Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

 

FATİH ALTAYLI - ORTAK PAYDA  

SAYIN Kemal Kılıçdaroğlu...

Ankara’dan İstanbul’a çok önemli bir yürüyüş yaptınız.

Bu yürüyüşünüz, size muhalif toplum kesimlerinde bile saygıyla karşılandı.

Genel başkanlık koltuğuna oturduğunuz günden bu yana mazhar olmadığınız bir sempati elde ettiniz.

Yürüyüşünüzü, Maltepe’de muhteşem bir mitingle noktaladınız.

Valilik veya bazı yayınlar küçümsese bile hepimiz biliyoruz ki, bu mitinge hepsi CHP seçmeni olmasa da “adalet” arayışına destek veren en az 1 milyon insan katıldı.

Ancak bu yürüyüşün üzerinden çok da uzun süre geçmeden bugün, 15 Temmuz’daki darbe girişimine karşı koyan Türk halkının “direnişini” kutlamak, darbeyi engellemek için, hepimiz için canını veren insanlarımızı anmak, saygımızı sunmak için törenler yapılacak.

Partinizin sözcülerinin son dinlediğim açıklamalarında CHP’nin gerek TBMM çatısı altında gerekse dışarıda yapılacak törenlere katılmama kararı aldığını öğrendim.

Bu karar doğru bir karar değildir.

Her ne kadar, 15 Temmuz günü sokağa dökülen halkımızın önemli bir bölümü bunu AK Parti Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın verdiği cesaretle yapmış olsa da ve sokaktakilerin büyük bölümü AK Parti seçmeni veya sempatizanı gibi görünse de, 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahı demokrasi için bedenini siper edenler, sadece AK Partililer değildi.

Her görüşten, hatta AK Parti’yle yolu asla kesişmeyecek türden insanlar da sokaktaydı.

Kaldı ki, bu kişilerin hepsi AK Partili olsa bile, siyasi tercihler bir deri değil, bir gömlektir.

Yarın değiştirilebilir.

Vatan sevgisi ise değişmez ten gibidir.

Bu yüzden CHP’nin de, CHP’lilerin de, AK Partili olmayanların da bugünün bir parçası olmaya hem hakkı vardır, hem görevi.

Kararınızı gözden geçirin Kemal Bey.

Bazıları karşı çıksa da geçirin.

Bu ülkeyi kamplaşma ve kutuplaşmalar değil, ortak paydalarda buluşmalar kurtaracaktır ancak.

Darbeye karşı çıkmak da ortak paydamızdır.

 

ÇOCUKLARIN RESİMLERİ DAHA MI İYİYDİ?

DÜN 15 Temmuz afişleriyle ilgili yazıma, “Tamam haklı olabilirsin, hatta haklılık payın çok yüksek ama afişler de pek güzel hazırlanmamış” mesajları geldi çokça.

Beğeni kişiye göre değişen bir kavram olmakla birlikte ben de afişlerin artistik yönünü beğenmediğimi söylemeliyim.

15 Temmuz şehidi, rahmetli Erol Olçok hayatta olsaydı, muhtemelen bu afişleri değil, çok daha şık, çok daha estetik hazırlanmış afişler görürdük, eminim.

Bu afişlerin görsel tasarımının bende uyandırdığı his şu oldu.

Sanki bu afişleri hazırlayan grafikerler ile İslami kesimin çocuk dergilerini ve çizgi filmlerini hazırlayan grafik sanatçıları aynı kişilermiş gibi geldi bana.

Ve açıkçası, 15 Temmuz direnişini betimlemeleri için çocuklar arasında yapılan resim yarışmasındaki eserleri bu afişlerden daha çok beğendim.

Sanki çocukların duygularını yansıttığı o resimler ilan haline getirilse daha iyi olurmuş duygusuna kapıldım.

 

HAFIZAMIZDA HEPSİNE YETECEK YER VAR

Ayrımcılıktan beslenen kimi yazarlar, toplumun bir kesimi, 15 Temmuz’un hatırlanmasına ve anılmasına karşıymış gibi bir hava estiriyor, toplumda yeni fay hatları oluşturmaya çalışıyor.

Benim gördüğüm ise farklı.

Kimse, en azından aklı başında, normal vatandaşlarımızın 15 Temmuz’a karşı olduğu falan yok.

