Aile içi 'kara film'
"Güzel Günler" vizyondan önce DVD raflarında! Kerem Akça yazdı...
İşlediği cinayetlerin sonuçları ve motivasyonları her zaman ‘boşluk’ta ya da ‘muğlak’ta kalan bir seri katilin hikayesi. Aynen David Fincher’ın “Zodiac”ta yaptığı gibi 70’lerin soğukkanlı, sessiz ve kapkaranlık dokusuyla canlanan bir suçlu portresi olarak anılabilir. Ancak “Güzel Günler”, daha çok “Canım Babacığım” ile son yılların en aykırı işlevsiz aile filmlerinden birini veren Andrew Jarecki’nin o kavram ile suçu birleştirme özgünlüğünün kurmaca karşılığı sanki. Bu noktada da Ryan Gosling, Kirsten Dunst, Frank Langella gibi oyunculardan ve siyahı öne çıkaran yüksek kontrast hedefli ışık oyunlarından büyük güç almış. Derin Amerika’nın ‘muğlak’ta kalan suçları ancak bu kadar parçalı ve sarsıcı hale getirilebilirdi. Türkiye’de vizyona girmeyen “Güzel Günler”, adeta aile içi kara filmin hikayesini sunuyor.
Amerika’nın tabanındaki suç hikayeleri konusunda ihtisas yapmaya çoktan karar veren Andrew Jarecki, belli ki son filminin üzerinden geçen sekiz yıllık süreyi böyle bir konsepti araştırmak için geçirmiş. Zira “Canım Babacığım”da (“Capturing the Friedmans”, 2003) orta sınıfa mensup bir Yahudi ailesinin içindeki garip cinayetleri ve işlevsiz aile portresini absürt ama dokunaklı bir dille ele almıştı. Yalancı belgesel (mockumentary) alanında son yılların en çarpıcı eseri olan o yapıtın ardından şimdi de Marks ailesinin içindeki gizemli bir cinayetin izini sürdüğü “Güzel Günler” (“All Good Things”, 2010) ile çıkagelmiş.
“Zodiac”tan cesaret alan bir seri katil filmi
Eldeki eserin yönetmenin kurmacaya alışma noktasında belli sıkıntılar çekmesiyle bazı noktalarda sarsıldığı çok açık. Ancak işlevsiz aile tablosu, derin Amerika ve toplumsal çerçeve konusunda yine çok sevdiği noktalara ulaşıyor Jarecki burada. Böylelikle 80’lerden sonra bu kez de 1970’leri mercek altına almış oluyor.
“Güzel Günler” aslında “Zodiac”ın (2007) yapısını kullanan, soğukkanlı ve kara film dokulu bir seri katil filmi olarak anılabilir. Ama elbette “İçimdeki Katil” (“The Killer Inside Me”, 2010) gibi bu konuda devrim yapan eserlerden biri değil. Bunun sebebi filmin 40’ların dokusunu günümüze taşımak gibi seyirci karşıtı bir hamleden ziyade, 70’lerin sinema dilini oturtmayı tercih etmesi. Bu da süreçsel olarak 1960’lardan 2003’e kadar uzanmasına karşın ayrıksı durmasına yol açmıyor. Aksine özündeki cümleyi bu tercihten beslenerek ele alma becerisini sinemasal anlamda üst düzeylere ulaştırıyor.
Annenin intiharını görmek şiddeti tetikler mi?
Annesinin intiharına tanıklık eden David’in üzerinde bu olayın yarattıklarını inceleyen bir eser karşımızdaki. Bu doğrultuda da Ryan Gosling’in ana karakterinin kendisine göre daha alt sınıftan eşi Katie’ye şiddet eğilimi gösterip yavaş yavaş kafayı yemesini ele alıyor “Güzel Günler”. Ancak bunun altını doldururken babanın ‘annen seni görünce intihar etmez diye düşündüğüm için seni olayın ortasına attım’ demesi ve emlakçılık yapıyor kisvesi altında ona cinayetler işlettirmesinin yanında Katie-David evliliğinin oluşurken saplantılı bir damara açılması; projenin çarpıcı konulara girmesine yol açıyor.
