"Yılanların Öcü" iddialı geliyor!
Show Tv'nin yeni dizisi "Yılanların Öcü" oyuncularıyla Kapadokya'da buluştuk...
Özge Mine SARIÇAM / HABERTURK.COM
osaricam@haberturk.com
Fakir Baykurt'un 1954'te Türk edebiyatına kazandırdığı değerli eser Yılanların Öcü, Koliba Film'in yeniden uyarlaması ve Cemal Şan'ın yönetmenliğinde 27 Ağustos saat 20.00'de Show Tv'de televizyon macerasına başlıyor.
Yeterince toprak, köy dizisi yapılmadı mı, bunun ne farkı var diyeceksiniz. Ancak bu dizideki karakterler gerçekten yaşıyor gibiler. Oyuncular büyük bir içtenlikle projeye inanmış ve yakaladıkları samimiyetin seyirciye yansıyacağını düşünüyorlar.
Başrolleri paylaşan Cemal Toktaş, Hande Soral, Ceyda Ateş, Ahmet Varlı, Rüçhan Çalışkur ve diğer kıymetli isimler Nail Kırmızıgül, Şebnem Dilligil, Hande Kaptan, Burak Can, Nalan Örgüt ve Sibel Şişman ile tek tek röportaj yaptık.
Okurken bile zorlandınız değil mi? Evet, herkes için yoğun bir gündü. Ancak günün sonunda dizinin de çekildiği mükemmel taş konakta uyumak tüm yorgunluğu aldı.
Oyuncuların seyirciye bir mesajı var; dizinin ilk senesinde romanın öncesi anlatılacakmış, dolayısıyla "romanla alakası yok" eleştirilerini sonraya saklamanızı istiyorlar. Başlamadan önce hikayeyi kısaca özetlemekte fayda var: Aşkı uğruna her şeyi göze alan köyün mert ve yiğit delikanlısı Kara Bayram(Cemal Toktaş); hayatın kötü sürprizler hazırladığı güzeller güzeli Fatma (Hande Soral); varlığını Kara Bayram’a adamış olan Zahide (Ceyda Ateş); hayatın oyunları karşısında duvar olmuş, eğilmez, bükülmez, yıkılmaz Irazca (Rüçhan Çalışkur); saf, masum sevginin sembolü olan Haceli (Ahmet Varlı) ve Karataş Köyü sakinlerinin başlarından geçen dramatik olaylar ekrana yansıtılacak.
CEYDA ATEŞ - ZAHİDE
"BEN DE AŞIK OLUNCA TÜM SAFLIĞIMLA SEVERİM"
Öncelikle dizide canlandırdığınız karakterle sizin gerçek karakteriniz arasındaki benzerlikler neler,bundan başlayalım.
Ceyda Ateş: Dizide Zahide karakterini oynuyorum. Köyün masum, aşık bir kızı... O kadar masum ve o kadar şey yaşayacak ki, daha fazla açıklarsam ipucu vermiş olurum. Çok güler yüzlü ama içine kapanık biri. Aşık ve tüm saflığıyla seven biri. Ben de aşık olduğumda öyle olurum. Onun dışında ben de insanlara ve hayata karşı hep güler yüzlüyümdür ve umarım Zahide’nin durumuna düşmem.
Peki sizi bu projeye ”evet” dedirten ne oldu?
C.A. : Bir dizi erken bittiğinde ve tutmadığında insanlar bunun oyunculardan kaynaklandığını düşünebiliyor. Ama öyle bir şey yok. Yapımcılar bile şu an bir dizinin tutup tutmayacağını bilemezken, ben tutup tutmayacağını kafamda kesinleştiremem. Ben bu projeyi daha önceden de biliyordum. Yapımcımız Ata bey “Seni bu projenin içinde istiyorum” demişti. Ben de “Günü ve vakti geldiğinde konuşuruz” demiştim ve aklımdan çıkmıştı. Sonra tekrardan bu proje önüme geldi. Ekip ve oyuncu kadrosuyla kurduğumuz bağ çok güzel. Cemal Şan hocamla yeniden çalışıyor olmak benim için büyük bir zevk. Tutacağına inanıyorum ancak bu Fakir Baykurt’un eserinden bir uyarlama ve insanlar onu bekleyecekler. Ama biz kitabın öncesinden başlayıp daha sonra kitaba dönüş yapacağız. O yüzden insanlar bundan dolayı yargılayıp eleştirecekler. Ama ben iyi olacağına inanıyorum.
