Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Kavuk;
Neden adını - sanını hiç duymadığımız ama tiyatroya epeyce emek vermiş birilerine devredilmez?
Örneğin Devlet Tiyatroları veya Şehir Tiyatroları'nda kavuğu hak eden hiç kimse olmadı mı / yok mu?
Elbette olmuştur.
Elbette vardır.
Peki neden Devlet Tiyatroları veya Şehir Tiyatroları'nda sahneye çıkan tiyatroculara hiç verilmedi?
Neden periyodik olarak devredilmez de zamanlaması sahip olan kişiye bırakılır?
Bu iki sorunun cevabı şu; İsmail Hakkı Dümbüllü öyle vasiyet etti.

İsmail Hakkı Dümbüllü, kavuğu devretme zamanının geldiğini düşünüyordu.
Ne var ki dönem değişmiş, geleneksel orta oyunu güncelliğini yitirmişti.
Doğal olarak orta oyununun ana karakterleri olan 'Kavuklu' ile 'Pişekar' da öyle.... 

İsmail Hakkı Dümbüllü'nün bir orta oyunundan 'Kavuklu' ile 'Pişekar...

Geleneksel orta oyunu güncelliğini yitirmiş olsa da parçası olduğu tiyatro, kültür - sanat bazında da sosyalleşme bazında da önemli bir konuma sahipti.
Kendisi ve kavuğu devraldığı Kel Hasan Efendi, orta oyunu geleneğinden yetişmiş olabilirdi ama sonuçta işleri oyunculuk, meslekleri tiyatroydu.
Bu nedenle İsmail Hakkı Dümbüllü, her ne kadar orta oyunu tiyatronun geçmişte kalan bir dalı olsa da kavuk devrini geleneksel hale getirmekte bir beis görmedi.
Bu amaçla sahnelenen oyunları seyrederek kavuğu devredeceği oyuncunun arayışlarına başladı.
1967'de Arena Tiyatrosu'nda sahnelenen 'Kanlı Nigar'ı seyreden İsmail Hakkı Dümbüllü,'Kavuklu' karakterini canlandıran Münir Özkul'un oyunculuğundan ziyadesiyle etkilendi.
'Kanlı Nigar'ı bir kaç kez daha seyrettikten sonra kararını verdi; kavuğu, Münir Özkul'a devredecekti.

İsmail Hakkı Dümbüllü, 1968'de 'Kanlı Nigar'ı bir kez daha seyrettikten sonra kulise geçerek Münir Özkul'a kavuğu kendisine devredeceğini söyledi.
Ve ekledi; "Oğlum Münir, benden sonra kavuğu senin taşımanı istiyorum. Bu işe sen devam edeceksin. Vasiyetim budur. Gerçi sen kitaplı tiyatrodan geldin. Kavuk geleneğini orta oyuncu sanatçılarından birinin devam ettirmesini isterdim ama zararı yok. Kavuğum bundan sonra senindir. Sen, ille de birine devretmek zorunda değilsin. Devredeceğin kişi, Türk tiyatrosunu başka bir yere götürecek bir bayraktar olmalı. Halkın tanıdığı, sevdiği muhalif bir komik olmalı."

İsmail Hakkı Dümbüllü'nün vasiyetinde yer alan 'Muhalif' cümlesinden çıkan sonuç şu; kavuk, muhalif olamayacağı için belli kurum veya kuruluşlara bağlı olarak sahneye çıkan tiyatroculara devredilemez.
Kavuk, bu nedenle bugüne kadar Devlet Tiyatroları veya Şehir Tiyatroları'nda görev alan bir tiyatrocuya devredilmedi.
Vasiyetindeki "İlle de birine devretmek zorunda değilsin" cümlesinden çıkan sonuç ise şu; kavuğun devri ille de periyodik olmak zorunda değil. Hak eden birini bulana kadar kavuk sahip olan kişide kalabilir.
İsmail Hakkı Dümbüllü, böylelikle 'Mutlaka hak edene verilmeli'nin altını çizerek kavuğun önemini ve anlamını koruma altına almak istedi.

Ferhan Şensoy, Rasim Öztekin'e devretmeden önce yazdığı şu mektubu kavuğun içine bıraktı; "Öldüğümde bu kavuk henüz devredilmemiş. Burada böyle boynu bükük duruyorsa. O gün Ortaoyuncular kadrosunda bulunan bütün oyuncular, bu kavuğu devretmekle yetkili jüridir. Layık gördükleri birinin başına takarlar. Bu aralarından biri de olabilir. Dileğim odur ki 'Niçin şu değil de bu kavuklu oldu' diye tartışılmasın. Asıl olan kavuk geleneğinin sürüp gitmesidir. Yeni kavuklunuz uğurlu olsun."

