Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
İşte sel faciasındaki olağan şüpheliler
0:00 / 0:00

2 Şubat 2021 İzmir’de sel felaketi: Dereler taştı, yüzlerce binayı su bastı, caddeler sular altında, 2 ölü
14 Aralık 2020 İzmir’de sel felaketi: 2 ölü
12 Ocak 2019 İzmir’de sel: Dereler taştı, vatandaş kepçelerle kurtarıldı
23 Aralık 2019 İzmir’de sel: Denizle kara birleşti
2 Ekim 2018 İzmir’de sel: Yollar göle döndü, yüzlerce bina sular altında kaldı
18 Ocak 2018 İzmir’de sel felaketi, karayla deniz birleşti…

Bu, sadece son 3-4 yıllık veriler. İzmir için bir tarama yaptığınızda her yıl en az birkaç kez sel felaketiyle karşı karşıya kaldığını görüyorsunuz. 1995’teki o büyük sel felaketini hatırlayanlar vardır. 61 kişinin yaşamını yitirdiği faciayı…

Böyle büyük bir acı yaşayan bir şehrin sel konusunda uzmanlaşmış olması gerekmez miydi! İzmir her yıl 1995’teki kadar ağır bir tablo olmasa da sel felaketiyle karşı karşıya kaldı, kalmaya da devam ediyor. İyi de neden? İşte bu sorunun cevabının peşine düştüm.

İzmir’le ilgili istatistikleri, verileri incelediğimde gördüm ki, İzmir yoğun göç alan bir kent. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nin verilerine göre; bugün 4 milyon 321 bin nüfuslu İzmir’in 1995-2000 yılları arasında aldığı net göç 120 bin 375.

2010-2015 arasında aldığı net göç 76 bin 627. Yine ADNKS verileri; 2008-2015 döneminde İzmir’in nüfus artış hızının binde 11.7 olduğunu gösteriyor. Nitekim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’le 9 Eylül 2020’de yaptığım röportajda da Başkan Soyer en çok göç alan şehrin İzmir olduğunu şu sözlerle anlatmıştı: “İzmir takip ediliyor, merak ediliyor. Daha dün rakamlar geldi elime. Türkiye’de en çok göç edilen kent İzmir. Beyaz yakalı göçü fazla.”

GÖÇ-ÇARPIK YAPILAŞMA-ALTYAPI YETERSİZLİĞİ

Tüm bu rakamlar, veriler gösteriyor ki İzmir yoğun göç alıyor. Göç demek de yapılaşma demek, altyapı revizyonu demek. Göçle birlikte yapılaşmanın artması kaçınılmaz. Peki nasıl bir yapılaşma? İzmir için nitelikli yapılaşmadan bahsetmek mümkün mü? 30 Ekim’de Ege Denizi’nde meydana gelen ve İzmir’i vuran depremde gördük ki nitelikli bir bina stoğundan bahsetmek pek de mümkün değil. Zira depremden sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki Türkiye’nin 3. büyük kentinde hâlâ bina envanteri yok. Yani hangi binaların risk taşıdığı, hangilerinin sağlam, hangilerinin dayanıksız olduğu bile bilinmiyor.

İzmir’de bile olmayan, Ege Denizi’nde meydana gelen bir deprem Bayraklı’yı niye yıktı? Çünkü çarpık yapılaşma vardı. Çünkü koca koca apartmanlar deniz kumundan yapılmış, doğru dürüst demir bile kullanılmamıştı. Bunu depremden sonra peş peşe yaptığım haberlerle Habertürk okuyucularına gösterdim. Delta zemine plansız projesiz apartmanlar dikilmiş, bodrum katların kolonları kesilmişti. Bayraklı’yı vuran depremin ardından gerek kentin yöneticileri gerekse şehir plancıları, inşaat mühendisleri İzmir’deki çarpık yapılaşmaya dikkat çekti.