15 Temmuz’daki direnişin kıymetinin farkındalar ve saygı duyuyorlar.

Onların tek hassasiyeti, 15 Temmuz’u sonuna kadar hatırlayalım ama Kurtuluş Savaşı’mızı, 23 Nisan’ı, 19 Mayıs’ı, 30 Ağustos’u ve 29 Ekim’i de unutmayalım.

Bunların hiçbiri birbirinin alternatifi değil.

“O günler de 15 Temmuz gibi bu milletin başarıları ve o günler de değerli” diyorlar.

15 Temmuz’u unutturmak isteyen yok.

Ama diğerlerini de hatırlamak istiyorlar.

Çünkü hepsi birden ortak hafızamız.

 

***

 

NİHAL BENGİSU KARACA - 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİN DİREKSİYONU

15 TEMMUZ’un sene-i devriyesi kutlanmakta. Evet, bu bir kutlama. Çünkü 15 Temmuz, sadece darbe girişiminin olduğu bir gün değil. Türkiye’nin darbeler tarihinde eşi benzeri olmayan bir hürriyet ve memleket savunmasının tarihi.

Savunma olur da şehitler olmaz mı? Elbette var, şükran duygularının, duaların başköşesinde yaşayan.

Savunma olur da gazi olmaz mı? Var, kıymetleri yeterince bilinmeyen, “Tamam kardeşim devleti kurtardın, hadi şimdi yoluna git” denilen.

Savunma olur da hain olmaz mı? Var. Darbe girişiminin direksiyonunda oturdukları halde, “Biz yapmadık, kedi yaptı” halleriyle hâlâ inkâr, hâlâ yalan peşinde koştuklarını görebildiğimiz adamlar, FETÖ’cüler.

ABD ve Almanya gibi ülkelerin, “Darbe girişimini FETÖ’nün yaptığına ikna olamadık” yollu açıklamalarını kullanıyor, darbe girişiminin Fethullah Gülen’e bağlı kimselerce yapılmadığını, tiyatro olduğunu, bizzat Erdoğan tarafından yapıldığını iddia edebiliyorlar. Ülkenin darbeden kurtarılışının birinci yıldönümünde hâlâ kafaları karıştırabiliyorlar.

OHAL şartlarını, KHK’ları eleştirebiliriz. Darbede rol oynamamış, oynaması mümkün olamayacak kimselere karşı yapılan her haksızlığın hak iddiası olarak geri döneceğini hatırlatabiliriz. Ama bütün bunlar 15 Temmuz hain darbe girişiminin lokomotifinin legal görünümlü illegal yapı olduğu gerçeğini değiştirmez. TSK’nın geçmişindeki darbeler son darbe girişiminin komutasında FETÖ olduğu gerçeğini gölgede bırakmaz.

Bunun en önemli göstergesi, o gece darbe girişimine dışardan destek veren sivillerin her birinin Gülen’e bağlı bürokratlar, uzmanlar, mühendisler olmasıdır.

HEPSİ SİVİLDİ

Hatırlayalım ve hiç unutmayalım.

Sadece son 25 ayda 12 kez ABD’ye giden, darbe girişiminden 2 gün önce son kez ABD’ye gidip 13 Temmuz günü dönen, darbe girişimi gecesi Akıncı Üssü’nde yakalanan, üzerindeki GPS cihazını tuvalete saklarken yine yakalanan Adil Öksüz.

Adil Öksüz’e son ABD seyahatinde eşlik eden, tıpkı Adil Öksüz gibi Akıncılar Üssü’nde yakalanmış, tıpkı Öksüz gibi bu durumu “arsa bakmaya gelmek” olarak izah eden, darbe gecesi F16’ların bağlı olduğu 143. Filo’nun koridorlarında dolaştığı görüntülü kayıtlarla tescil olmuş Kaynak Holding yöneticisi Kemal Batmaz.

Aynı filonun koridorlarında dolaştığı yine güvenlik kayıtlarıyla tespit edilmiş, adli dinlemelerin üssü Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda çalıştığı 2010-2013 dönemiyle ilgili açılan davada sanık olarak ifade vermiş Harun Biniş.

Darbe girişimi gecesi TRT ve dijital yayın platformu Digitürk yayınlarını ele geçirerek darbecilere yardım etmekle görevlendirilmiş, 16 Temmuz sabahı TRT’nin İstanbul binasının dış duvarından kaçarken görüntülenmiş, Gülenci Kaynak Holding çalışanları: Harun Şahin, Niyazi Akalın, Seyfullah Genç.

