HABERTURK.COM

Apansız üstlerine yağan bombalardan kaçarak nereye gittiğini bilmeyen, ilk durdukları yeri mesken tutan insanlar... Hayattaki tek gayeleri nefes alıp verebilmek. 10 yaşında iken savaşın başladığına şahit olup şimdi 20 yaşına gelen çocuklar. Kara kışın ortasında çadır kentlerde elektrik, su, ısınmaya hasret yaşayanlar... Tarihi kentlerin yıkıntıları arasında sıkışmış hayatlara yaslanıp da yaslanacak bir duvara özlemle geçen soğuk günler...

Habertürk yazarı Mehmet Akif Ersoy'un izlenimleriyle İdil'den insan manzaraları...

ÜZERLERİNE YAĞAN BOMBALARDAN KAÇAN YIĞINLAR

İdlib Sermeda bölgesindeyiz. Bu araçlar dünyanın dört bir yanından İdlib'e getiriliyor. Dünyanın çöplüğü demek belki de yanlış olmayacaktır. Daha sonra parçalar halinde birleştiriliyor ve satılıyor. Siyasi ve diplomatik süreçten bahsettiğimiz için buradaki insanların hayatları en son gündem maddesi bile değil maalesef. Kent merkezinde hayat o kadar sıkışmış durumda ki. En kırsal alanlarda bile yoğun trafiğe rastlıyorsunuz.

Özellikle bombardımanın olduğu yerde insanlar yığınlar halinde kaçmaya çalışıyorlar. Nereye kaçtıklarını bilmiyorlar. Araç kiralıyorlar, nerede duracaklarını bilmiyorlar. İndikleri yerde bir şekilde hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Sivil toplum ve yardım kuruluşları onlara destek vermeye çalışıyor. Pek çok yerde böyle araçlar, lastik, otomobil parçalarına rastlıyorsunuz. Bunlar birleştiriyor ve satılıyorlar. Yolda yer yer giderken kopmuş, ikiye ayrılmış araçlara rastlamak mümkün.

MAHRUMİYETTEN MAHREMİYETE UZANAN BİR ÇİZGİ

İdlib'de mülteci kamplarından birindeyiz. Burada yaşayan insanlar diğerlerine göre bir miktar daha şanslı. Briket şeklinde evler yapılmış durumda. Yıllardır çadırlarda yaşıyorlardı. Çok enteresan hikayeler var. Mülteci kampı dediğinizde çıplak ayaklı çocuklar akla geliyor.

Elektriğin, suyun, tuvaletin, banyonun olmadığı ihtiyaçları asgari düzeyde karşılayamadığınız yerlerde sadece hayata tutunabilmek için yaşıyorsunuz. Etrafta çok fazla çocuklar var. Bu kampı hariç tutuyorum. Hiçbir mahremiyetin olmadığı çadır kamplarında dip dibe insanlar yaşıyor. Yüzlerce binlerce çadır yan yana. Pek çok kültürel dokunuzu, geleneğinizi ortadan kaldıran bir durum.

EN BÜYÜK KONFOR BİR DUVARA YASLANIYOR OLMAK

Bir dostumuz bir gün çadırda kalmak istemiş. Yaşamı merak etmiş. Ertesi gün anlattığı şey şu; 'insan sırtını dayayacak bir duvar arıyor' demiş. Her şeyiniz olduğu için neye sahip olduğumuzun, neyin eksik olduğunu pek farkında değiliz. Bir çadırda suyunuz, elektriğiniz, ısınmanız, yemeğiniz, mahremiyetiniz yok. Sırtını dayayacağınız bir duvarınız yok. Yaslanamıyorsunuz geriye. Bu savaşlar başladığından beri burada büyüdü bu çocuklar. 10 yaşında çocuklar şu anda 20 yaşındalar. Eğitim almadan 20 yaşına geldiler. Eğitemediğiniz bu gençlere verebileceğiniz ya da onlardan alabileceğimiz hiçbir şey yok. Çok daha büyük sorunlarla karşı karşı kalınacak bir dönemi beraberinde getirdi Suriye'de yaşanan bu süreç.

KONFOR KRİTERİ: ISINMAK VE SIRTINIZI DAYAMAK

Briket evlerden bir tanesinin içine giriyoruz. Evin içerisinde soba var. Tuvaletler dışarıda. Bu en modern diyebileceğimiz, çadırlardan sonra en azından sırtınızı yaslayacağınız bir yerin olduğu briket ev. Çadırla arasında fark ne dedim. Çok dedi, burasını ısıtabiliyoruz, bir konfor var ve çok daha rahatız diyor.

BİNLERCE YILLIK YIKINTILARIN ARASINDA YAŞAMAK

İdlib'de dikkatimizi çeken noktalardan bir tanesi de çadır kampların tam ortasında bulunan tarihi kentler. Binlerce yıllık yıkıntılarının arasında mülteci kamplarını görmek mümkün. Bu yıkıntıların ortasında kurulmuş çadırlarda insanlar yaşıyor. Bu savaşta çok şey kaybedildi, onlardan bir tanesi de Suriye'nin tarihi mirasıydı.