Oyuncu olarak en fazla canlandırmak istediğiniz karakter ne?
C.A. : Oyunculuğu çocuk yaştan beri yaptığım için çok fazla projede yer aldım. Yurt dışıyla ilgili planlarım da var zaten o nedenle orada da eğitim alıyorum. Ama en çok şizofren bir karakteri oynamayı isterim. Hatta ben 10 yıl bale yaptım ve Black Swan’ı izlediğimde hem balerin, hem şizofren bir kızın olması beni çok etkilemişti. Bu tarz bir şey çekmek isterim. İkincisi de çocukluğumdan beri binicilik de yaptığımdan, atın üzeride bir savaşçı kızı canlandırmayı da çok isterim. İnsanlar Ceyda Ateş dediklerinde sarışın, Avrupai ve seksi bir kız olarak yansıtıldı. İşte bu projede o algı yıkılacak.
Elinize de kına yakmışsınız…
C.A. : Normalde kına hiç sevmem ama bu dizide kendi karakterim için uygun olacağını düşündüm. Yönetmenimizi aradığımda “Bu kız ellerine kına yakar, köyde yaşıyor. Sizce olur mu?” dedim ve o da “Olur” dedi.
Haftanın kaç günü burada geçiyor?
C.A.: Ben sürekli buradayım. İstanbul’a haftada sadece iki gün gidiyorum. Çekimimin olmadığı günlerde de Kapadokya’dayım çünkü ekip arkadaşlarımla güzel vakit geçirdiğimden İstanbul sıkıcı gelmeye başladı. Giden hemen geri dönmek istiyor. Bazen günübirlik de gidip geldiğim oluyor. Ama artık uzun süre buradayım.
"GAZETECİLER BENİ, KENDİ İSTEDİKLERİ GİBİ YANSITTILAR"
27 yaşında biri olarak son 10 yılda hayattan aldığınız en önemli dersler ne oldu?
C.A. : Böyle düşündüğün zaman birçok şey çıkartabilirsin, çünkü aslında hayatımızın her anı bize bir ders veriyor. Ben genelde çok iyi niyetli olduğumdan dolayı bazı kötü şeyler görmüşümdür. Bunun en büyük yaratıcılarından biri de gazeteciler olmuştur. Ben her ne kadar düzgün konuşsam da onlar beni, kendi yansıtmak istedikleri gibi yansıttılar. Ben de insanlara karşı daha mesafeli olmayı öğrendim. Ama dediğim gibi her an her şeyden ders alabilirsin. Geçmişte yaptığım bir hatayı yeniden yapabilirim ve daha farklı bir dönüş alabilirim. Benim için günün her anı, konuştuğun her kişi bilinçaltına bir şey yerleştirir.
Buradaki boş zamanlarınızda ne yapıyorsunuz?
C.A. : Ben daha önce de Kapadokya’da yaşadım. Kitap okuyoruz, geziyoruz, çok sevdiğim oyuncu arkadaşım Ceyda Kasabalı nefes teknikleri gösteriyor, yoga yapıyoruz. Zaten çok yoğun çalıştığımız için kendi aramızda ufak tefek şeyler yapmaya başladık.
Anadolu kültürünün zor geldiği anlar oluyor mu?
C.A. : Daha önce çekimlerimden dolayı bir sene boyunca Urfa’da yaşadım. Böyle tarihi yerler beni çok cezp ediyor. Mutlaka bana huzur veren bir şey olabiliyor. Kapadokya’yı ilk gördüğümde mucize denen şeye daha çok inanmıştım. O yüzden seviyorum ve bu taraflar bana daha rahatmış gibi geliyor.
"HER FIRSATTA ERKEK ARKADAŞIMLA VAKİT GEÇİRİYORUM"
İstanbul’da kaçmak için nereye gidiyorsunuz?