Ferhan Şensoy, kavuğu Rasim Öztekin'e devrettikten sonra ise müzeye gitmemesi gerektiğini söyleyen Ferhan Şensoy, bu konudaki görüşlerini şöyle diye getirmişti; "Kavuk, Rasim'den sonra müzeye gitmemeli. Bizden sonra gelen kuşaklarda benim aklıma gelen bir kavuklu adayı yok. Onlar dizilerde ve reklamlarda oynamak istiyorlar. Arkamızdan gelen bir ordu yok. Tiyatro her gün daha küçülüyor. Tiyatro çok cazip bir iş değildir. Tiyatroculuk yeni kuşaklara cazip gelmiyor. Çıkar mı çıkmaz mı bilemiyoruz. Gönlümüz, biri çıksın da Rasim de ona devretsin gelenek sürsün ister. Ancak bu konuda çok umutlu değiliz."

Peki kavuğu kimler hak eder?
Kimine göre 'Ahmet', kimine göre 'Mehmet' hak ediyordur ama bu konuda tek söz, kavuğa sahip olan kişinindir.
Münir Özkul, Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin...
Mesleklerindeki saygınlıkları, yetkinliklerini göz önünde bulunduracak olursak Türk tiyatrosunun nişanesi haline gelen kavuğun anlamının farkında olup olmadıkları tartışılabilir mi?
Münir Özkul, Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekin, kavuğu devredecekleri meslektaşlarının kimler olacağına mutlaka ince eleyip sık dokuduktan sonra karar vermişlerdir.

Son sahibi Rasim Öztekin, kavuğu Şevket Çoruh'a devredeceğini açıklamasının ardından hafta boyunca süren tartışmalar yaşandı.
Günümüzde kavuğun bir anlam taşımadığını dile getirenler de oldu 'Şevket Çoruh hak etmiyor ki' türünde söylemlerde bulunanlar da...

Bugüne kadar "Bir anlamı yok ki" diyerek kendisine devredilmesini reddeden biri çıkmadığına göre kavuk, tiyatrocular için oldukça özel bir nişane olmayı sürdürüyor.
Nitekim Rasim Öztekin, kavuk devir teslim töreninde gözleri yaşarmış bir vaziyette yaptığı konuşmada "Bu çok önemli bir şey. Yani bu işin 'Nirvana'sı denilebilir. Çok onurlu bir şey. Aynı zamanda da bir o kadar sorumluluk taşımam gereken bir şey" diyerek kavuğun tiyatrocular için ne büyük bir anlam içerdiğinin altını çizdi.

Bir doğruyu belirlemenin en iyi yollarından biri o doğrunun karşıtını belirlemek olduğuna göre Şevket Çoruh'un hak etmediğini ileri sürenler, "Falanca hak ediyor" diyerek alternatif bir kişiyi işaret etmedi.
Ayrıca Çoruh'un kavuğu neden hak etmediği de açıklanmadı.
Sonuç itibariyle Şevket Çoruh'un hak etmediğini ileri sürmek havanda su dövmeye benzedi.

Belki tiyatroyu Şevket Çoruh kadar seven ve kendisinden çok daha fazla yetenekli birçok oyuncu vardır.
Ne var ki Şevket Çoruh, tiyatro aşkına gözü kapalı bir halde hiç tereddüt etmeden elini taşın altına koyan biri.
Öyle biri olduğunu da birçok kişiye göre 'Delice' bir hareketle gözler önüne serdi.

21 Mart 2017'de Habertürk HT Magazin'de şöyle bir haber yapmıştım.
Şevket Çoruh, 22 yıllık birikimiyle satın aldığı 3 evini ve gözü gibi baktığı 7 klasik otomobilini Baba Sahne'yi açabilmek için sattı.
Yetmedi, 7 milyon TL de kredi çekti.
Toplamda 17 milyon TL harcayarak tiyatro kurdu.

Şevket Çoruh, 15 yıldır devam eden 'Arka Sokaklar'ın başrol oyuncusu.
Erler Film garantörlüğünde kaşesini her hafta düzenli olarak tahsil ediyor.
Yaz aylarında da sinema filmlerinde rol alıyor.
Sonuç itibariyle Şevket Çoruh, oyunculuk adına TV'de de sinemada da maddi ve manevi olarak tatmin oluyor.

Tatmin olmadığı alan mesleğinin er meydanı olan tiyatroydu. Şevket Çoruh, dizi çekimlerinden dolayı başka tiyatrolarda sahneye çıkma takviminde büyük sorun yaşıyordu.
Üstelik o sorunu kendisi gibi birçok meslektaşı da yaşıyordu.
Ayrıca mevcut salon sayısı, artan seyirci ve oyunları karşılamaya yetmiyordu.
Takvim ayarlama ve salon bulma konusunda yaşanan sorunun çözümüne katkı sağlama adına Baba Sahne'yi açtı.

