"Kontrolsüz silahlanmanın faturasını masumlar ödüyor"
Kutlu Esendemir, Umut Vakfı Başkanı Nazire Dedeman Çağatay'la son günlerde can alan "kaza kurşunları"nı konuştu...
KUTLU ESENDEMİR'İN RÖPORTAJI
Geçen hafta İzmir’de trajik bir ölüm yaşanmış, 6 yaşındaki Umut Ceylan parkta oynarken kör bir kurşuna kurban gitmişti. Katili halen aranıyor. Bundan tam19 yıl önce de, bir başka “umut” sönmüş, 17 yaşındaki Umut Önal 28 Eylül 1993’te, Ankara’da bir başka kurşunla hayatını kaybetmişti. Bu ölümün “kaza sonucu” gerçekleştiğini savunan katilMelih Turgut, 38 gün hapis ve 18milyon lira tazminatla cezalandırılmıştı. Nazire Dedeman Çağatay, Umut Önal’ın annesi. Evladının katledilmesinin ardından Umut Vakfı’nı kuran ve hayatını bireysel silahsızlanmaya adayan Nazire Dedeman Çağatay’la, solan “umut”ları ve bireysel silahsızlanma çalışmalarını konuştuk.
Geçen hafta İzmir’de 6 yaşındaki Umut Ceylan, parkta oynarken kör bir kurşuna kurban gitti. Bu ölümler sizi nasıl etkiliyor?
Her ölümhaberini okuduğumda içimacıyor. Umut Ceylan’ın öldürülüşünde de içimçok acıdı, kanadı. Şimdi Umut’un annesini düşünüyorum. Bu acıya nasıl dayanacak? Nasıl?
Evladınız Umut Önal’ı Ankara’da bir cinayete kurban vermiştiniz. Bu tür cinayetleri duyduğunuzda içiniz yeniden sızlıyor mu?
Bir şekilde hayatta kalıyorsunuz ama içinizin sızısı hiç dinmiyor ki. Umut’un ailesine başsağlığı diliyorum. Allah sabır versin. Bilgisizce, sorumsuzca, kontrolsüz silahlanmanın faturasınımasumlar ödüyor ne yazık ki.
Evlatlarını böylesi ölümlerle yitiren ailelere, yaşadıkları travmayı atlatmaları için ne önerirsiniz? Kendilerini bir konuya adasınlar. Ben kendimi Umut Vakfı’na adadım. O beni ayakta tuttu. Hayattayken de çabalarımın sonucunu görmek istiyorum. Türkiye’nin gelişmiş ülkelerin arasında parmakla gösterilecek bir silah kanununa sahip olmasını ve bunu layığıyla yürütmesini istiyorum. Bu umut beni ayakta tutuyor. Onlara da kendi umutlarını, kendilerinin yeşertmelerini tavsiye ederim.
Bireysel silahsızlanma için yıllarca emek veren bir kişi olarak Türkiye’nin bu konuda geldiği nokta ne?
19 yıl önce yola çıktığımızda, bireysel silahlanma nedir, bireysel silahsızlanma nedir, bunlarla ilgili hiçbir bilgi, farkındalık yoktu. Bugün geldiğimiz noktada bireysel silahsızlanma dediğiniz anda Umut Vakfı akla geliyor. Neyi savunduğumuz konusundamedyanın, akademik camianın farkındalığı yüksek. Zaman zaman bizimle zıt fikirde olanlardan tepkiler alıyoruz.
Neden?
“Silahlanma en doğal haktır” diyorlar çünkü. “Kendini korumak bir insanın en doğal hakkıdır” diyorlar. İnsanların kendilerini korumalarına itirazımız yok ama bu başka bir insanın yaşama hakkını elinden almamalı. En temel hak yaşama hakkıdır. Bununla çelişen hiçbir söylemsavunulamaz. Kendinizi korumanın başkalarına zarar vermeyen yollarını bulmalısınız. Bunu da zihinlere yerleştirebilirsek, büyük yol kat etmiş olacağız.
Bireysel silahlanmayı nasıl tanımlarsınız?
Aynı toplumiçinde yaşayan bireylerin herhangi bir ideolojiye ait olmaksızın, ateşli silahlar ve bıçaklarla, diğer aletlerle donanması “bireysel silahlanma” olarak tanımlanıyor. Bireysel silahlanmada örgütlenme söz konusu değil. Bu yüzden devletlerin savunma amaçlı silahlanmaları “bireysel silahlanma” kapsamında tutulmuyor.
Ülkemizi gelişmiş ülkelerle kıyasladığınızda, bireylerin silaha sahip olması oranında nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?
Gelişmiş ülke dediğiniz zaman hemen Amerika’yla kıyaslamaya çalışıyorlar. Bence gelişmişlik kriteri, bir ülkenin vatandaşlarının temel haklarının ne kadar çok korunduğuyla orantılı. Bu anlamda baktığınızda, Japonya, İngiltere, Avustralya gibi ülkelerde bireysel silahlanmanın son derece zor olduğunu ve dönemsel kontrollerin de çok sıkı olduğunu görürsünüz. Arzumuz bir gün Türkiye’yi de bu gelişmiş ülkeler arasında görebilmek.
Türkiye’nin kimi bölgelerinde, silah adeta bir kültüre dönüşmüş durumda. Bu durum, bu gerçeklik nasıl aşılabilir?
Bir konudamücadeleye başladıysanız, onu her boyutuyla ele almanız gerekir. Biz önceliği yasama ve yürütmeye verdik. Yani yasaların ve yönetmeliklerinmükemmelleştirilmeleri ve uygulamanın da bumükemmelliği yerine getirmesi. Ancak şunu da hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadık: Yasama görevini de, yürütme görevini de yerine getirecek kişiler bu toplumun bir parçası. Dolayısıyla toplumun dinamiklerinden, kültürel birikiminden etkileniyorlar. Bu yüzden kültürel dönüşümçok önemli.