Darbe girişimi gecesi Ankara TRT’ye darbecilerle birlikte gelen, görüntüler çıktıktan sonra ortadan kaybolan bilgisayar mühendisi Havelsan çalışanı Onur Demircan.

Darbe girişimi gecesi Akıncı Üssü’nde yakalanan, Kemalist görünümlü cemaat okulu Anafartalar Koleji sahibi Hakan Çiçek.

Marmaris’e Erdoğan’ı almaya giden SAT komandolarına “abilik” yapan, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nda (BDDK) üst düzey yönetici Kemal Işıklı.

14 Temmuz akşamı darbeci askerlerin gaza getirilmesi toplantısının yapıldığı evin sahibi, bazı askerlerin bağlı olduğu örgüt imamı Bilgi Teknolojileri ve Telekomünikasyon Kurumu Başkan Yardımcısı Muhterem Çöl. (*)

İsimleri buraya sığmayacak yüzlerce darbe azmettiricisinin hepsi “sivil”di.

Bu isimler asla unutulmamalı ki, asker olmayı imtiyaz kabul eden kibire, bir cemaat liderine inançla bağlı olmanın verdiği seçilmiş hissi eklendiğinde ortaya çıkan yırtıcı kimlik iyi idrak edilsin.

(*) 15 Temmuz ve FETÖ bağlantısı üzerine bazı bilgileri, Yıldıray Oğur-Ceren Kenar imzalı “15 Temmuz Darbesinin Arkasında Kim Var?” başlıklı araştırma yazısından aldım.

 

***

 

NAGEHAN ALÇI - BİRİNCİ YIL MARŞI

BUGÜN, o gün. 15 Temmuz. Her detayıyla hatırladığımız o kâbusun, tarihimizin en gurur verici zafer hikâyelerinden birine dönüşünün yıldönümü... Sıradan bir cuma akşamı, yemek saatinden hemen sonra başlamıştı her şey... Sıcak mı sıcak bir yaz gününde...

O hiç bitmeyen geceye dair çok şey söylendi, bu bir yıl içinde Türkiye’de hiç tahmin edemeyeceğimiz gelişmeler yaşandı, büyük operasyonlar yapıldı, binlerce kişi tutuklandı. Tüm bunlara rağmen hâlâ 15 Temmuz ve onun arkasındaki detaylarla ilgili aydınlanması gereken çok nokta var. Gerçek bir yüzleşme istiyorsak aynaya bakabilmeyi öğrenmeliyiz. O nedenle bu anlamlı günde bunu başarabilen birinden bahsedeceğim...

VATAN, TANKIN ALTINA YATAN VARSA VATANDIR

AYNAYA gözlüksüz bakan ve orada gördüğü kendini doğrudan, filtresiz, olduğu gibi anlatan birine rastlamak, çok susayıp gürül gürül akan bir çeşmeye rastlamak gibi bir his yaratıyor insanda. Kana kana dinlemek istiyorsunuz. Perşembe akşamı Habertürk’ün canlı yayınında karşılaştığım, 15 Temmuz kahramanı Metin Doğan tam olarak böyle hissettirdi bana. Belki ismini bilmiyorsunuz ama kendini mutlaka hatırlıyorsunuz, o gece havalimanında tankın önüne yatan adam...

Bu bir yıl içinde hikâyesini çeşitli defalar anlattı, onlarca Hollywood filmini cebinden çıkaracak bir cesaretle, insanları sokağa dökmek için darbecilerin tankının bir sağ bir de sol paletinin tam önüne boylu boyunca uzanmıştı Metin Doğan. “İnsanlar harekete geçsin diye şehit olmaya gittim” diye açıkladı sonra bu cesaretinin sebebini.

Ben programda onu dinlerken kendiyle ilgili dürüstlüğüne hayran kaldım. “Bedenimi çok seven biriyim, bu kadar sevdiğim bedenimi vermek, onun üzerinden faydalı olmak istedim” demesine, “40 yaşıma kadar faydalı hiçbir şey yapmamıştım, insanlar için iyi bir şey yapmak istedim” diye konuşmasına gıpta ettim... Modern insan etrafına ama en çok da kendine yalan söyleyen insandır. MetinDoğan kendine yalan söylemiyor. Bu çok zor bulunan bir özellik. Cesaretinin esas kaynağı burası.

Size onun hikâyesiyle ilgili dikkatimi çeken, bilinmeyen ama 15 Temmuz’u ve toplumu anlamak için çok önemli 3 detayı anlatacağım.

