Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sırma KARASU / HT CUMARTESİ

        sirmakarasu@gmail.com

        Sansasyonel başlığımı nasıl buldunuz? Tamamen doğruluktan uzak sayılmaz. 1960’larda Türk müzisyen ve bestecilerin dünya sanat müziğine katkısı günümüze oranla daha fazlaydı. Bülent Arel elektronik müziğin babası olmasa da gelişmesine katkı sağlayan önemli isimlerden. Elektronik müzik derken 1990’lar sonrasında kulüplere hapsedilen elektronik altyapılı dans müziğinden bahsetmiyorum. Elektronik müziğin günümüzde geldiği nokta pek parlak değil. 2000’li yıllardan sonra, dijital teknolojilerin gelişmesiyle çıkan bilgisayar programları en vasat insanı dahi ‘müzik yaptığına’ inandırdı. Mac’le yüklü gelen Garageband programını açıp birkaç sample’ı ve ritim loop’unu üst üste koyup ortaya çıkan şeye “Müzik yaptım” demek mümkün, üstelik birileri tarafından da mutlaka ciddiye alınırsınız. Bir dönem çok eleştirilen “manken şarkıcıların” yerini “program müzisyenleri” aldı. Tabii bu söylediklerim yaşadığımız DJ enflasyonu için. Yoksa mimarlar Autocad’le çizim yaparken müzisyenler ellerinde lavtayla gezsinler demiyorum...

        ELEKTRONİK MÜZİĞİN BAŞLANGICI

        Esasen elektronik müzik öncelikle avangart eğilimleri olan klasik müzik bestecilerinin tını arayışlarında varmak zorunda olduklarını hissettikleri bir yerdi. Alman geleneği, Schoenberg’le birlikte 12 ton ve atonalite üzerinden yine Almanların zirveye taşıdığı klasik müzik anlayışına karşı bir devrim olarak ortaya çıkmıştı. Debussy ve empresyonist müziğin yeni “renk” arayışları, artık geleneksel çalgılardan bağımsız başka seslerin de müziğin malzemesi olmasına zemin hazırladı.

        Dolayısıyla elektronik müzik, geleneksel klasik müziğe karşı neredeyse sonsuz olasılıklar sunan yeni bir ses hatta belki de gürültü dünyasının kapılarını açıyordu. Ancak amaç çok daha ilerici ve hatta soyut bir müzik yaratmaktı. Dolayısıyla bir devrim enerjisiyle ortaya çıkmış olan elektronik müzikle bugün elektronik müzik denince akla gelen klişelerle dolu “cıp-tıs” müziği arasında aynı ekipmanı kullanıyor olmak dışında ne kültürel ne de estetik bir bağ yok. 1940’lardan itibaren gelişen bu alternatif ses arayışına uygun teknolojiye ulaşabilen besteci sayısı pek fazla değildi. Ussachevsky, Varèse, Schaeffer ve Eimert gibi öncü isimlerin arasında İlhan Mimaroğlu ve Bülent Arel’in de olması gurur verici. Gerçi yakın zamanda TRT’de bir Bülent Arel belgeseli izlemişliğim yok.

        HELİKON DERNEĞİ VE TRT

        Helikon Derneği, 1952’de Ankara’da çağdaş Batı sanat ve kültürü üzerinden sosyalleşme ve etkinlikler düzenlemek amacıyla Bülent-Rahşan Ecevit, RasinZerrin Arsebük, Bülent-Selma Arel tarafından kuruldu. Arel, derneğin müzik direktörü olarak hem etkinlikleri belirliyor hem de konserlerde piyanist olarak yer alıyordu. O dönem Ankara’sı için beklenmedik bir oluşum, ya da değil... Zira o sıralarda Batı algısı esas alınarak müzik ve güzel sanatlar alanında üretim yapabilmek önemliydi. Anadolu halk müziğinin Batı klasik müziği teknikleriyle yeniden çalınması evrensel kültüre katılım olarak değerlendiren sanatçılara bir alternatifti. Bülent Arel’in yerel kültürü dönüştürmekten ziyade avangart kültüre direkt katılımında Helikon Derneği’nde içinde bulunduğu etkileşim önemli bir faktör.

        Dernek 1955’te meydana gelen 6-7 Eylül olayları sırasında isminin Grekçe olmasından ötürü bir yanlış anlaşılma sonucu kapatılıyor. Kısa süre sonra açılsa da eski sinerji yakalanmıyor.

        COLUMBIA-PRINCETON, YALE, LUENING VE USSACHEVSKY

        1960’lara doğru Bülent Arel, yaylı çalgılar dörtlüsü ve elektronik müzik için bir müzik yazar ve bu eseri mühendis arkadaşının yardımıyla yaptığı osilatörle seslendirir. Osilatörü basit olarak “Elektrik akımlarını ses frekansına çeviren bir düzenek” olarak tarif edebiliriz. Ankara Milli Kütüphane’de yapılan bu konser bir klasik keşfedilme hikâyesine dönüşür. Konserde bulunan Rockerfellar temsilcisi, Bülent Arel’e elektronik müzik konusunda araştırmalarına devam edebilmesi için Amerika, New York’ta burs önerir.

