Savaşın gölgesinde Türk savunma sanayiine karşı yürütülen savaş
Ortadoğu'da savaş büyürken cephe hattı yalnızca sahada kurulmuyor. Bazen cephe; fabrikaların üretim hatlarında... Bazen diplomatik açıklamalarda... Bazen de gazetelerin manşetlerinde kara propaganda faaliyetleriyle kuruluyor. Bunlara yeni nesil savaş yöntemlerinin üretilmesine neden olan dijital istihbarat ve buradan elde edilen bilgilerle kurulan yeni stratejileri ekleyebiliriz. Habertürk TV Haber Koordinatörü Zülfikar Ali Aydın yazdı..
Son günlerde Türkiye merkezli savunma sanayii şirketlerinden Repkon hakkında uluslararası basında peş peşe yayımlanan haberler de tam olarak böyle bir tartışmanın ortasında yer alıyor.
İlk bakışta farklı ülkelerde yayımlanan bağımsız haberler gibi görünen bu yayınlar dikkatle incelendiğinde, aynı anlatı çerçevesini kullanan, benzer ifadeler içeren ve aynı hedefi işaret eden bir iletişim dili dikkat çekiyor.
Soru şu: Bu yalnızca bir şirket hakkında yürütülen haklı gazetecilik faaliyetleri mi? Yoksa Türk savunma sanayiinin büyümesinden duyulan endişeyle yapılan gizli bir saldırı mı? Ya da Türkiye’nin savunma sanayii yükselişine yönelik daha geniş bir jeopolitik tartışmanın parçası mı?
TÜRKİYE’NİN SAVUNMA SANAYİİNDEKİ YÜKSELİŞİ
Son 10 yılda Türkiye savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm yaşadı. Bir dönem dışa bağımlı olan sektör bugün; mühendislik kabiliyeti, teknoloji geliştirme kapasitesi, uluslararası tedarik zincirlerine entegrasyonuyla farklı bir noktaya ulaştı.
Bu dönüşüm sadece ekonomik bir başarı olarak görülmüyor. Bazı ülkeler için bu gelişme doğrudan jeopolitik bir mesele olarak değerlendiriliyor. Yani Türk savunma sanayiinin yükselişinin hasım ülkeler tarafından bir tehdit olarak algılanması sır değil…
Bunun en açık örneklerinden biri Yunanistan merkezli Europost gazetesinde yayımlanan bir yazı. Gazete Repkon için oldukça sert bir ifade kullanıyor: “Türk Truva Atı.” Yazının satır aralarında Türkiye’nin savunma sanayii şirketlerinin ABD savunma ekosistemi içinde güç kazanmasının özellikle Yunanistan ve İsrail açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği açıkça ifade ediliyor. Bu cümle aslında tartışmanın gerçek eksenini de ortaya koyuyor. Konu yalnızca bir şirket değil. Konu Türkiye’nin savunma sanayii gücü.
ALMANYA’DAN GELEN KARAR VE RUSYA İDDİASI
Repkon etrafındaki tartışmaların önemli başlıklarından biri de Alman teknoloji devi Siemens’in aldığı bir karar. Şirket bazı kritik komponentlerin Repkon’a satışını durdurdu. Gerekçe olarak ise Repkon’un Rusya’ya satış yaptığı yönündeki iddialar gösterildi. Ancak Repkon bu iddiayı kesin bir dille reddetti.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kamuoyuna yansıyan açıklamalarında Repkon’u doğrudan hedef alan ifadeler kullanmıştı. Lavrov’un sözleri uluslararası basında, Repkonun Ukrayna’ya destek sağlayan savunma tedarik zincirinin parçası olarak görüldüğü şeklinde yorumlandı. Başka bir ifadeyle; Bir tarafta Repkon’un Rusya’ya satış yaptığı iddiası var. Diğer tarafta ise Rusya’nın doğrudan hedef aldığı bir Türk şirketi. Bu tablo tartışmanın ne kadar karmaşık bir zeminde yürüdüğünü gösteriyor.