1- 72 T OTOBÜSÜNDEKİLER

METİN Doğan, Yeşilköy’de oturuyormuş. O akşam da darbe girişimi haberini aldığında otobüsteymiş. “Hangi otobüs?” diye sorunca “72 T” dedi. 72 T, Yeşilköy- Taksim otobüsüdür. Yeşilköy’de doğmuş, üniversiteyi bitirene kadar Yeşilköy’de oturmuş biri olarak o otobüsü ve içindeki havayı çok iyi bilirim. Alper Görmüş’ün çok doğru bir şekilde “laik nihilizm” olarak tanımladığı kavramın tam oturduğu bir kitle kullanır o otobüsü: Yaşı 60’ın üzeri, pek zengin olmasa da görmüş geçirmiş, Kemalist, asker cumhuriyetinden yana, Erdoğan’dan nefret eden bir kesim...

Nitekim Metin, “Darbe haberi gelince otobüstekiler, ‘İyi olur, Erdoğan’ın artık gitmesi lazım’ gibi şeyler söylemeye başladılar. Bunları duyunca çok öfkelendim, hemen havaalanına gidip tankların önüne yatmaya karar verdim” diye anlattı. Kaderin ilginç oyunları... MetinDoğan o gece Yeşilköy otobüsünde değil, Bağcılar otobüsünde olsa böyle tepkiler duymayacak, belki de öfkelenip o eylemi yapmaya koşmayacaktı... Bunu yayında kendisine de söyledim ve beni doğruladı.

2- TSK’YI YIPRATAN ADAM

METİN daha sonra 15 Temmuz darbecilerinin yargılandığı davaları izlemek için mahkemeye gitmiş. Kapıda çok kötü muamele görmüş. Girişleri kontrol eden bir astsubay, ilk gün kim olduğunu öğrenince içeri giremeyeceğini söylemiş, ikinci gün ise Mehmet Metiner’in yardımıyla içeri girebilmiş, ama bu defa da çıkarken aynı astsubay hakaretler etmiş, daha sonraki seferler ise üsleri bağıra çağıra Metin’in üstüne yürümüşler.

Bunu yapanlar muvazzaf TSK mensupları. Metin Doğan, tankın altına yattığı için ondan nefret ediyorlar, onu orduyu yıpratan adam olarak görüyorlar. Bu, problemin FETÖ ile sınırlı olmadığını gösteren çok çarpıcı bir örnek.

Metin, darbecilerin tankının altına yatarak ismini tarihe yazdırdı ve bu ülkenin ordusunun içine yerleşmiş bir zihniyet onu, “TSK’nın halk üzerindeki gücünü ve itibarını sarsan adam” olarak görüyor. Kim kullanırsa kullansın tankı kutsayan, darbeyi hak gören, kendini milletin efendisi zanneden feci bir zihniyet bu.

Şimdi bakıyorum, bu zihniyeti salt FETÖ’ye indirgeme gayreti var. Aman böyle bir hataya düşmeyelim. FETÖ de bu zihniyeti fırsat olarak kullanıp palazlandı. Ordunun içinde bir darbecilik hastalığı var, bunu tedavi etmeden tehlikeyi bitiremeyiz.

3- TÜRKİYE’NİN KAHRAMANI OLDU AMA ONLAR ARTIK İŞ VERMİYOR

GELELİM 3. detaya... MetinDoğan, 15 Temmuz’a kadar matematik özel dersi veriyormuş. Yeşilköy’de öğrencileri varmış. O tankın altına yatıp kahraman olduktan sonra öğrencilerinin tümünü kaybetmiş. Bunu bana bire bir konuşurken anlattı.

1 yıl boyunca Polyannacılık oynadık, “15 Temmuz’a hep beraber direndik” diyerek ortak bir ruh oluşturmaya gayret ettik, ancak gerçek bir yüzleşme için her şeyi bütün çıplaklığıyla konuşmak gerek. Maalesef o gece işin mahiyeti netleşmeden, klasik Kemalist bir darbe olduğunu düşündüğü için sevinen bir kesim de vardı. Ve anlaşılıyor ki o kesimin hâlâ bir kısmı FETÖ’cüleri sevmemekle beraber, tankların altına yatan insanları “Erdoğancı” görerek onlardan da nefret ediyor.

 

***

 

SEVİLAY YILMAN - UCUZ ATLATMADIK O GECEYİ!

