#Diren çözüm süreci!
'Hadi bakalım sorun halloldu diyebileceğimiz noktaya daha epeyce uzun bir yol var'
AKİL İnsanlar Heyeti, görev yaptıkları 2.5 ayın sonunda Dolmabahçe’de son bir kez daha Başbakan Erdoğan‘la bir araya geldi. İllerde yapılan görüşmeler raporlaştırıldı, halkın destek ve önerileri, teklif ve kaygıları hiçbir detay atlanmadan Başbakanlık’a iletildi.
Hiç kolay olmadı. Ziyaret edilecek illerden alınan istihbarat pek iç açıcı olmadığı zamanlarda bile, “Boşuna gelmesinler, bu şehri onlara dar ederiz” diyen ve toplasan 50 üyesi olan legal, illegal toplulukların tedhiş ve tehditlerine aldırmadan yol alındı.
Heyetin başardığı en önemli şey, İstanbul-Ankara-Diyarbakır hattına sıkışmış olan “Kürt meselesi tartışmalarının” ülkenin her yerinde yapılmasını sağlamak oldu. Görüşmelerimiz boyunca birçok kez gerginlik yaşandı, ama hemen akabinde barış fikrine temayül de beklenmedik oranda yükseldi.
Şimdi hükümet, sunulan raporlar doğrultusunda bir yol haritası belirleyecek.
Ancak, “Hadi bakalım sorun halloldu” diyebileceğimiz noktaya daha epeyce uzun bir yol var.
2.5 ayda birçok şey oldu. Önce Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların neden olduğu can kayıpları, sonra Gezi Parkı’nda sivil demokratik bir eylem olarak başlayan gösterilerin polis müdahalesi mazeretiyle tüm ülkeyi kapsayan bir yıkım ve hükümete yönelik itibar suikastına dönüştürülmesi, akla ilk gelenler.
Paris’te düzenlenen ve Sakine Cansız‘ın ölümüyle sonuçlanan suikastı mı analım? Yoksa Türkiye, Kürt sorununu çözer de TürkKürt Sünni ekseni güçlenirse halimiz nice olur hezeyanına kapılan Suriye-İran hattının ipleri eline alma çabasını ve düzenledikleri operasyonları mı? Gerçek şu ki, Türkiye’nin Kürt meselesini çözmesini istemeyen yerliyabancı unsurlu geniş koalisyon, kâh yeni sosyolojik fay hatlarını harekete geçirerek, kâh meselenin PKK-KCK tarafını “Ne aldınız da silah bırakıyorsunuz?” yollu kışkırtmalarla zehirlemeye çalışarak bazen çözümün “yerli” aktörler arasında gerçekleşmesini “kabul edilemez” ilan ederek, bazen de açıkça Avrupalı dostları(!) yardıma çağırarak PKK içindeki bazı unsurları tahkim etme yönünde kısmi başarı elde etmeyi başardı.
Kısmi başarı, Gezi Parkı eylemi ve akabinde gerçekleşen olayların “Beyaz/Laik Türk sorunu” kalkışmasının neden olduğu siyasi atmosferdir. Oysa çok açıktır ki, Türkiye belirli bir istikrar, refah, kalkınma ve stalibite ortamını yakalayabildiği için hükümet barış sürecine cesaret edebilmiştir. Çözüm sürecinin yaslandığı en temel dayanak, büyüyen, güçlenen bir Türkiye fikridir. Ancak yıllarca “Kürt meseleni çöz” baskısı yapanların çözüm yoluna girilmesinin hemen ardından başlattıkları “Demokrasi gelmeden barış gelmez” kampanyası, Gezi olaylarının öncesinde dolaşıma sokulan “diktatör Erdoğan” algısının tohum ekme safhasıydı ve 31 Mayıs’ı takip eden günlerden itibaren Batılı medya kuruluşlarının da katkısıyla bir “Türk sorunu” yaratmanın zemini de oluşmuş bulunuyor. Devrimleri balon çıktı ve hükümeti deviremediler ama “yönetilemeyen Türkiye” vehmi yaratmaya çalışarak emin adımlara ve karşılıklı güvene ihtiyaç duyan çözüm sürecine jilet atmayı sürdürmekteler. Öyle ki, biz ülke olarak Gezi’nin artçı şoklarıyla uğraşırken bazı yabancı misyon temsilcileri Ankara’da çözüm sürecini içine sindiremeyen ve Öcalan’a bağlılıkları da tartışma götüren bazı çözüm karşıtı Kürtlere “Silah bırakmayın” telkini yapıyorlardı.
Dün Dolmabahçe’de Başbakan, şu ana kadar militanların sadece yüzde 15’inin çekildiğini söyledi ve “Birinci aşama tamamlanmıştır” diyen BDP’nin ifadelerini açığa düşüren nahoş vakalardan bahsetti.
Sözün özü, sorunun çözümünün önünde birçok engel var. İyi haber şu ki, PKK içindeki ana damar da, Öcalan da, devlet adına müzakereleri yürüten birimlerin iradesi ve çabaları da, hâlâ müzakerelerin başladığı yerdeki noktada. Dahası, bütün araştırmalar, anketler Türk tarafının şüphelerinin giderek azaldığını bölge halkının barış talebinin de güçlü ve baskın bir karakter arz ettiğini göstermekte. Halk çözüm istiyor. Türkler de Kürtler de “Çözüm olması ihtimalinde bir 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye tasavvur edersiniz?” sorusuna aynı cevapları veriyor. Bütün kırılmalara rağmen milletin gelecek perspektifi aynı rotayı gösteriyor. Bu rotadan sapanlar ve barış şansını boğmaya çalışanlar önce deşifre olmaya, sonra da tasfiye olmaya mahkûmlar. O halde ne diyoruz, #diren çözüm süreci...