Orta Asya'nın kalbindeki masalsı şehir: Hive
Orta Asya'nın kalbi Özbekistan'da toprak rengi ve kızılın hakim olduğu eski şehir Hive, ziyaretçilerini bir masal dünyasında gezintiye çıkarıyor
Kale içindeki eski şehirde kıyafetleri, yemekleri, yöresel oyunları, kendi lehçeleri, gelenek ve göreneklerini günümüze kadar koruyan yaklaşık 3 bin kişi yaşıyor. Kalenin dört kapısından biri olan Batı kapısından içeri giren ziyaretçileri ilk olarak sağda ve solda yerel ürünlerin satıldığı hediyelik eşya dükkanları karşılıyor. Birkaç metre yürüdükten sonra ağırlıklı turkuaz ve toprak rengin kullanıldığı taşlar üzerine çizilmiş İçan Kale haritası görülüyor.
Batı kapısından girdikten sonra ziyaret edilecek mekanlar arasında öncelikle Muhammed Emin Han Medresesi ve medresenin hemen önünde yer alan Kalta Minor (Kısa Minare) geliyor. Çok sayıda odadan oluşan iki katlı medresenin iç kısmında büyük bir avlu ve avlunun içinde bir su kuyusu bulunuyor. Bu görkemli medrese, günümüzde tarihi dokusuna zarar verilmeden otel olarak kullanılıyor.
Yapıldığı dönemde bölgenin en büyük ve gösterişli minaresi olması planlanan fakat Muhammed Emir Han'ın ölümüyle yapımı yarıda kalan Kalta Minor'un dış cephesi mavi, turkuaz ve sarı tonların kullanıldığı çinilerle süslenmiş. Minare, Hive'nin alameti farikası olarak biliniyor. Kale içinde çinilerle süslenmiş yapılara dikkatli bakıldığında, boyanmış kare şeklindeki taşların her birinin üzerine Arap harflerinin yazıldığı, böylelikle hangi taşın nereye konulacağını bir yap-boz gibi gösterir şekilde işaretlendiği görülüyor.
Hive sokaklarında gezinirken her an gelinlik ve damatlıkla gelen çiftlerin tarihi yapılar önünde fotoğraf çektirdiğini görebilir, önemli şahsiyetlere ait türbeleri ziyaret ederek dua ettiğine rastlayabilirsiniz. Hive'deki eski adetleri devam ettiren ve kaleye ayrı bir renk katan bu çiftler, düğün öncesi arkadaşlarıyla dolaştıkları kalenin içinde geleneksel müzik eşliğinde tarihi sokaklarda dans ediyor.
HİVE'NİN EFSANEVİ KAHRAMANI: PEHLİVAN MAHMUD
Eski şehirdeki en dikkat çekici yapılardan biri de Pehlivan Mahmud Türbesi. Mavi tonlarda çinilerle süslenmiş bu türbe günün her saatinde ziyaretçi akınına uğruyor. Hive'de 1247'de dünyaya gelen şehrin efsanevi kahramanı Pehlivan Mahmud'un aynı zamanda şair ve yazar olduğu biliniyor. Katıldığı hiçbir müsabakada sırtının yere değmediği, hiçbir güreşi kaybetmediği rivayet edilen Pehlivan Mahmud'un kazandığı bütün parayı yetimlere ve yoksullara dağıttığı dilden dile anlatılıyor. Pehlivan Mahmud'un ve bazı hanların mezarının yer aldığı türbenin bahçesinde bir de su kuyusu bulunuyor.
AHŞAP SÜTUNLARDAKİ İŞLEMECİLİK GÖZ KAMAŞTIRIYOR
Hive'nin en önemli sembollerinden Cuma Camisi içinde yer alan 212 ahşap sütunun üzerindeki işçilik göz kamaştırıyor. Cami içerisindeki hiçbir sütun bir diğerine benzemezken, sütunlar üzerindeki ahşap işlemeciliği de ustaların maharetini yansıtıyor. Öte yandan sütunlar o kadar muntazam yerleştirilmiş ki minberden bakıldığında hiçbir sütun bir diğerini kapatmıyor ve cemaatin her bir ferdi imamı görebiliyor. Ortasında küçük bir havuzun bulunduğu camide, havalandırma ve aydınlatma amacıyla tavanda açık bir yer bırakılmış. Caminin içinde ayrıca küçük kubbeli bir şadırvan da bulunuyor. Yaklaşık 2 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği bu büyük cami, günümüzde müze olarak kullanılıyor.
ÖZBEK HALKI İÇİN EKMEK ÖZEL ÖNEME SAHİP
Hive'nin de içinde bulunduğu Harezm bölgesinde konuşulan lehçe Türkiye Türkçesine oldukça yakın. Özbekistan'ın başka bölgelerinden gelen birinin anlamadığı kelimeleri Türk ziyaretçilerin kolaylıkla anladığını görenler şaşkınlığını gizleyemiyor. Şehri ziyaret eden yerli ve yabancı turistler, sıcakkanlı ve misafirperver Hive halkının kale içinde işlettiği restoranlarda bu yöreye özgü lezzetlerin de tadına bakma fırsatı yakalıyor. Yemeklerin yanı sıra kök çay (yeşil çay) ya da kara çay (siyah çay) gibi farklı çay çeşitleri de küçük porselen çaydanlıklarda servis ediliyor.
Hive'yi ziyaret edenlerin mutlaka tatması gereken lezzetler arasında bu yöreye özgü ekmek başı çekiyor. Hive halkı, "nan" diye adlandırılan ekmeği halen eski usul taştan yapılan tandırlarda pişiriyor ve ekmeğin hamurunu farklı motiflerle süslüyor. Kabaklı, etli ve patatesli gibi farklı çeşitlerde de yapılan ekmeğin, 30 gün boyunca bayatlamadığı söyleniyor.