Çarpık yapılaşma dediğiniz şey, altyapı sorunları da demek aynı zamanda. Zira imar planlarına, deprem yönetmeliklerine uygun olmayan yapılaşma alanlarında ne yağmur sularının ayrıştırılmasından bahsedebiliriz ne yeterli drenajdan ne yapılarda su basmanına uyulmasından… İşte dün İzmir’in yaşadığı sel felaketi tüm bu saydıklarımın bir sonucu aslında. Nüfus artışının, çarpık yapılaşmanın, yetersiz kalan altyapının bir sonucu…

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN HIZINA YETİŞEMİYORUZ’

Dünkü sel felaketinin ardından İzmir İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Eylem Ulutaş’ı aradım. ‘İzmir niye böyle bir sel felaketiyle sürekli karşılaşıyor? Nerede yanlış yapılıyor? Bu tabloda çarpık yapılaşmanın rolü ne?’ diye sordum. Eylem Ulutaş’ın tespitleri şöyle: “1995’teki sel felaketinden sonra İzmir’de ciddi yatırımlar oldu ama yapılanlar iklim değişikliğinin hızına yetişmiyor. Nüfus artışı yapılaşmayı tetikliyor, altyapının da bu artışı kaldırması gerekli. Suyun, akacak mecrasının olması lazım. Hepsi bir bütün aslında. İzmir’de altyapının yenilenmesi için bazı noktalarda çalışmalar sürüyor fakat iklim değişikliği bu çalışmalardan daha hızlı ilerliyor. Yapılaşmada iklim değişikliği de hesaba katılmalı. Yağmur sularının ve kanalizasyonun ayrıştırılması acilen sağlanmalı.”

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÜNAH KEÇİSİ’

İzmir İnşaat Mühendisleri Odası Eylem Ulutaş, İzmir’in yaşadığı sel felaketinde iklim değişikliğinin altını çizdi. (Bu arada Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi’ni de aradım, İzmir’deki sel felaketiyle ilgili görüşlerini almak üzere. Fakat bir dönüş sağlamadılar) Evet dün İzmir yoğun yağış aldı. Metrekareye 100 kg yağış düştü. Bu kadar yoğun yağışı sadece İzmir almıyor kuşkusuz.

Dünyanın çeşitli coğrafyalarında, büyük şehirlerinde belki de bundan daha fazla yağış görülüyor. Ancak o saydığım çarpık yapılaşma-altyapı sıkıntılarının yaşandığı yerlerde böyle bilançolar ortaya çıkıyor. Peki dün İzmir’in yaşadığı felakette iklim değişikliğinin rolü var mı? Bu soruyu da meteoroloji ve afet yönetimi profesörü Mikdat Kadıoğlu’na sordum. Kadıoğlu, İzmir’in yaşadığı selle iklim değişikliğinin ilgisinin olmadığının altını önemle çizdi:

“İklim değişikliği günah keçisi oldu çıktı. Kuraklık yaşanıyor hemen iklim değişikliği deniyor. Daha düne kadar barajlar boş, iklim değişti deniyordu. Şimdi yağmur yağdı barajlar doldu, iklim değişikliği geçti mi? Cahillik bu. İklim değişikliğiyle gündelik hava olaylarını karıştırmamak lazım. Aradaki farkı bilmemekten kaynaklanıyor. İzmir niye bu kadar yağış aldı? İzmir’de soğuk cephe önünde güneyden sıcak ve nemli hava ile beslenen sağanak hattı üzerinde fırtına hücreleri (boranlar) GB'den KD'ya doğru sırayla kent merkezinden geçti.

Cephe durağan olmasa yağıp bir anda geçecekti. Aynı nokta üzerinde sürekli kaldığı için yağış miktarı arttı. Bu tür meteorolojik olaylar dünya kurulduğundan beri var. İklimle hava olaylarını karıştırıyorlar. Dünyanın her tarafında şehirler bu kadar yağış alabilir. Şehrin merkezine yağıyorsa mazgalların, drenaj sistemlerin yoksa, su basma seviyesine göre bina yapmamışsan, bir anda sular altında kalırsın. Dereleri ıslah etmişler güya 2 duvar arasına almışlar, daraltmışlar. Dere yataklarında alt katlarda su basma seviyesindeki binalar sular altında kalıyor. Aşırı yağışın afete dönüşmesi insan yüzünden oluyor. Hızlı kentleşme bunu bir afete dönüştürüyor. Selin sorumlusu iklim değişikliği demek topu taca atmaktır. Kentlerimizi doğru inşa etmemiz gerekiyor.