Aslında Jarecki, “Güzel Günler”in belli hayat ve zaman parçalarından oluşan hikayesini rahatlıkla “Henry: A Portrait of a Serial Killer” (1986) gibi belgesel estetiği ile çekilmiş kan dozu yüksek bir slasher filmine dönüştürebilirmiş. Ancak yönetmen, kolaycı olmaktan ziyade Ryan Gosling’in David’inin hayatındaki ‘karanlık’, ‘gizemli’ ve ‘işlevsiz’ halleri kara film algısı yüksek bir eserle taçlandırmış. Onun kılıktan kılığa girmesi ise Anthony Perkins’in “Sapık”taki (“Psycho”, 1960) Norman Bates tiplemesi edasında tekinsiz bir duygu yaratmış.
Tek mutlu anlar 16 mm ile çekilip retro havaya sokulmuş
Üst açının yerleştirilme şekli, genelde dar açıya yakın objektiflerin kullanılıp sıkışmışlığı ve sistemsel baskının dile getirilmesi ve daha nicesiyle sınıfı geçmiş “Güzel Günler”. Karanlıktan güç alan bir noktaya ulaşmış. Belki hikayeyi anlatırken 2003’den yola çıkıp, David’in ağzından belli zaman dilimlerine odaklanılması konularla ilgili kafa karışıklığına sebep oluyor. Ancak yönetmenin de esas amacı aralarda boşluk bırakarak karakterin bu kafa karışıklığını ve hayatsızlığını ele almak.
David Marks’ın gizemli karakter tablosu Ryan Gosling’in oyunculuk becerisiyle taçlandırılıyor. Onun babasını canlandıran Frank Langella ve eşini oynayan Kirsten Dunst da bu duruma eşlik ediyor. Yönetmenin sadece David’in annesini gördüğü anları ve All Good Things adlı evliliğin ilk yıllarındaki seranın kurulduğu kısmı 16 mm ile çekmesi de eskiye ve güzele ağıt olarak anılabilir. Zira filmin ruhuna bir turuncu doku ve eskimişlik katan bu görsel tercih, 35 mm’nin yabancılaştırma güdüsünden farklı bir metin açıyor. Bu da kara film algısı açık eseri, nostaljik ve duygusal gel-gitlere münferit anlarla taşıyor.
Jarecki usulü işlevsiz aile ve suç portresi
“Güzel Günler”, derin Amerika’da bir katilin işlevsiz aileden nasıl doğup katil olarak yetiştiğini, buna mukabil aile ve zenginlik noktasındaki sistemsel oluşumu hunharca eleştiren bir yapıt. Bunu yaparken belki “İyi Alman” (“The Good German”, 2006), “İçimdeki Katil”, “Cehennem Çiçeği” (“The Black Dahlia”, 2006) gibi 40’ların kara film estetiğini harekete geçirip çığır açan eserlerden beslenmiyor. Ancak 70’lerin soğukkanlı dokusunu hissettirirken sessizlikten beslenen yapısındaki imgelerle sonuç almasını da biliyor. Aralara es koymayı ana amaç olarak benimserken kara film becerisini yükseklere çekmesi Jarecki’nin filminin sarsıcı olmasına olanak tanıyor.
Belli ki yönetmen, Fincher’ın “Zodiac”ının sonuçsuzluk ve boşluk bırakma güdüsünden beslenen bir eser çekmek istemiş. Bu noktada işlevsiz aile kavramı üzerinden de o filmden daha derin noktalara gitmeyi becermiş. “Güzel Günler”, Amerikan toplumunun sakladığı yaralar ve ülkedeki cinayet oranının yükselmesi üzerine çarpıcı bir temsil sunuyor. Yönetmenin de aile, saplantılar ve suç üzerine inşa ettiği ideolojisine bir halka daha ekliyor. Jarecki usulü bir suç filmi olduğuna şüphe yok bu yapıtın.
Künye:
Güzel Günler (All Good Things)
Yönetmen: Andrew Jarecki
Oyuncular: Ryan Gosling, Kirsten Dunst, Frank Langella, Philip Baker Hall, Lily Rabe, Diane Venora
Süre: 96 dk.
Yapım yılı: 2010
keremakca@haberturk.com