Geleneklerimize bağlılık, nereden geldiğimizi unutmamak çok önemli değil mi?
Ancak her gelenek doğru değil. Silahın bu kadar yaygın olması ve çok yersiz kullanımı yanlış bir gelenek. Bugün kimse töre cinayetlerini, çocuk gelinleri savunmuyor. Ama bunlar hâlâ var. Demek ki yasaları değiştirmek tek başına yeterli değil. Biz vakıf olarak geçtiğimiz 19 yılda dünyada ve Türkiye’deki bireysel silahlanma ile ilgili tabloyu yakından inceledik, bilgi ve istatistik oluşturduk, bilimsel araştırmalar ve toplantılar yaptık. Şimdi bu birikimle toplumsal dönüşümü etkileyecek kamuoyu farkındalığı yaratmaya geldi sıra. Yeni projelerimizde bu konuya ağırlık vereceğiz.
Bir insan, neden silah sahibi olmak ister?
Aslında bunun çok detaylı psikolojik ve sosyolojik incelemeleri var. Ama ben size kısaca şunu söyleyebilirim: Güvensizlik. Kendine güvensizlik, içinde yaşadığı çevreye güvensizlik, kolluk güçlerine güvensizlik ve en acısı da adalete güvensizlik. Bu kategoride yer alan insanlar için silah sahibi olamamak dünyada savunmasız, korunmasız kalmak demek ki bu fikre tahammül edemiyorlar. En sert tepkileri bu gruptan alıyoruz.
Ülkemizde bir diğer etken de silahın statü sembolü olarak görülmesi.
Baktığınızda ne avcılık, ne atıcılık sporuyla bir alakaları vardır, ne de güvensizlik problemleri bulunur, ama silah, tüfek sahibi olmaya can atarlar. Sadece düğünlerde havaya ateş açmakta kullanırlar, sair zamanlarda da evlerinde var olduğunu etrafa söylemek yeter. Silahın varlığı ile kendilerini ayrıcalıklı hissederler. İşte bu grup ne yazık ki kaza kurşunlarının sahibidir genelde.
Anneler-babalar 5-6 yaşındaki çocuklarına neden oyuncak tabanca alırlar?
Biz büyütülürken, erkek çocuk için oyuncak silah, araba, kamyon alınırdı. Çok fazla eğitimalma şansı olmamış, dolayısıyla geçmişin çocuk yetiştirme alışkanlıklarındaki hatalarını bulup keşfetme şansını elde edememiş ebeveynler bu hataları yapıyorlar. Temelde bilgi eksikliği var.
Sizce bu şiddet kültürü Türkiye’de nelerden besleniyor?
Türkiye, dünyanın en sıcak bölgesinde yer alan bir köprü. Komşularımızdaki sıcak çatışmalar, kendi içimizdeki çekişmeler, sürekli savaşla iç içe olmak toplumsal hafızada sürekli bir travma haline yol açıyor. Bunun bölgesel yansımalarını görüyorsunuz. Belli bölgelerde şiddet çok sıradanlaşmış durumda. Bu ister istemez aile hayatına da yansıyor. Çocuklarımız bu şiddet içinde büyüyor ve ileride de şiddet uyguluyorlar. Çünkü onlar da şiddeti normal görüyor. Sadece ölümgerçekleşince şiddet anormal hale geliyor. Çünkü adli takip başlıyor. Oysa bu raddeye gelene kadar şiddet çok fazla eşiklerden geçerek, yükselerek geliyor ama farkına varmıyoruz. Geçenlerde okuduğumbir çocuk gelişimi kitabında, “Çocuğa sert bakış bile şiddettir” diyor. Hatta zekâ gelişimine sekte vurduğu bile ileri sürülüyor. Bu noktadan bakınca Türkiye’de şiddet çok ciddi bir problem aslında ama üstü örtülüyor.
Oğlunuzun katilinin yargılandığı dava sırasındaki haykırışlarınız hâlâ kulaklarımızda... Aradan geçen 19 yılda, bu haykırışlarınız yerini sükûnete bıraktı mı?
İçim hiçbir zaman sükûnete uğramadı. Ama haykırışım Umut Vakfı ile başka bir şekle büründü.
Bu cinayetle ilgili olarak hukuki açıdan konan son nokta ne oldu?
Hukuki süreçte yapılan büyük hatalar yüzünden Avrupa Birliği İnsan Hakları Komisyonu’na başvurduk ve Türkiye ceza aldı.
Oğlunuzu yitirdiğiniz 28 Eylül tarihi, vakfınızca, “Bireysel Silahsızlanma Günü” olarak anılıyor. Bu 28 Eylül’de nasıl bir etkinlik olacak?
Her yıl farklı alanlarda düzenlemekte olduğumuz ödüllü yarışmamız var, ödül törenini 28 Eylül’de yapıyoruz. Bu sene yarışma konusunu çizgi film olarak belirledik. Ayrıca her 28 Eylül’de bir sokak etkinliğimiz oluyor; “Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü.” Bu sessiz bir protestodur. Yakınlarını bireysel silahlar yüzünden kaybedenlerin kırmızı bir halı üzerine bıraktıkları ayakkabılarla sembolize edilir. Yaşamını kaybeden yurttaşlarımızın sessiz çığlığı vardır bu törende. Bu yıl da aynı şekilde yürüyüşlerine aracılık edeceğiz. Bir gün huzura kavuşmaları umuduyla.