"Nâzım Hikmet nasıl hâlâ yasaklı olur?"
Elif Şafak: Kendisini Ortadoğu'ya demokrasi modeli olarak sunan bir Türkiye, dünyanın bu kadar gerisinde mi kalıyor?
Elif ŞAFAK / HT GAZETE
Nâzım Hikmet bu toprakların yetiştirdiği en güzide, sahici ve yüreği kafesine sığmayan kalemlerden biridir. Okursunuz dizelerini, kitabı kapattığınızda kelimelerden tortular kalır zihninizde, yüreğinizde ve vicdanınızda. Ömrü hayatınızın farklı dönemeçlerinde dönersiniz gençliğinizde sevdalandığınız o şiirlere; her seferinde ilk defa okuyormuşçasına yepyeni bir tat yakalarsınız. Kulağınızda ritmi yankılanır, bir haykırış ki uzanır hudutlar ötesine, seslenir tüm insanlığa. Bu arada, şayet isterseniz, fikirlerine zerrece katılmayabilir, hatta şairin politik duruşunu eleştirebilirsiniz. Yahut eşitlik ve adalet arayışını gönlünüze yakın bulur da mesela kendinize “komünist” demezsiniz.
Bunların hiçbir ehemmiyeti yok. Zaten bütün mesele bu ayrımları yapamadığımız için çıkıyor ya! Bir şairin şiirlerini, bir romancının romanlarını, bir yönetmenin filmlerini beğenmek için o insanı her şeyiyle kahramanlaştırmak, futbol takımı tutar gibi tutmak gerekmiyor. İfrat ve tefrit toplumu olduğumuz için bir uçtan bir uca kolay savruluyoruz. Ya romantik bir beklentiyle seviyoruz sanatçılarımızı ya acımasızca kişiliğine saldırıyoruz. Ama edebiyatta, sanatta bunların yeri yok.
Nâzım Hikmet nasıl hâlâ yasaklı olur? Sene 2012. Kendisini Ortadoğu’ya demokrasi modeli olarak sunan bir Türkiye, dünyanın bu kadar gerisinde mi kalıyor? 1930’ların, 1940’ların, İkinci Dünya Savaşı ve tek parti yıllarının ve her biri bizi çağlar gerisine götüren, farklılıklara tahammülsüzlük ve çoğulcu demokrasiye güvensizlik öğreten askeri darbe dönemlerinin otoriter ruhu havada asılı duruyor; inatçı bir sigara dumanı gibi başımızın üstünde, gri bir katman halinde. Soluyoruz bilmeden.
Öylesine karmaşık, çok katmanlı bir ülke ki Türkiye, senebesene siyasetçiler, üst düzey bürokratlar, işadamları/kadınları, gazeteciler, yazarlar, Nâzım Hikmet’ten şiirler okur, televizyon ekranlarında ismi takdirle zikredilir; lakin ne hikmetse bir türlü kalkmaz şairin üzerindeki yasak. Doğan Hızlan bu haftaki çarpıcı yazısında diyor ki: “Bizim kuşak, 1950 kuşağı, birçok kitabın yasaklanmasının tanıklığını yaşamıştır. Nâzım’ın kitaplarını fotokopilerden okumuştur.” Tüm dünyada her zaman böyle olmamış mıdır? Yasaklanan kitap, fotokopilerden okunur. Susturulan dize, ezberlemek suretiyle çoğaltılır. Yok edilmek istenen fikir kendiliğinden yayılır.
Bilhassa internet çağında, harfler ve fikirler nasıl yasaklanır?
Hayal gücünü, şiirleri, hikâyeleri, şarkıları, filmleri, yaratıcılığı yasaklayamazsınız. Kitaplara bombalar ve silahlarla nasıl aynı muamele yapılabilir? Fikir işidir sanat; hayal işidir; yürek işidir; aşk işidir. Bu derya ile politik şiddeti birbirine karıştıramayız.
Artık bu ülkede kitaplar yasaklanmasın. Şairler, yazarlar, karikatüristler, çevirmenler, yayıncılar yargılanmasın; mahkeme kapılarında anlayamadıkları suçlamalar karşısında kendilerini savunmak zorunda kalmasın. Özgür olsun kelimeler. Unuttuk mu yoksa? “Başlangıçta kelime vardı.”