Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Polemik Siyaset ‘Resmi kayıtlara göre 15 kişi 1990’dan beri PKK’nın elinde’

        GAZETE HABERTURK / KUTLU ESENDEMİR RÖPORTAJI

        CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, resmi kayıtlara göre 15 kişinin PKK’nın elinde olduğunu söyledi. Onur, “Bu kişilerin isimlerini istedik ama ‘özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle vermediler” dedi

        Yaklaşık 2 yıl önce değişik tarihlerde PKK tarafından kaçırılan 8 kamu görevlisinin serbest bırakılması, Kürt sorununda çözüm sürecinde yeşeren umutları güçlendirdi. Geçen yıl Genel Yayın Yönetmenimiz Fatih Altaylı’nın Teke Tek programına, kaçırılan askerlerin aileleriyle katılan ve bu konuyu sürekli gündemde tutan isimse CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur’du. Onur’un İmralı’ya giden BDP heyetine kaçırılan kişilerin listesini vermesi, Abdullah Öcalan’ın da, Kandil’deki örgüt yöneticilerine, “Serbest bırakın” mesajı bu gelişmelerin tetikleyicisi olmuştu. Ancak örgütün kaçırdığı ve 20 yılı aşkın süredir evlatlarından haber alamayan aileler de var ve onların çığlıkları bir türlü karşılığını bulmuyor. CHP Milletvekili Onur’la işte bu umut veren gelişmeleri ve gizli trajedileri konuştuk.

        8 kamu görevlisinin serbest bırakılması sizde karşılığını nasıl buldu?

        İnsanların özgürlüğe, ailelerin çocuklarına kavuşması mutluluk verici. Benim bu olayla özel olarak ilgilenmemin nedeni: İzmirli Ekşi Ailesi. 1992’de kaçırılan er Engin Ekşi’den 21 yıldır haber yok. 8 kişinin serbest bırakıldığını duyduğumda içimde bir umut vardı ama isimleri öğrendikten sonra askerin ağabeyi Fadıl Ekşi’yi ararken çok zorlandım. Her ne kadar kamuoyunda son dönemde kaçırılan isimler gündeme geldiyse de 1990’lardan beri kaçırılıp haber alınamayan asker ailelerinin her birinin evinde bir beklenti olmuştu.

        Pkk'nın kaçırdığı kişilerle ilgili elinizde envanter var mı?

        Elimdeki liste, Öcalan’ın yargılandığı mahkemede şehit ve gazi müdafi avukatlardan Çiller Savaşan’dan edindiğim kaçırılan ve kayıp asker isimleri ve daha sonra el yordamıyla elde ettiklerimiz. Ama resmi bir liste değil, bizim de gözden kaçırdıklarımız olabilir.

        Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'na yaptığıız başvurulara ne yanıt aldınız?

        Yanıt havuz problemi gibi. Aynen şöyle: Söz konusu dönemde, yani 1990’dan beri, 62 personelden 54’ü kaçırılmış, 8 personel çatışma, operasyon, devriye görevi esnasında kaybolmuş. Kaçırılan 54 personelden 27’si serbest bırakılıp 2’si kurtarılmış. Ayrıca 15 personelle ilgili gaiplik kararı bulunmakla birlikte, takibine devam ediliyormuş. Bu kişilerin isimlerini istedik ama “özel hayatın gizliliği” gerekçesiyle vermediler. Anlayacağınız resmi kayıtlara göre 15 kişi, 1990’dan bu yana PKK’nın elinde. Müthiş bir acı.

        "ENGİN EKŞİ'NİN AİLESİNE GÖNDERDİĞİ MEKTUPLAR VAR"

        PKK yöneticileri, “Bizim elimizdeki kaçırılanlar bu kadar” demişti.

        Eğer bu açıklama gerçekçiyse gözümüzü Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı’na çevireceğiz.

        Neden?

        Çünkü aileler bu çocukları orduya teslim etmiş. Kaçırıldıkları veya kayboldukları tarih ve yer belli. Bir kaydının, haklarında bir bilginin olmaması tuhaf değil mi? Hiç olmazsa aileleri bilgilendirsinler. 1990’lı yılların gazetelerinde hep bu kişilerle ilgili haberler var. Engin Ekşi’nin ailesine Kızılhaç ve Gündem Gazetesi muhabirleri aracılığıyla gönderdiği mektuplar var.

        Ne yazmış bu mektupta?

        22.06.1992 tarihli mektupta, “Beni merak etmeyin. Kötü bir muamele görmedim. Sizlerin araştırmasını bekliyoruz. Yetkililerden arayın, sorun” diye yazıyor. Temmuz ayında Gündem Gazetesi’nde haberleri var. 17 Ağustos 1992, Sabah Gazetesi’nde bu kişilerin fotoğrafları var. 32. Gün’den Mithat Bereket’in çektiği görüntüler var. Fethullah Erbaş’ın operasyonundan sonra, İHD Başkanı Akın Birdal, “PKK 13 kişiyi serbest bıraksın” duyurusu yapıyor. Ailelerin dönemin İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye masası sorumlusu Jonathan Sugden’ı da bu konuda devreye soktuğunu biliyoruz.

        Kamuoyunun duyarlı olmasına rağmen sonuç alınamamasını nasıl açıklıyorsunuz?

        Geçen yıl bu ailelere Fatih Altaylı da destek verdi. Teke Tek programına çıktık. Batman Sason’da kaçırılan Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Yaşar Gökçe’nin ağabeyi Yavuz Gökçe, Altaylı’ya yaşadıklarını anlatırken, “Dönemin Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’le görüştüm. Bana ‘Devlet askerinin peşini bırakmaz. Ama siz de gerekirse Apo’yla görüşün. Kardeşinizi kurtarın’ dedi” demişti. Bu, çok çarpıcı bir ifade.