ABD’DEKİ MÜHİMMAT KARARI
Repkon hakkında son günlerde gündeme gelen bir başka tartışma da ABD’de alınan bir mühimmat tedarik kararı üzerinden ortaya çıktı. Yani Trump yönetiminin doğrudan talimatıyla o bombalar kullanıldı. Yani süreç; ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından açıklanan ve tamamen Amerikan savunma tedarik sistemi içinde yürütülen bir süreç, bazı yayınlarda Repkon’un doğrudan satış yaptığı izlenimi oluşturacak şekilde sunuldu. Oysa şirketin açıklamasına göre bu süreçte Repkon’un herhangi bir talebi yok. Karar verici bir rolü de yok. Doğrudan satışın bir parçası da değil. Hal böyleyken neden şirkete böyle bir saldırı yapıldığı açık. Çünkü bu kampanyayı Türkiye karşıtı ülkeler yürütüyor.
Ayrıca savunma projelerinde standart olan “son kullanıcı belgesi” (End User Certificate) ise zaten bu tür projelerin yasal zorunluluklarından biri. Bu belge olmadan hiçbir savunma projesinin yürütülmesi mümkün değil.
Özetle; Trump yönetimi son kullanıcı belgesinin aksine talimat verdi. ABD Kendi mühimmat zinciri içinde bu mühimmatları savaşta kullandı.
Repkon’un yaptığı açıklaması da bu bilgilere dikkat çekiyor: “ABD’de alınan bir mühimmat tedarik kararı üzerinden yapılan bazı haberlerde de Repkon’un doğrudan satış gerçekleştirdiği veya sürecin karar vericisi olduğu yönünde bir izlenim oluşturulmuştur. Oysa söz konusu süreçte Repkon’un herhangi bir talebi, kararı veya satış işlemi bulunmamaktadır. Uluslararası basında yer alan bu tür içeriklerin bazı yerli medya kuruluşları tarafından sorgulanmadan tekrar edilmesi ve şirketimizin doğrudan hedef gösterilmesi kabul edilemez bir durumdur. Doğruluğu teyit edilmemiş iddialarla şirketimizi ve çalışanlarımızı hedef alan yayınlar yalnızca kurumumuzun itibarına zarar vermektedir.“
Şirket Rusya ile bağlantılı gösterilmesine de şöyle itiraz ediyor: “Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un açıklamalarında Repkon’un Ukrayna’ya destek sağlayan savunma tedarik zincirinin parçası olarak gösterilmesi, şirketin Rusya ile ticari bir ilişki içinde olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.”
İLGİNÇ BİR BAŞKA DETAY:
Tartışmanın dikkat çeken yönlerinden biri de uluslararası basında başlayan bu kampanyanın bazı yerli medya organlarında da aynı dil ve aynı üslup ile tekrar edilmesi. Şirket yönetimi özellikle bazı köşe yazılarında henüz gerçekleşmemiş satışlar üzerinden doğrudan suçlayıcı bir anlatı kurulmasına tepki gösteriyor. Repkon yönetimine göre bu durum yalnızca şirketin itibarını değil, yüzlerce çalışanı ve ailelerini de hedef haline getiriyor.
“ASIL MESELE BİR ŞİRKETTEN FAZLASI”
Repkon örneği aslında daha büyük bir soruyu gündeme getiriyor. Savunma sanayiinde küresel rekabet sertleşirken, şirketler yalnızca üretim sahasında değil algı savaşlarının da hedefi haline geliyor. Türkiye son yıllarda İHA ve SİHA teknolojileri, mühimmat üretimi ve savunma teknolojileri alanlarında ciddi bir yükseliş yaşadı. Bu yükselişin bazı ülkelerde rahatsızlık yarattığı artık sır değil. Bu nedenle Repkon üzerinden yürütülen tartışmanın yalnızca ticari bir rekabet olarak görülmesi de eksik bir okuma olur
ALGILAR VE GERÇEKLER ARASINDA
Ortadoğu’da savaş sürerken savunma sanayii şirketleri de doğal olarak tartışmaların merkezine yerleşiyor. Ancak Repkon etrafındaki tartışmalar incelendiğinde ortaya üç farklı boyutta devam eden bir rekabet ortaya çıkıyor:
1. Jeopolitik rekabet
2. Savunma sanayiindeki ticari yarış
3. Medya üzerinden yürütülen algı mücadeleleri
Repkon ise bu üç hattın kesişim noktasında duran bir şirket. Repkon örneğindeki asıl mesele ise, Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği noktanın uluslararası dengeleri Türkiye lehine nasıl etkilediği...
Fotoğraf:AA