Diziden, filmlerden ve evlerinden elde ettiği gelirlerle rahat rahat geçinebilir, çok sevdiği klasik otomobillerle Ortaköy - Bebek arası veya Bağdat Caddesi'nde gezinip durabilirdi.
Ayrıca 7 milyon TL'lik kredi uykusuz gecelere sebebiyet vermez, mışıl mışıl uyuyabilirdi.
Hatta o 17 milyon TL'yi muhtelif yatırım araçlarına yatırmış olsaydı bugün parasını 3'e katlamış olabilirdi.

Şevket Çoruh'un harcadığı 17 milyon TL'nin dolar, avro ve Cumhuriyet altını bazında günümüzdeki karşılığı...

Şevket Çoruh, sahil yollarında, caddelerde ve AVM'lerde boy gösterip caka satabilirdi ama varlık nedeni olan mesleğine hiç yatırım yapmamış, elini taşın altına koyma cesaret göstermemiş olurdu.
Ve bir gün aynadaki kişinin "Tamam da mesleğin adına acep ne yaptın?" sorusu karşısında dumura uğrardı.

Şevket Çoruh, "Madem ki bir yol bulamıyoruz o halde er meydanına çıkan yeni bir yol yaparım" demeyip 17 milyon TL'yi tiyatro aşkına değil de Cumhuriyet altınına yatırsaydı 3 yılda yaklaşık 34 milyon TL kârı olacaktı.

Tiyatro aşkına 34 milyon TL kaybı olan Şevket Çoruh, acaba kavuğu hak ediyor mu?
İşte o kavuk, 20 Eylül'de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu'nda düzenleyeceği törenle Rasim Öztekin'den Şevket Çoruh'un emanetine geçecek.

Kel Hasan Efendi (1874 - 1929)...
Yoksul ailesine destek olmak amacıyla küçük yaşlarda Kadıköy'de yoğurt satmaya başladı.
'İbiş' karakterinin yaratıcısı Abdürrezzak Efendi'nin sahnelediği oyunlarda yoğurt satarken tiyatroya merak saldı.
İlk kez 19 yaşındayken Küçük İsmail Kumpanyası'nın 1893'teki Kuşdili Çayırı'ndaki temsilinde sahneye çıkan Kel Hasan Efendi, ikinci roldeki 'Külhanbey' karakterini canlandırdı.
Aslında başrolde olmak istiyordu ama o rol, Abdürrezzak Efendi'nindi.
Abdürrezzak Efendi'nin olduğu yerde başrol oynayamayacağını anlayan Kel Hasan Efendi, Küçük İsmail Kumpanyası'ndan ayrılarak Agah Efendi ile birlikte Şehzadebaşı'nda Hayalhane-i Osmani Kumpanyası topluluğunu kurdu.

Kel Hasan Efendi'nin alemet-i farikası şu oldu; Mardiros Mınakyan'ın o günlerde çok tutulan dramlarına karşılık sürekli komedi oyunları sahneledi. Komedi türünde ünlenen ve alanında neredeyse tekel olan Kel Hasan Efendi'nin kariyerini, 1908'te ilan edilen II. Meşrutiyet sekteye uğrattı.
Tiyatro da II. Meşrutiyet'in getirdiği özgürlük akımından payını aldı.
Özgürleşmeyle birlikte birçok yazar ve oyuncu yetişmeye başladı. Ayrıca Batı oyunları da sahnelenmeye başlayınca Kel Hasan Efendi'nin oyunlarına olan ilgi günbegün azaldı. Burhanettin Tepsi ve Naşit Özcan ile güç birliği yapsa da zamanın ruhuna uygun oyunlar sahnelese de zaman, Kel Hasan Efendi için artık eski zaman değildi.Keskin bir zekaya ve hazırcevap bir yeteneğe de sahip olan Kel Hasan Efendi sahneye başına taktığı yırtık bir kavuk, giydiği istanbuliniyle, burnunun ucunu ve yanaklarını kırmızıya boyayarak çıkardı. Seyircilere sahneye çıkacağını haber etmek için de pek ilginç bir metodu vardı. Boş bir tenekeyi sahneye fırlatarak çıkan gürültüyle "Hazır olun, sahneye çıkıyorum" mesajı verirdi.
Kel Hasan Efendi, kendisinden sonra tulûat (Doğaçlama) geleneğini devam ettiren İsmail Hakkı Dümbüllü'yü yetiştirdikten sonra kavuğunu öğrencisine devretti.