‘AFET DEĞİL YÖNETİM SORUNU’

Çatılardan yağmur sularını yollara vermemek gerekiyor. Caddeyi, sokağı su geçirmez hale getirmemiz gerekiyor. İklim değişikliği, olmayan bir şeyi oldurmuyor. Bundan 30 yıl önceki selleri nasıl açıklayacağız? Meteorolojik cahillik bu. Suya sabuna dokunmamak için suçlu iklim değişikliği, günah keçisi iklim değişikliği. Bu suçu iklim değişikliğine atan kişiler de hiçbir şey yapmıyor. Madem iklim değişikliği var altyapıyı ona göre yapın. Ama mazgallar hâlâ 50 yıl önceki yağış miktarına göre yapılıyor. İzmir gibi denizin kıyısındaki bir yerde denizin suya ulaşamıyor olması çok ilginç. İzmir’de dereler taştı. Dereler nasıl ıslah ediliyor? Kimse demiyor ki bu derenin havzasına yapılan binalarda bodrum katın ne işi var? İklim değişti böyle oldu diyorlar. Yahu desenize bodrum girişleri niye var! Selden iklim değişikliğini sorumlu tutanlar gidip Ihmamur Kasrı’na baksın. Kasrı dere yatağına yaptıkları için yaşam alanını 2. kata yapmışlar. Dere yatağı hizasında bina yapılır mı! Yapılırsa böyle olur işte.

‘SU BASMANI DİYE BİR ŞEY VAR…’

Dünyanın her tarafında çatıdan gelen yağmur sularının anında yola verilmesi yasaktır. Ancak Türkiye’nin her yerinde böyle. İzmir’de de böyle veriliyor. Dere yatağıyla aynı hizada giriş kat yapmışlar, su yatağını bulamıyor. Sonra da iklim değişti diye kandırıyorlar. Dünyanın her yerine bu kadar yağmur yağar. Denize düşen yılana sarılıyor, suçu iklim değişikliğine atıyor. Kentler 500 yılda yağabilecek yağışa göre tasarlanır. İklim değişikliğini ciddiye alanlar bunu planlamalı. İklim ile hava durumu ayrı şeylerdir. Su basma seviyesi diye bir şey var.

Ama bakıyoruz dere yatağında su basma seviyesi bırakılmamış, bodrum kat yapılmış. Yağmur suyunun hemen caddeye ulaşması engellenmeli. İngiltere’ye gidin, yağmur bitmiştir bakarsın binalardan yeni akar. Adı dere olan bir sürü cadde sokak var Türkiye’de. Böyle saçmalık olur mu! En büyük afet zihinsel kuraklık. Dünyadan haberleri yok. İklim değişikliği, kuraklık diyorlar. Kuraklık yeni bir şey mi? 1887’de istanbul’un 15 gün suyu kalmıştı. 1921’de İnönü’ye Eskişehir’den kuraklık için yazılan mektuplar var. Hititler, Urartular kuraklıkla mücadele etmişler. Ama bizim afet kanununda kuraklık yok. Bu zihniyetle bu afetleri çözemeyiz. Ezberlerimizi bozamıyoruz. Bu afet değil, yönetim sorunu, kronik bir sorun. Taşkın deyip geçiyorlar. Taşkının çözümü barajdır. Şimdi gidelim İzmir’in ortasına baraj mı yapalım!”

İZMİR NE YAPMALI?

Mikdat Kadıoğlu, dün bir kez daha sel felaketi yaşayan İzmir ve tüm kentler için acil yapılması gerekenleri şöyle sıraladı…

• Yağmur suyu hasadı yapılmalı acilen. Hem kent sellerine hem de kuraklığa büyük faydası var.
• Şehirlerin her noktası için 100 yıllık taşkın seviyesini belirleyip o seviyenin altına bodrum kat yapmamak lazım, olanları da iptal etmek lazım.
• Mevcut mazgalları çalışır hale getirmek, 2 mazgal arasına yeni bir ilave yapmak gerekli.
• Arnavut kaldırımı gibi su geçirimi yüzeyleri artırmalıyız.
• Su basman seviyesi hayatidir, su basman seviyelerine mutlaka uyulmalı.
• Kentsel dönüşümde depreme dayanıklı binalar inşa edilirken su basman seviyesi mutlaka yüksek yapılmalı.

Resim net. Nasıl ki depremde deprem değil bina öldürüyorsa seli ortaya çıkaran da aşırı yağış değil çarpık yapılaşma, dere yatağına yapılan binalar, su basmanı seviyesi olmaması, mazgalların yetersizliği, yağmur suyunun ayrıştırılmaması… Yani kısacası bu bir doğal afet değil belediyecilik meselesi, anlayış meselesi. Son dönemlerde sel yaşayan şehirlere bakarsak; İzmir, Rize, İstanbul, Ordu, Bursa… Partiler değişiyor ama sorun da sonuç da değişmiyor.

24 SAAT GÜNÜN ÖZETİ
24 saat
24 saat günün önemli haberleri ve gelişmeleri

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.