C.A. : İstanbul’da kaçmak için İstanbul dışını tercih ediyorum. İstanbul benim için bir iş yeri ve annemle babamın yaşadığı yer. Her fırsatta tatile gidiyorum veya erkek arkadaşımla vakit geçiriyorum.
Hangi ülkeye yerleşmek isterdiniz?
C.A. : Bunu herkes biliyor, Amerika! Çocukluk hayalim. Çok ülke gezdim ama Prag da tarihiyle beni çok etkiledi.
O zaman umarım sizi Amerika’daki dizilerde de görürüz.
C.A. : İnşallah. Zaten orada eğitime alıyorum ve erkek arkadaşım da orada olduğundan çok sık gidiyorum.
HANDE KAPTAN - ŞERİFE
"NE YAŞARSAM DIŞIMDA YAŞARIM"
Öncelikle dizideki karakterinizden biraz bahsedelim…
Hande Kaptan: Benim karakterimin adı Şerife. Şerife, konağın kahyasının kızı. Tek amacı konağın hanımı olmak. Çok hırslı bir kız ve bu amacına ulaşmak için her türlü yolu deniyor. Bu yollardan biri de konağın sahibinin kardeşiyle bir aşk ilişkisi yaşamak. Ama aslında içinde ona safiyane bir aşk da duyuyor. Ve kendi altındakilere çok ezici davranırken üstündekilere çok cici davranan bir kadın.
Onunla sizin karakteriniz arasında en çok bağdaşan yanlar neler?
H.K.: En çok bağdaşan yan, onun da ne yaşarsa yaşasın dışında yaşaması. Hiçbir zaman içine atmıyor. Hissettiklerini bir şekilde dışa vuruyor. Bu nedenle bir ortak nokta bulabilirim. Onun dışında hiçbir benzer yanımız yok. Ben hassas biriyimdir ve özgür iradeye saygı duyarım. Bir insanı bir şey yapması için manipüle etmem. Benim başka yöntemlerim vardır.
Ne gibi?
H.K.: Meditasyon yapmak, dua etmek ya da düşünce gücüyle bir şeylere yaklaşmaya çalışmak gibi. Ya da yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra akışına bırakırım. Ama bunun için bir oyun düzeneği kurmam.
Proje size nasıl geldi?
H.K. : Benim fotoğraflarım ve daha önce oynadığım dizilerden Koliba Film benimle görüşmek istedi. Daha sonra bir toplantı yaptık ve senaryodan birkaç parça oynayıp yollamamı istediler. Çekimimi yolladıktan sonra da seçildim. Rüçhan Çalışkur’un da oyunculuğum ve insan ilişkilerimle ilgili benim için referans olması etkili oldu.
"YALNIZ KALMAYI SEVİYORUM"
Size “bu proje tutar” dedirten şey neydi?
H.K.: Öncelikle Fakir Baykurt’un eseri olması ve çalıştığım ekibin uyumu. Senaryo da çok iyi yazılmış, daha önce böyle ayrıntılı karakter tanımı yapılmış bir dizide oynamamıştım. Tüm karakterler yaşıyor gibi.
Neredeyse tüm günleriniz Kapadokya’da geçiyor. İstanbul’dan kimleri özlüyorsunuz?
H.K.: Kedim vardı ama onu yanıma aldım benimle beraber otelde kalıyor. Onun dışında arkadaşlarım, kuzenlerim gelip gidiyor. Keşke bir yoga hocam da olsaydı burada, mükemmel olurdu.
Zaten burası meditatif etkiye sahip bir yer…
H.K. : İnanılmaz sessiz bir yer. O taşların arasında bir anda evrenden kara deliğe girmişsin gibi bir an oluyor. O yüzden çok huzurlu. Kendi kendime kaldığımda çok huzurlu oluyorum. Yalnız kalmayı seviyorum. Tabii bu seçilmiş bir yalnızlık olduğu sürece.
"MÜZİKALDE OYNAMAK İSTİYORUM"
Peki bundan sonra ne gibi projelerde yer almak istersiniz?
