş. Yüzde 30 ile yüzde 20 ile iki parti anlaştı, anlaşamadı, bunlar yok. Şimdi yüzde 50'nin altında iktidar olma şansınız yok, iktidar olmama ihtimali de yok. Bu ne demektir, sürekli istikrar, güçlü iktidar. Bunun getirdiği en önemli iş budur. Onun için ülke sürekli seçimle zaman kaybetmeyecek. Seçim 5 yılda bir, aynı gün olacak. Yazın seçim, kışın seçim. Milletin seçimden başı dönüyor. Bunlar bitiyor."

"VATANDAŞ SEÇİYOR, MÜHRÜ TESLİM EDİYOR" 

Başbakan Yıldırım, cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile cumhurbaşkanının yargılanmasının daha kolay hale geleceğini ifade etti.

Mevcut sistemde cumhurbaşkanının 550 milletvekilinden 413'ünün onayıyla yüce divana gittiğini anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

"Diyelim ki bu yeni sistemde 367 kafi geliyor. Daha az sayıda milletvekili. 600 olduğu zaman bu oran ne oluyor. Mevcut korunsaydı 450 milletvekili ile gönderilebilecekti, yeni gelecek sistem devreye girince 400 ile gidebilecek. 50 milletvekili daha az. Daha kolay yargılama olabiliyor ve daha fazla konuda suçlanabiliyor. Hani nerede burada sultanlık, tek adamlık, diktatörlük nerede. Versinler bunun cevabını. Milletin seçtiği diktatör olmaz. Tabii ki tek cumhurbaşkanı seçeceğiz. Vatandaş yetkiyi bir kişiye verecek, hesabı da ondan soracak. Üç kişiye yetki verse 'ya ben yapacaktım o koymadı' bilmem ne oldu. Aynı koalisyon hükümetleri gibi. Kriz niye oldu? Anlaşamadılar. Böyle bir şey yok, adres belli. Vatandaş seçiyor, mührü teslim ediyor. Meclisi de seçiyor, onlara da diyor ki siz buna göz kulak olun yanlış yola sapmasın. Saparsa bir daha seçimi beklemeyelim, siz müdahale edin. Eğer edemezseniz de zaten 5 sene sonra ben hesabını sorarım diyor."