'Bu filme gidip iki saat eğlenemezsiniz'
İkinci filmi "Atlıkarınca"da aile içi cinsel taciz meselesine odaklanan yönetmen İlksen Başarır, senaryoyu yazarken psikolojik olarak zorlandığını belirtti
GAZETE HABERTÜRK / OYA DOĞAN
İlk filmi “Başka Dilde Aşk”ta işitme engelli Onur ve çağrı merkezinde çalışan Zeynep’in aşkını anlattı İlksen Başarır. Film, hem Türkiye’de hem de uluslararası arenada büyük beğeni topladı. Filmden sonra pek çok hastane ve üniversitede işaret dili eğitimi verilmeye başlandı. Başarır ikinci filmi “Atlıkarınca”da ise toplumsal bir yaraya, büyük bir utanca parmak bastı. Aile içi cinsel tacizi anlattığı filmi “Atlıkarınca” filminin insanları rahatsız ettiğini söyleyen Başarır, “Başka Dilde Aşk”tan daha iyi bir film çektiğimi, daha fazla şey öğrendiğimi ve birkaç adım daha ilerlediğimi düşünüyorum. Halimizden memnunum, iyi ki bu filmi yapmışız” diyor.
Mert Fırat’la ilk tanıştığınızda ensesti anlatan bir film çekmek istediğinizi söylemişsiniz ama ilk filminiz “Başka Dilde Aşk” oldu. Neden bu filmi ertelediniz?
En büyük sebebi “Başka Dilde Aşk”ın senaryosunun daha çabuk bitmesi ve Kültür Bakanlığı’ndan destek çıkmasıydı. “Atlıkarınca”nın taslağı hazırdı ama senaryonun içeriği önemliydi, metaforları doğru yerlere oturtmak gerekiyordu. Bu filmi yazmak biraz daha ağırdı. Biraz yazdıktan sonra bırakıp, iki gün sonra yazmaya devam edebildik. Çünkü yazarken psikolojik olarak etkilendik.
Bugüne kadar irdelenmemiş ve dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın üstü kapatılan bir konu ensest. Sizi bu meseleye iten sebep neydi?
Okuduğum haberler, izlediğim filmler, gördüğüm olaylardan etkilendim. Türkiye’de tacize uğramayan kadın yoktur. Bir de aile içinde cinsel taciz meselesini düşününce durumun daha ağır olduğunu anladım. Uzun zamandır da kafamda bu konuyla ilgili bir şey yapmak vardı ama ne yapabileceğimi bilmiyordum. Tek başıma çıkıp sokaklara bağırsam, kimse beni dinlemezdi. Film yapabilmeye başlayınca da bunu konu yeniden gündeme geldi ve yaptık.
Ensest hakkında bilgi ve belge bulmak da neredeyse imkânsız. Senaryoyu oluştururken nasıl empati kurdunuz?
Türkiye’de sadece iki tane kitap bulabildim. Birleşmiş Milletler Fonu’nun bir araştırmasını ve iki tane tez okuduk. Bilkent Üniversitesi’nin kütüphanesindeki yabancı kaynaklardan faydalandık. Bu konuya dalıp araştırmak istediğinizde, karşınıza haberden başka bir şey çıkmıyor. Ama biz vaka okumak istemiyorduk. Çünkü yazarken mutlaka etkilenirdik. Filmde bu durumun psikolojisine, travma sonrası stres bozukluğuna odaklandık.
Ama filmde çocuklarına cinsel tacizde bulunan babanın bunu neden yaptığına dair en ufak bir ipucu bile yok..
Gerçek hayatta ensesti kimlerin yaptığıyla ilgili bir bilgi olmadığı için, bizim filmde de babanın psikolojisi yok. Ama babanın öne çıkan bazı özellikleri var. Sen oradan adamı tanıyıp kafanda birilerini canlandırabiliyorsun. Araştırmada en zorlandığımız şey faille ilgili bir bilgi olmamasıydı. Babanın bunu çocuklarına neden yaptığını bilmiyoruz.
Filmde anne rolünde Nergis Öztürk var. Ama bazı isimler galiba bu rolü reddetmiş...
Sevil karakteri için çok kişiye teklif götürmedik ama bir iki kişinin fikrini aldık. Bize “Marjinal bir senaryo” dediler. Cesur değillermiş. Nergis senaryoyu okur okumaz “Ben bunu içimde nasıl bulacağım” dedi. Şanslıyım, Mert ve Nergis gibi muhteşem oyuncularla çalıştım.
Film çekimlerine başlamadan “Amacımız insanları rahatsız etmek” dediniz. Peki, amacınıza ulaştınız mı?
Bu filme gidip iki saat sinemada eğlenemezsiniz. O nedenle gişede yüksek bir sayı beklemiyorum. Filme gidenler, “Bittikten sonra beş dakika yerimden kalkamadım, sinirim bozuldu” diyor. Hepimizin rahatsız olması gerekiyor. Senin evinde olmayabilir ama belki de komşunun evinde bu olay oluyor. Duyman ve duyarsız kalmaman gerekiyor. Bir haftadır bütün gazetelerde ensest yazıyor. Bu da filmin amacına ulaştığını gösteriyor.
Film tam anlamıyla sizin içinize sindi mi?
Ben filmi seviyorum. “Başka Dilde Aşk”tan daha iyi bir film çektiğimi, daha fazla şey öğrendiğimi ve birkaç adım daha ilerlediğimi düşünüyorum. Halimizden memnunum, “İyi ki bu filmi yapmışız” diyorum.
'KİMLİKSİZLEŞMEYİ FİLM YAPACAĞIZ'
Her iki filminde de sosyal yaralara el atan İlksen Başarır, "Sosyal sorumluluk projesi yapıyorlar diye adımız çıktı ama bu fikirle yola çıkmıyoruz" diyor. Üçüncü filminde 21. yüzyılda yaşanan kimliksizleşmeye odaklandığını söyleyen Başarır, "Artık kimlikler değişti, herkes birbirine benzemeye başladı ve git gide kimliksizleşiyoruz. Üçüncü film bunu anlatacak ve aslında hepimizin neye hizmet ettiğini gözler önüne serecek. İnşallah güzel olur" diyor.
'ZEYNEP'E ÇOCUK DEĞİL OYUNCU GİBİ DAVRANDIM'
'Atlıkarınca' filminde babasının cinsel tacizine uğrayan Sevgi karakterini 14 yaşındaki Zeynep Oral canlandırıyor. Daha önce hiçbir kamera deneyimi olmamasına rağmen çok iyi bir iş çıkardığını söyleyen yönetmen İlksen Başarır, "Zeynep'le çok samimi olmak istemedim. Çünkü birinin uzakta durması gerekiyordu. Ona küçük çocuk gibi değil, profesyonel oyuncu gibi davrandım. O da bunu anladı ve öyle davrandı" diyor.