Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ulusal yarışmasının ikinci gününde “Evdeki Yabancılar” ve “Güzelliğin On Par’ Etmez” görücüye çıktı. Özellikle oyuncu performanslarıyla ve sosyopolitik meseleleriyle sivrilmeye çalışan bu eserler, mizansen konusunda pek tutarlı duramayan işlerdi. Bu durum da festivalin en zayıf gününü geride bırakmamızı sağladı.

        İki film ile geçen ve toplam rakamımı beşe ulaştırdığım ‘Altın Portakal’ın ikinci günü, belki de yarışmanın en zayıf günü idi. Büyük oranda sinemamızda artan kimlik sorununu, aidiyet temasını ve azınlık meselesini ele alan bu eserler de bu konuda ‘Avusturya’ ve ‘Ege Bölgesi’ ayağından temsiller sunarken, kuşaklar arası bir karakter yumağının da orta yerine yerleşiyorlardı.

        Mübadele dönemine tek mekanlı yorum

        Ancak Dilek Keser ve Ulaş Güneş Kacargil imzalı “Evdeki Yabancılar” ile Hüseyin Tabak’ın yönettiği “Güzelliğin On Par’ Etmez”, mizansen ve sinema duygusu konusunda çok da profesyonel bir yaklaşım sunamadılar. Birincisi mübadele döneminin yarattığı sıkıntıları günümüzle de bağ kurarak ele almasıyla, ikincisi ise ‘Avusturya’da Kürt olmak’ üzerinden açmak istediği yollarla ‘proje-fikir’ aşamasında tatmin etti. Bunun ‘Avusturya yapımı film yarışmaya girer mi?’ sorusuyla ilgili tartışmalar açma ihtimali ise parantez içinde bir not olarak düşülebilir.

        Ama özellikle “Evdeki Yabancılar”ın Romy Vasiliadis’in performansını bir kenara koyunca ‘kapalı mekan’ı kavrama konusunda ciddi sorunları olduğu çok açık. Buna paralel olarak da kadraj bütünlüğü adına doğru adımlar atamadığını söyleyebiliriz. Büyük oranda çerçevenin ön tarafında durup konuşan karakterleri kavrayan yönetmen, minimalist bir duruş oturtmaya çalışmış. Ancak beyaz doku, oyuncu yönetimi, yan karakterler ve diyalog yükü biraz ağır gelmiş kendisine. Bu durum da ilk kareden itibaren ‘tutarlı bir görsel yapı’yla sinemanın ana kurallarını yerine getiremeyen bir eser sunuyor. Lafın özü Rıza Kıraç’ın “Küçük Günahlar”ındaki (2011) ‘üç karakter’e sosyopolitik damar yerleştirme becerisini burada bir gıdım bile göremiyoruz.

        Fatih Akın’ın yolunu izliyor ama...

        “Güzelliğin On Par’ Etmez”, ‘başka vatan’da yaşayan göçmenlerimizin hikayelerinin bir yenisi. Hüseyin Tabak büyük oranda Fatih Akın’ın yolunu izleyip ‘sanat sineması’na kaymıyor. Ancak o konuda üreyen yetenekli yönetmenlerden birine en azından şimdilik dönüşemiyor. Bu da büyük oranda burada ‘klasik hikaye anlatma sineması’nın yetkin, katmanlı ve öğretici bir yola girmesini engelliyor.

        Hayal sahnesi çekme ve kareleri birleştirme konusunda sıkıntıları olan film de tempoyu yükseltince büyük oranda kurgusal açmazlara düşüyor. Bunun yanına filmin 12 yaşındaki çocuk karakterini bir ‘Saftirik Greg’ kadar samimi hale getirememesi, ‘Aşık Veysel’in dizelerini kör kör parmağım gözüne bir şekilde kullanması ve hikayeyi fazla dağıtması da ekleniyor. Sonuç ise büyük oranda kaçırılmış bir fırsat ve her yönüyle kendini geliştirmesi gereken bir yönetmen.

        Fikir her şey değil

        Öyle ya da böyle her iki yapıt da ‘fikir her şey değildir, film de çekmek lazım’ tümcesini aklımıza getirip Türk sinemasının bu konudaki kanayan yarasını tekrardan deşmemizi sağlıyor. Ulusal yarışmada ise büyük oranda “Elveda Katya”nın dün söz ettiğim favorilik hali devam ederken, benim de şimdiye kadar en beğendiğim film “Derin Düşün-ce”nin arayı açması ilginç...

        KEREM AKÇA’NIN 49. ALTIN PORTAKAL FİLM FESTİVALİ’NDE YARIŞAN TÜRK FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:

        Derin Düşün-ce: 5.5

        Elveda Katya: 2.7

        Evdeki Yabancılar: 2.2

        Güzelliğin On Par’ Etmez: 2.6

        Pazarları Hiç Sevmem: 4

        Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir. Festival boyunca güncellenecektir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