        1959 yılında Rockerfellar bursuyla kurulan Columbia-Princeton Elektronik Müzik Merkezi’nin kuruluş hikâyesi de tıpkı Bülent Arel gibi yeni ses arayışında iki idealist bestecinin bir araya gelmesi ve çabasıyla. Arel, merkeze geldiğinde bu iki besteciyle çalışmalarına başlıyor. Bu dönemlerde Amerika’da da buradan başka elektronik müzik alanında ciddi çalışmaların yapıldığı başka bir yer yok. Bülent Arel, kısa süre içinde kendi müzik lisanını oluşturarak bu şansı değerlendiriyor. Arel burs bitince Türkiye’ye dönmeye niyetlense de Amerika’da öğrendiği onca teknik ve artistik bilgi ve tecrübeye rağmen Ankara Devlet Konservatuarı’nda kadro bulamaz. Bu da bizim klasiğimizdir. 1936 yılında Adnan Saygun’la Anadolu’yu dolaşıp türküler derleyen ve sonucunda Türkiye’ye yerleşmek isteyen ünlü besteci ve müzikolog Béla Bartók da aynı kaderden mustarip.

        Filiz Ali’nin İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 2002’de çıkan “Elektronik Müziğin Öncüsü Bülent Arel” kitabında da bahsettiği üzere gece gündüz elektronik müzik üretimi üzerine kafa yoran ve yapıtlar veren Bülent Arel, çağdaşı elektronik müzik bestecilerinin aksine geleneksel müzik referanslarını elektronik müziğe taşımıyor. Kendi deyimiyle “tuzağa düşmüyor”, bütünüyle yeni bir lisan oluşturmak için çalışıyor. 1961 yılında McMillin tiyatrosunda verdiği konserde seslendirilen “Stereo Electronic Music No. 1” Amerikan ve elektronik müzik tarihine ismini yazdırmıştır. Cağdaşı Davidovsky, Arel’den “Çağdaş müziğin efsane isimleri Berio ve Stockhausen kadar önemli” diye bahsediyor. Sonrasında Bülent Arel, Yale Üniversite’sinden hocalık ve elektronik müzik laboratuvarı kurmak için teklif alıyor. Ali’nin kitabında, Arel’e dair en komik anı şüphesiz Illinois Methodist Kilisesi Öğrenci Birliği’nin Arel’e ayinlerin başında ve sonunda çalmak üzere bir eser sipariş etmesi. Ünlü besteci Edgar Varèse bir Türk ve Müslüman bestecinin kilise müziği bestelemesine takılmış ve esere “Şeytanın Zaferi veya Haremini Genişleten Türk” yakıştırmasını yapmış.

        1962’de zorunlu dönüş yaptığı Ankara’da ODTÜ’de elektronik müzik merkezi açmaya çalışsa da görüşmeleri başarıyla sonuçlanmamış, Ankara Konservatuarı’nda istediği kadroyu hâlâ bulamayan 3 senelik Türkiye macerasından sonra Amerika’ya dönmüş. Kariyerinin belki de en geleneksel eseri bu 3 sene içerinde yazdığı ve Haldun Dormen’in sahneye koyduğu “Bulvar” müzikali. Bu eseri için Arel Amerika’da esas üzerine çalıştığı deneysel elektronik müzik bilgisini değil de izlediği Broadway müzikallerini kullanmıştır.

        Amerika’da akademisyen olarak öldüğü 1990’a kadar çalışan Arel, 80’li yıllardan sonra yüksek kültür ve sanata olan ilginin azaldığını gözlemlemiş ve birçok yazı ve açıklamasında “Bunlar daha iyi günlerimiz” minvalinde açıklamalar yapmıştır. Elektronik müziğin ve çağdaş müzikte avangart akımın kaderini değiştiren bu adamdan geriye kalan ulaşılabilir kayıt sayısı maalesef bir elin parmağını geçmiyor.

        DEEZER

        Avangart Elektronik Müzik Playlisti

        Stereo Electronic Music No. 1 – Bülent Arel

        Leiyla and the Poet – Halim El-dabh

        Advaya – Jonathan Harvey

        Gesang der Jünglinge – Karlheinz Stockhausen

        Postlude From Music for a Sacred Service – Bülent Arel

        Prelude No. 8 (To The Memory of Edgard Varese – İhan Mimaroğlu

        Cortez – Ingram Marshall

        Retour a Ithaque – Javier Torres Maldonado n Sonic Contours – Vladimir Ussachevsky

        Poeme electronique – Edgard Varese

        Artikulation – Györgi Ligeti

        The Vale of Orpheus – Pierre Henri

        IRCAM

        Bugün elektronik müzik araştırmalarında öncü kurum artık Amerika’da değil. En ileri teknolojilerle araştırma yapanlar Paris, IRCAM’da... İçinde konser salonları, araştırma ve geliştirme laboratuvarları olan bu merkezde hem bilim adamları hem de dünyanın en iyi elektro-akustik müzik bestecileri müzik üretiyor. Elektronik müzikte Amerikan ekolü sürse de günümüzde Fransızlar hele de 80’lerden sonra başı çeker oldu. Elektronik müziğin ve bilgisayarlar sayesinde artık çok kolay analiz edilebilen seslerin üzerine akustik ve elektro-akustik yapıtlar üreten “Spektralizm” akımı da bu kurumdan çıktı.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