Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

11 ay önce... Divan kurulu toplantısında... Galatasaray Kulübü Başkanı Duygun Yarsuvat, bir önceki yönetimi kastederek, “Galatasaray’ın malı deniz, yemeyen domuz, düşüncesiyle hareket etmişler” dedi.

Salonda uğultu koptu... Ülkemizin yetiştirdiği en değerli hukukçulardan biri olan Prof. Dr. Duygun Yarsuvat, yaptığı bu cesur ve anlamlı konuşma sayesinde büyük alkış topladı.

Ardından... Kürsüye Taner Aşkın geldi... Galatasaray’ın duayen isimlerinden olan Aşkın, “Ünal Aysal döneminde 9 milyon Euro’ya mal edilebilecek 3 futbolcu için 22 milyon Euro verildi” dedi.

Salon adeta inledi.

Ardından... Kürsüye Ahmet Şenkal geldi. Şenkal “Bruma, Telles ve Sercan Yıldırım’ın transferlerinde sıkıntılar var. Bazı komisyoncuların cebine 13 milyon Euro girdi. Bize bu konuda çok detaylı bilgiler geldi” dedi.

Şenkal da çok alkış topladı.

Ardından... Yine Ahmet Şenkal... Galatasaray TV’deki bazı aletlerin 200 bin liraya alınacakken, 750 bin Euro’ya satın alındığı duyumunu çok net bir biçimde dile getirdi.

Alkış daha da arttı.

Sonra... Sonrası yok... Bu kadar!

Söyleyen söylediğiyle kaldı... Yapan da yaptığıyla... Aradan 1 yıl geçmesine rağmen... Ne araştıran oldu, ne soruşturan.

Kulübün soyulduğunu bizzat kulüp başkanı dile getirmesine rağmen... Kimsenin kılı kıpırdamadı.

Ne birileri, “Bize hırsız dediler” diye isyan etti. Ne de birileri “Kulübümüzün parasını çalmışlar. Savcılığa şikayet edelim” diye feryat etti.

Herkes seyretti. Cambazlığa izin verildi.

Ve bu kulüp Galatasaray... Batı’ya açılan pencere...

Haliyle... Şimdi kimse şaşırmasın... Hiç kimse “Bu kasa nasıl boşaldı... UEFA bu uyarıyı niye yaptı” demesin.

Böyle vurdumduymazlığın olduğu yerde... Böyle indiragandinin olduğu yerde... Böyle ahbap-çavuş ilişkilerinin olduğu yerde...

O kasa tabii ki delik deşik olur. O kasa tabii ki açık verir. Hem... O kasanın yerinde durduğuna şükredin siz!

CAVCAV’A BİR BUSE!

Güzel bir haber vereyim. “Öpülmenin yaşı yokmuş... Menajerler beni çok öptü” diyen İlhan Cavcav... Artık daha dikkatli davranıyor. İnce eliyor, sık dokuyor.

Geçen hafta... Stoper arayışına giren İlhan Cavcav, Dinamo Minsk’ten Sergej Politevich’i transfer edebilmek için masaya oturdu. Teklifi değerlendirdi. Öpülmeyeceğine kanaat getirdi. “Tamam” dedi.

Bu anlaşma çerçevesinde... Futbolcuya 1.5 yıllığına 550 bin Euro verecekti.

İş imzaya kalmıştı artık. Cavcav huzurlu ve mutluydu... Ertesi günü... Telefonu çaldı. Arayan kişi Politevich’e verilecek ücreti sordu. İlhan Bey de “1,5 yıllığına 550 bin Euro” dedi. Der demez de... Karşı taraf şunu söyledi:

- “Olur mu!.. Bu futbolcu Dinamo Minsk’te aylık 18 bin Dolar’a oynadı. Öyle ki... Geçen ay Osmanlıspor’a önerildi. Hem de aylık 25 bin Dolar’a... Osmanlıspor kabul etmedi. Pahalı buldu. Şimdi siz, bu futbolcuya nerede ise iki katı ücret ödeyeceksiniz... Kazık yiyorsunuz.”

Bu sözleri duyan Cavcav... Arkasına şöyle bir yaslandı. Sessiz kaldı. Telefonu kapattı. Gerekeni yaptı. İmzayı askıya aldı. Tekrar pazarlığa oturdu. Sonuçta... Aynı futbolcu ile... 400 bin Euro’ya... Yeni bir anlaşma sağladı.

Haliyle... Müthiş bir öpüşmenin yerine...

Buse ile kurtuldu!

 

MENAJER GERÇEĞİ!

Bir kulüp yöneticisi... Hep aynı menajerle çalışıyorsa... Ortada... Tehlikeli bir durum var demektir.

Bir teknik adam... Hep aynı menajerle çalışıyorsa... Ortada... Çok daha tehlikeli bir durum var demektir.

Bir kulüp başkanı... Hep aynı menajerle çalışıyorsa... O kulüp batıyor demektir.