HERKESİN diyecek bir şeyleri vardır 15 Temmuz gecesi yaşananlar için ama benim o herkesten farklı bir diyeceğim var... Kimse kusura bakmasın. Alınmasınlar da ama er geç o gece yaşanacaktı. Sinsice ve yıllarca TSK içerisine çöreklenmiş o alçaklar bir gün bu hain kalkışmayı yapacaktı.

Haklı olarak tabii soracaksınız, “Göz göre göre geldiyse, kim peki bunun sorumlusu?” diye.

Biraz belki sert bir yanıt olacak ama gerçek olan şu ki; o gece yaşananların sorumlusu maalesef bu ülkenin son 40 yıldır yönetiminde yer almış tüm devlet adamlarıdır! Çünkü bundan tam 40 yıl önce tohumu atılan bu alçak FETÖ örgütünün yeşermesinde, dallanıp budaklanmasında kabul etsinler etmesinler bu ülkede 40 yıldır yönetimde bulunmuş herkesin kabahati vardır.

Bütün devlet kurum ve kuruluşlarını yönetenlerin hem de... En başta da tabii “Peygamber Ocağı” olarak andığımız Türk Silahlı Kuvvetleri’nde komuta kademesinde bulunanların.

Hatırlayın bundan 10 sene öncesinin YAŞ kararlarını. Her YAŞ’ta onlarca insan ihraç edilirdi? Ya irtica tehlikesi taşıdığı için ya da aşırı sol görüşlü bilmem ne olduğu için. İşe bakınız ki, bir yığın insanı sırf mütedeyyin, namaz kılıyor, ibadet ediyor, eşinin başı kapalı ya da Kürtçü, aşırı sol görüşler taşıyor diye kapının önüne koyan TSK, ne yazık ki kurumun içerisine, en kritik noktalarına kadar sızmayı başarmış olan bu alçakların tek birini bile tespit edememiş.

Özetle değerli okurlarım... Kaçınılmaz bir geceydi vesselam. Bazıları, “Ucuz atlattık” diyor. Ucuz atlatmadık! Onlarca insanı kaybettik o gece. Ben buradan tüm şehitlerimize, o gece sokağa çıkıp bu vatanın o hainlerin ellerine geçmemesi için hayatını feda eden tüm demokrasi kahramanlarımıza rahmet diliyorum ve bu ülkenin bir ferdi olarak minnet borçlu olduğumu özellikle belirtmek istiyorum.

Bugün bir gazeteci, yazar olarak bu yazıyı kaleme alabiliyorsam eğer, ben bunun tamamını o demokrasi kahramanlarına borçluyum.

O gün sokağa çıkan, tankların üzerine yürüyen ve silahlara siper olan tüm şehitlerimiz, gazilerimiz haklarını helal etsinler...

SARHOŞUMUZ BİLE BUYKEN...

1 haftadan bu yana sosyal medyada geçen yıl bugün kâh vatandaşlar kâh haberciler tarafından çekilen video kayıtları yayımlanıyor. Tüm samimiyetimle söylüyorum, bazılarını izlerken tüylerim diken diken oluyor.

Mesela birinde vatandaşın, TSK maskeli teröristlere direniş anı var. Bizim SHOW Haber muhabiri çekmiş. Kurşunlara karşı siper almış vatandaşın yanından haberi sunarken, “Vatandaş korku içerisinde” diyor muhabir.

O anda inanılmaz bir şey oluyor değerli okurlarım. Muhabir öyle deyince oradaki vatandaşlar dönüp, “Korkmuyoruz! Hayır korkmuyoruz! Biz bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz. Şu anda 2. Çanakkale yaşanıyor burada. Biz bu ülkeyi hainlere teslim etmeyeceğiz” diyor.

Bir diğer videoda ise alkollü bir vatandaşımız var. Belli ki bir yerlerde yemek yerken haberi almış ve fırlamış sokağa. Kafası bayağı iyi. Kalabalık içerisinde basbas bağırıyor o haliyle: “Çanakkale’de yenemeyenler Kızılay’a saldırıyor. Ey dünya, yedi düveli toplayıp gelin bir gram toprak alamazsınız!”

Dün Akın Gören isimli Twitter kullanıcısı, bu videonun altına şöyle bir yorum yazmıştı. Sizinle paylaşmak istiyorum bu yorumu; zira gerçekten bu milletin o gece yazdığı destanın nedenini anlatan en müthiş tespitlerden biriydi: “Sarhoşunun bile milli bilinci her daim açık olan bir millete darbe yapmak, aptallıktan öte bir şey değildir!”