Milli paramızın bir asırlık hikayesi
Osmanlı Devleti'nden kalan ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında kullanılan "Evrak-ı Nakdiye"den günümüzdeki "Türk Lirası"na kadar milli paramızın bir asırlık serüveni…
ABONE OLCumhuriyetin ilk yıllarında dolaşımdaki kağıt para, Osmanlı mirası “Evrak-ı Nakdiye”ydi. 5 yıl tedavülde kaldı. Sonrasında ilk “milli para” ise 1927 yılı sonunda basıldı. O yılların koşullarında Merkez Bankası ve para matbaası yoktu. Bu sebeple İngiliz Thomas De La Rue firması ile anlaşıldı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı ile kazanılan siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla da pekiştirilmesi gerektiğine inanıyordu. Bu bilinçle “milli bir bankaya” ihtiyaç duyuldu. Nihayet 3 Ekim 1931'de Merkez Bankası faaliyete geçti. Adının başına ise bağımsızlığını vurgulamak amacıyla ve diğer kurumlardan farklı olarak "Türkiye Cumhuriyet" ifadesi getirildi. Para basma yetkisini tek elde toplayan Merkez Bankası'nın bastırdığı ilk kağıt para ise “5 Türk Lirası” oldu.
1930'lu yılların sonuna doğru Avrupa'da savaş patlak vererek oluşan “savaş ekonomisi”, daha yüksek kupürlü paraların basılmasını gerekli kıldı.
Türkiye de ilk kez tedavüle çıkacak 500 ve bin liralık banknotlar için yine İngiliz matbaasıyla anlaşmak zorunda kaldı. Sipariş edilen yeni paraların basımını kısa sürede tamamlanarak dönemin hükümetine teslim edildi. Böylece Türk halkı, Atatürk yerine İnönü portresi yer alan ilk parayla tanışmış oldu.
Fakat 1941'de Yunanistan'ın “Pire Limanı”ndan gelen haberle tüm hesaplar bir anda alt üst oldu.
İngiliz matbaası, Ankara'nın son siparişi olan 50 ve 100 liralıklar ile 50 kuruşluk banknotların basımını tamamlamış, bunları Akdeniz'den ulaştırmak üzere 'Cıty of Roubaıx' adlı gemiye yüklemişti.
Savaş koşulları nedeniyle 2 haftada içinde tamamlanması planlanan yolculuk, 5 ay sürdü.
İstanbul'dan önceki son durağında ise bombaların hedefi olup, deposunda taşıdığı paralarla sulara gömüldü. Yerel halk tarafından su yüzeyine çıkan para balyaları yağmalandı. Haberi alan Ankara, paraların tedavülünden kaldırıldığını duyurdu.
Kağıt para basma teknolojisine sahip olmayan Türkiye, uzun yıllar yüksek maliyetlere katlanarak yurt dışında para bastırdı. 1950'li yıllarda ekonominin yavaş yavaş dışa açılması ve sanayideki ilerlemeler sonucunda, “kağıt paranın Türkiye'de basılması” fikri gündeme geldi.