Hande'nin sopası Hadise çıkarır!
İki güzel kadın ortak noktaları müzik. İkinci ortak noktaları da önce yollarının, sonra kalplerinin Sinan Akçıl'la kesişmesi...
ABONE OLHT PAZAR- Elif KEY
İki kadın, ikisi de güzel, başarılı, akıllı. Ortak noktaları müzik. İkinci ortak noktaları da önce yollarının, sonra kalplerinin Sinan Akçıl’la kesişmesi. Ah kızlar! Aslında sizi karşılaştırmak yerine, duyduğumuz kadarıyla ikinizden de vazgeçemeyen Sinan Akçıl’ı bir âşık ve bir müzisyen olarak puanlasa mıydık, hadi deli oğlanı sopalasa mıydık?
ALBÜMLERİNDEN SANA FAL BAKTIM
1973 İstanbul doğumlu. Gerçek adı Makbule Hande Özyener. Lise mezunu. Tezgâhtar, ama bir gün tişört katlarken o da ne, karşısında Hülya Avşar! Antalya’da çeşitli bar sahnelerinin ardından, Sezen Aksu’nun vokalistliği geliyor. İlk albümünün tarihi ise keşfedilmesinden sekiz sene sonra; yıl 2000. “Yalanın Batsın” diyor, albüm kapağında saçlar örülü, Heidi dağlarda. 60 kilo. Şişman değil, ama beli kalın, göbeği var. 2006’ya kadar damardan şarkılarıyla yaz-kış Hande Yener dinleniyor, ama o değişmek istiyor. “Apayrı” diyor, elektronik müziğe kayıyor. 2007 senesinde “Nasıl Delirdim?”, 2008’de “Hipnoz”, 2009’da “Hayrola”, 2010’da “Hande’ye neler oluyor?” geliyor. Albümlerinin ismini yan yana yazarsan, Hande’nin inişler çıkışlar gösteren ruh hali kabak gibi ortaya çıkıyor. Ama enteresandır, Hande Yener boyu kadar olmuş oğlunu tüm bu albüm, tüm bu polemik trafiklerinden nefis koruyor. Belki asabi bir polemikçi ama iyi bir anne gibi hareket ediyor.
BÜFEDEN PAPERMOON’A GEÇİŞ
Saçlar röfle, gözlerde masmavi otomobil farları. Ama bütün bunlar bir bütün, bütün bunlar bir sendrom ya; “Meşhur oluyorum, burnumu kesin doktor bey!” derken, ağızdan çıkanı kulaklar duymuyor, burunlar sızlıyor. Halbuki onu kanca burnuyla sevenleri unutuyor. Müzik hızlanıyor, saçların rengi fosforlu sarıya, oradan pembeye dönüyor, kürkten mayoya geçiyor. “Ben cesur kıyafetler giyince eleştiriyorlar, Ajda Pekkan yapınca alkış alıyor” diye yakınınca, bu sefer de Ajda Pekkan hayranları deliriyor. Hande Yener sürekli zayıflıyor. Eskiden Marmaris Büfe’de dilli kaşarlıları götüren Hande gidiyor, yerine Papermoon’da salata yiyen Hande geliyor. Onun içinden matruş matruş bebekler çıkarken, espriler geliyor: “Çakma Madonna”. Ama o bizi ellerimiz havada değil, robotlar gibi dans ederken görmek istiyor. Kaldı ki o da, düşüne düşüne dans ediyor. Kimbilir belki de “Erol Köse, Altan Çetin, Alper Narman, Mete Özgencil’le çalışırken benim albümler yüz binler satıyordu, şimdi albümlerimden kimse tek şarkının adını bilmiyor” diye düşünüyor. Ama ona göre, uzak bir köyde yaşayan biri bile enerjisini hissediyor. Ne var ki, Kadir Doğulu sevgilisinin elinden gittiğini çakozlamıyor! Hande popa yüzünü, Kadir’e sırtını dönüyor. Tarzı, arzı, talebi o yaratıyor. Aşkın ekonomisine can veriyor, kollarını Sinan Akçıl’a doluyor.