        Evet.

        Sonuç olarak baktığınızda PKK’nın elinde ya da değil; kayıplar var. Bu insanların aileleri de tıpkı “Cumartesi anneleri” gibi. Onların kayıpları da faili meçhul. Daha birkaç gün önce Ayşe Bektaş isimli annenin askerliğini yaparken 21 yıl önce PKK tarafından kaçırılan oğlunu da beklediği haberini öğrendik. Mesela bilgisi bizde yoktu. Kim bilir daha kimler var? 2007’de kaybolan Üsteğmen Fatih Uluğ da şehit sayıldı ama kayıp. Bu da bilinmeli.

        "AİLELER TALEP ETTİĞİ SÜRECE KONUYU TAKİP EDECEĞİZ"

        Bundan sonra hangi adımları atacaksınız?

        Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ile BDP’lilere kaçırılan askerlerin listesini vermiştik. Bu süreci aileler talep ettiği sürece takip edeceğiz. Geçen yıl bir Meclis araştırması açılmasını istedik. Gelişmeleri dikkate alarak geçen hafta önergemizi yineledik. Bizdeki isimleri ve kaçırıldıkları tarih ve yerleri belirterek bu listeyi teyit ettirmek üzere Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na yeni bir başvuruda bulundum.

        Gösterdiğiniz çabayla serbest kalan kamu görevlileriyle görüştünüz mü?

        Bazılarıyla evet. Zihni Koç’un babası Veysel Bey, tanıştığımız günden itibaren neredeyse her gün arayıp “Ne oldu benim çocuğum?” diye sormaktan hiç vazgeçmedi. Beni aradığı kadar, BDP’li vekilleri de aradığını biliyorum. Beni üzense Zihni Koç’un annesinin bu süreçte vefatı oldu ve serbest bırakılınca durumu öğrendi.

        Nasıl bir süreç işleyecek?

        Burada tek dileğim ve özellikle prosedürü işletecek makamlardan isteğim bu çocukların ve ailelerinin acıtılmaması. Çocuğu kaçırılan aile suçlu duruma düşüyor. Çocuğun kendisinin gidip gitmediği sorgulanıyor. Aile ürkütülüyor ve çocuğunu aramaktan imtina ediyor. Aradığındaysa el uzatan yok. Bir baba, “Ordu asker kaçağının peşine düşüyor ama kaçırılan askerinin peşine düşmüyor” demişti.

        "PROSEDÜR OLARAK BİR SUÇ İŞLEMİŞ MUAMELESİ YAPILIYOR''

        Hukuki tarafta durum ne?

        1990’larda kaçırılan Malatyalı bir çocuğun babası DGM’de yargılandı. Çocuklar sağ salim bırakıldıktan sonra da bu soruşturma sürecine dikkat etmek gerek. Acı çekmiş aileler incitilmemeli.

        Askeri prosedür nasıl işliyor?

        Kaçırılanlar esir kabul edilmediği için bu kişilere, askeri izin ve disiplin düzenlemelerine göre, usulen soruşturma açılıyor, savunmaları alınıyor. “Yurtdışına izinsiz çıkmaktan” dava açılabiliyor. Onlar da kendi rızalarıyla çıkmadıklarını ispat ederse beraat ediyor. Prosedür olarak bir suç işlemiş muamelesi yapılıyor. Terör örgütünce kaçırılmanın Türk ve askeri hukuk sisteminde yani resmiyette bir karşılığı yok. Sonra da Ankara’da rehabilitasyona alınıyor. Terhis edilecek 3 asker dışında diğer askerlerin birliklerinin değiştirileceğini tahmin ediyorum.

        Devletin kaçırılan kamu görevlilerini sahiplenmesinde bir mahcubiyet mi var?

        Evet. İşin acı tarafı bu. Bu durumu terörle mücadelenin bir gerçeği olarak görsünler, bir zafiyet olarak kompleksini duymasınlar. Çocuklarının akıbetini öğrenmek isteyen aileyi, “Size bir şehitlik verelim, size gaiplik verelim, unutun bu meseleyi” diye savuşturabilir misiniz?

        Oğullarından haber alamayan ailelerde hayal kırıklığı var mı?

        Olmaz mı? Ayşe Bektaş, oğlu Şehabettin Bektaş’ı umutla beklemiş. “Ölüsü olan bir gün, kaybı olan her gün ağlar” diyor Ayşe Hanım. Anadolu’da, “Toprak acıyı dindirir” derler. Ben gazi kızıyım. Babam Kıbrıs Savaşı’na gittiğinde aylarca haber alamadık. Annem “Esir düşmesin de, şehit olsun” diye dua ederdi.

        ‘CHP’DE KAFA KARIŞIKLIĞI YOK’

        CHP’nin çözüm süreci konusunda kafasının çok karışık olduğu görülüyor. CHP’de bir kafa karışıklığı yok. Niyet barışsa, kafalar karışmaz. CHP öncelikle bu sorunun TBMM’de görüşülmesini, yol haritasının TBMM’de oluşturulması gerektiğini söyledi. Yapılmadı. Başbakan, 3 muhalefet partisi lideriyle belki MİT Müsteşarı veya ilgili bürokratlar, STK’ları alarak bilgilendirme ve görüş alışverişi yapabilirdi. Bu da yapılmadı. CHP, İmralı’yla görüşme yapılacaksa bunun sivil toplum heyeti olmasından yanaydı. Burada kafa karışıklığı yok. Hükümet bu süreçte yüzde 43’lük temsili hiçe saydı. BDP’yi yanına alarak kendi başına çözmeyi denemeyi tercih etti. Umarım süreç yaralı başlamaz.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