Keyifle izlenen iki Broadway müzikali
Kerem Akça, Broadway'de izlediği 'Matilda' ve 'Something Rotten!'ı yorumladı
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Eylül sonunda New York’taydım. Şu sıralar popüler olan ‘Matilda’ ve ‘Something Rotten!’ müzikallerine de gitme olanağı buldum. Broadway büyüsünü taşıyan bu iki çalışma, aslında hakim furyalardan esintiler taşıyarak ayaklanma çabasındalar. Ama genel anlamda ‘klasik’ olacak işler değiller.
‘Matilda’yı duyunca aklımıza 90’larda vizyona giren, Dahl uyarlaması fantastik gençlik filmi geliyor aslında. Mara Wilson’ın başrolünde oynadığı 1996 tarihli yapıt, Danny DeVito’nun yönetmenliğinde de keyif vermişti, ama iz bırakmadı. 2000’lerde ise Hollywood’u farklı bir noktaya taşıyacak roman uyarlamaları geldi. ‘Harry Potter’, ‘Yüzüklerin Efendisi’ (‘The Lord of the Rings’), ‘Alacakaranlık’ (‘Twilight’) derken olup bitenler ortada… Kitle değişti. Broadway’de de tablo hiç farklı değil…
YAPIM TASARIMI ÇOK İYİ
‘Wicked’ın popüler olmasıyla birlikte ‘fantastik’ işin içine girdi. O koldan bir şeyler aranıyor. Bulunabilirse ne mutlu… Açıkçası Roald Dahl’ın romanının müzikal uyarlaması ‘Matilda’ bu furyaya cuk oturuyor. Shubert Tiyatrosu’nda yani yıllar boyu ‘Mothy Python’s Spamalot’un oynayıp şanına şan kattığı salonda birkaç senedir onu görüyoruz.
Evet “Saklı Anılar” (“Simpatico”, 1999) ve “Onur” (“Pride”, 2014) gibi sinema filmleriyle bildiğimiz yönetmen Matthew Warchus, büyük prodüksiyonu iyi idare ediyor. Tahta küplerden oluşturulan set, üç katlı salonun tavanına kadar ulaşıyor. Sahnenin zemininde m, a, t, i, l, d, a harfleri karışık olarak duruyor. Mimari, renkli bir karmaşanın dışavurumu gibi... Zaman zaman bir karakter belirip ışığı üzerine çekerek doğruluyor.
Set, tasarım, makyaj, mizansen adına Broadway’in aradıklarından bir demet var. ‘Matilda’, tutarlılık, biçim-içerik örtüşmesi konusunda sekme yaşamıyor. ‘Büyücü kız’ ile ‘dövmeye yakın zalim öğretmen’ arasındaki ilişki iyi işliyor. Bunların koreografileri üzerine çalışılırken çok görkemli, fazla isimli bir şey yok. Bu açıdan bazı eksikler var.
Misal finalde bir-iki kez dönüş yapılması, seyirciyle belki azalan kitle sebebiyle aktif ilişki kurulma sevdası yapıştırma duruyor. Ama 160 dakikalık süre boyunca 20. yüzyılın yarısından bir kızın sancıları iyi yansıyor perdeye. Görkemli ‘Matilda’, günümüz seyircisi için Harry Potter’a alternatif oluşturuyor.
MEL BROOKS VE BAZ LUHRMANN ESİNTİLERİ
‘Something Rotten!’ ise ‘müzikal komedi’ damarına göz dikmiş durumda. Senelerce ‘The Producers’ın, o bitince ise onun tahtına aday oyunların sahnelendiği St. James Tiyatrosu’nda gösteriliyor. Yeni başlamasına karşın fısıltı gazetesini yavaş yavaş lehine çeviriyor. Benim gittiğim seansta ayakta alkışlanması salonun dörtte biri boş olmasına karşın ‘gelecek’ adına umut veriyor.
Açıkçası Mel Brooks’un iğneleyici tarihsel portresine, Baz Luhrmann’ın postmodern zaman-mekan ilişkisi tanımını iliştiriliyor. Bir anda karşımızda rockçı bir William Shakespeare bulabiliyoruz. Nostradamus’un oğlu gelip Broadway müzikali diye bir şey çıkabileceği öngörüsünde bulunabiliyor. Öyle tuhaf bir dünya bu…
Daha ziyade sahnede bir topluluk veya bir-iki kişi espri yapıyor. ‘The Book of Mormon’, ‘The Drowsy Chaperone’, ‘Monty Python’s Spamalot’un koreografilerini yapan yönetmen Casey Nicholaw kendisinden beklenen müzikal numaralarını kullanıyor. ‘Omelette: The Musical’ çalışması da ‘The Producers’ ruhuna 1595 yılından hınzır bir tarihi kıyafet giydiriyor. Broadway dünyası mercek altına alınırken geriye dönüşlerle de bir sinsilik, cinlik canlanıyor.
Ama bu durum daha ziyade Shakespeare ve Nostradamus karakterleriyle eğlence kat sayısını arttırıyor. Diğer tiplemelerde net bir ‘tutarlılık’, ‘muhteşemlik’ sezemiyoruz. Koreografi diğer tarafa kaydıkça mizah da eksen kayması yaşıyor. Yeni ‘The Producers’, ‘Monty Python’s Spamalot’ olma çabası tutabilir. Kirk-Wayne Kirkpatrick’in metinlerinde bir özen, yaratıcılık seziyoruz. Ama eserin ‘South Park’ın yaratıcıları Trey Parker-Matt Stone ikilisinin ‘The Book of Mormon’u kadar uzun vadeli olup olmayacağı merak konusu…
Fakat pastiş öğelerle örülürken ‘daha iyi işlenebilirmiş’ denebilecek bir iş beliriyor. Prodüksiyon idare edip es vermezken görsel ve sözlü göndermeler öne çıkıyor. Bir evren, bir alternatif tarih tanımı var, içine alıyor. Sanki Mel Brooks’un ‘The Producers’ının postmodern versiyonu canlanıyor.