H.K.: Ben Bilkent Üniversitesi Tiyatro bölümünden mezunum. Mezun olduğumdan beri hiç tiyatro yapamadım İstanbul’a taşındığım için. Bir müzikalde oynamayı çok istiyorum. En son Şehir Tiyatroları’ndan böyle bir teklif geldi ama dizi olduğu için ağlayarak reddettim. Hayatımda böyle bir lüksün olmasını istiyorum. Bir de tabii ki bir Avrupa sinemasında rol almayı çok isterim.
Buranın kültürüne kolay alıştınız mı?
H.K.: Ankaralı olduğum için zorluk çekmedim, sonuçta burası da bozkır. Havası da benziyor, kültürü de.
Hayat felsefeniz ne?
H.K.: Benim için her şey sahneyle ilgili. Dans, yoga, şarkı söylemek… Tüm bunlar sahnede var olabilmekle bağlantılı.
Hayat sahnesi mi tiyatro mu?
H.K. : Tiyatro sahnesi. Hayat daha gerçekçi ve çok fazla düşünerek, tasarlayarak yaşayamıyorsun. Tiyatro ve sinemada sen bir karakteri tasarlayabiliyorsun ama insan kendi hayatını tasarlayamayabiliyor. Belki de bu yüzden sahnede var olabilmek bu kadar zevkli.
AHMET VARLI – HACELİ
'“KAYIT”LA “KESTİK” ARASINDAKİ ANI ÇOK SEVİYORUM'
Canlandırdığınız karakterle gerçek karakteriniz arasındaki benzerlikler neler?
Ahmet Varlı: Hiç yok.
Peki karakterinizle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Ahmet Varlı: Senaryoyu okurken şöyle hayal etmiştim; ortam enerjisi 2 ise oraya 4enerjiyle gelen, yaşadığı hisleri etrafındaki insanlara göre daha katmanlı yaşayan bir karakter. Saf tarafı da var, aşık tarafı da, yalaka tarafı da. Bir oyuncu için oynaması keyifli bir karakter. Sanki daha önce herhangi bir kadının elini tutmamış biri. Fatma’yla karşılaştığında da ne yaşadığını bilmeyecek, tanımlayamadığı bir karın ağrısı gibi yaşayacak aşkı. O yüzden aşkıyla ilgili etrafında dönen hikayeleri algılayamayacak. Algısı biraz daha açık olsa Bayram’ın da Fatma’ya aşık olduğunu görebilecek ya da etrafındaki insanların onunla dalga geçtiğini anlayabilecek. O orada yanmakla meşgul olacak. Ta ki gerçeklerle yüzleşene kadar.
Haftanın kaç gününü burada geçiriyorsunuz?
A.V. : 2 aydır buradayız ve 2 defa gidip gelebildim. Set ve oyuncu ekibi çok keyifli olduğundan güzel vakit geçiriyoruz. Hem iyi oyuncular hem de iyi insanlar. Normalde ikisi bir arada bulunmuyor.
Televizyon kariyerinizde sizi en çok etkileyen rolünüz hangisi olmuştu?
A.V. : Bir önceki dizim “Benim İçin Üzülme”de canlandırdığım zihinsel ve fiziksel engelli karakter, 40 yıl sonra baktığımda da içimi sızlatacak gibi duruyor. Ama aynı şeyi ….. karakteri için de söyleyebilirim. Belli bir süre sonra karakterlerin sevgilin gibi oluyor. Zaten o bağlantıyı kurmazsan doğru oyunculuk reaksiyonunu ortaya koyamıyorsun.
Yapmaktan en fazla zevk aldığınız şey ne?
A.V. : Benim hayat ağacım oynamak. Oynamayı seviyorum. Kayıt denildiği andan itibaren orası benim hayal dünyam oluyor. “Kayıt”la “Kestik” arasındaki anı çok seviyorum.
BURAK CAN- ÖMER
“YÖNETMEN OLMAK İSTİYORUM”
Senin kişiliğinle, canlandırdığın Ömer karakteri arasındaki benzerlikler neler?
Burak Can: Ömer’le benim aramda çok fark var. Daha önce hiç köy hayatı yaşamadım. İstanbul’da doğup büyüdüğüm için Ömer benim için bambaşka biri. Karakterime çalışırken en çok ‘köydeki çocuklar neler yapar, nasıl davranır’a dikkat ediyorum.
Kaç yıldır oyunculuk yapıyorsun?
B.C. : 2009’dan beri. İlk dizim “Gönül Ferman Dinlemiyor”du. Bu da dördüncü dizi projem. Genelde reklam ağırlıklı bir kariyerim oldu.
En sevdiğin yönetmenler kimler?
B.C. : Ben de yönetmen olmak istiyorum. Türklerden Kerem Deren, Çağan Irmak, Cemal Şan’ı beğenirim. Yabancılardan da James Cameron, Wes Craven…
En çok hangi Hollywood filminde oynamak isterdin?
B.C. : Harry Potter’ı oynamayı çok isterdim. Fantastik filmleri daha çok seviyorum. Bundan bir önceki dizimde de dokunduğu kişiye dönüşen fantastik bir karakteri canlandırmıştım.
“MİNİ İNTERNET DİZİLERİ ÇEKTİM”
Yönetmenlik eğitimine mi daha fazla ağırlık veriyorsun?
B.C. : Sinema Televizyon bölümünü de kazandım, Drama Oyunculuk bölümünü de. Zaten bu sene üniversiteye girdim. İkisi arasında seçim yapmam gerekti ve oyunculuğu seçtim. Dizi bittikten sonra drama oyunculuk okumaya başlayacağım.
Kısa filmlerin var mı?
B.C. : Evet, kısa film çekiyorum. Mini internet dizileri de yaptım. Kısa film yarışmalarına katıldım. İstanbul’da 3. Kendi ilçemizde de birinci oldum. Yönetmenlik anlamında kendimi geliştirmek için arkadaşlarımdan oluşan oyuncu ekibimle mini internet dizileri çekiyorum.
Bir sonraki projende nasıl bir karakteri canlandırmak istersin?
B.C. : Aslında canlandırmak istediğim karakteri bu dizide tam olarak canlandırıyorum. Böyle bir karakteri oynamak istiyordum.
Sibel Şişman ve Burak Can
SİBEL ŞİŞMAN - AYŞE
“İLK DİZİM, ÇOK ŞANSLI HİSSEDİYORUM”
Ayşe’yle arandaki benzerlikler neler?
Sibel Şişman: Masumluğumuz ve iyi niyetli olmamız benziyor bence Ayşe’yle. Ama ben Ayşe’den daha dışa dönük biriyim.
Kaç yıldır oyunculuk yapıyorsun?
S. Ş. : İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı'ndan yeni mezun oldum. 10 yaşında tiyatroya başladım. Yılanların Öcü de benim ilk dizi projem. Cemal Hoca sayesinde girdim ben de buraya.
Sence zorlanacak mısın?
S. Ş. : Sanmıyorum. Rüçhan Çalışkur, Cemal Şan gibi değerli isimlerle başladım ve kendimi çok şanslı hissediyorum. İlk başta böyle büyük oyuncularla birlikte olmanın yarattığı bir tedirginlik vardı ama çok iyi anlaştık.
İleriki kariyerinde en çok nasıl bir karakteri canlandırmak istersin?
S. Ş. : Kendi karakterimin dışındaki rolleri oynamak isterim tabii ama şimdi yeni başladığım için Ayşe karakterinin beni doyuracağına inanıyorum.
"TAMAMEN BİR SORGULAMA DÖNEMİ OLDU"
Burada vakit nasıl geçiyor?
S. Ş. : Çok güzel geçiyor. Hemen alıştım ve hiç sıkılmıyorum. Hatta ilk defa ailemden ayrı yaşayacağım için tedirgindim ama burası bana çok huzur verdi. İstanbul’da daha çok aile ve arkadaş odaklı yaşıyorum ve ilk defa ailemden bu kadar uzak kaldım. Bu nedenle bu dönem benim için tamamen bir sorgulama dönemi oldu.
Yaklaşmakta olan değişime hazırlanma durumu olmuş tam. Diğer oyuncular gibi gazetecilerden korkmazsın umarım.
S. Ş. : Sanmıyorum. Çok fazla özelime girilmediği sürece herkesin işi kendine. Zaten entrikalı bir hayat yaşamıyorum, o yüzden öyle bir korkum yok.