Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
AA

Bu yıl "Pandemi Sonrası Dünya'da Uluslararası Düzen ve Değişen Dinamikler" başlığıyla 1-2 Aralık'ta 4'üncüsü Kovid-19 salgını nedeniyle çevrim içi düzenlenen TRT World Forum'un salgın döneminde yayıncılık ve medyanın rolünün ele alındığı ilk oturumuna, Eren'in yanı sıra Asya-Pasifik Yayın Birliği (ABU) Genel Sekreteri Javad Mottaghi, Avrupa Yayıncılar Birliği (EBU) Genel Müdürü Noel Curran, Afrika Yayın Birliği (AUB) Yönetim Kurulu Başkanı Gregoire Ndjaka ve İtalyan Radyo Televizyon (RAI) Başkanı Marcello Foa konuşmacı olarak katıldı.

Eren, sağlık sistemlerine büyük darbe vuran Kovid-19 salgınının yayıncıları da etkilediğine işaret ederek TRT Genel Müdürü olarak bu süreçte çok katmanlı bir yaklaşım benimsediklerini ve çalışanların güvenliğini öncelediklerinin altını çizdi.

"Doğru haber yapabilmek, bilginin zamanında iletilmesini sağlayabilmek ve yanlış haberlerin yayılmasını önleyebilmek için öncelikle çalışanlarımızın güvenli olmasını sağladık." diyen Eren, bütün kitleleri kaliteli ve inovatif iletişim uygulamalarına davet ettiklerini söyledi.

Eren, böylelikle evden çalışan personelin Kovid-19'a karşı sıkı tedbirler de almış olduğuna işaret ederek şöyle devam etti:

"İnsanların birçoğunun da evlerinde olduğunu biliyorduk. Bu noktada, biraz daha angaje edici formatlar ve içerikler belirlemeye çalıştık. Günlük program akışımızı genel eğlence kanalımızda paylaştık. Sağlık, spor ve beslenme konularına daha fazla odaklandık ve 'evde kal' mesajını sürekli vurguladık."

- "Doğru bilgiyi elde etmek bizim birincil önceliğimizdi"

Salgın sürecinde dünya genelinde sahte ve yalan haberlerin yayılmasına ilişkin Eren, bunun habercilikte en çok karşılaştıkları sorunlardan biri olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

"Örneğin, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres şöyle demişti; 'Evet, Kovid-19 bizim ortak düşmanımız ama 'infodemik' dediğimiz bilgi salgını da bu noktada bizim ortak düşmanımız. Biz, bu süreçte kamu hizmeti sağlayan haber kaynaklarına baktık.

Doğru bilgiyi elde etmek bizim birincil önceliğimizdi. Birincil kaynaklardan bilgi almak da bizim için çok önemliydi. Doktorlardan, bakanlardan, Sağlık Bakanlığından bilgiler aldık. Bu sayede kamuya hizmet veren medya kanallarından bilgi akışını sağlayabildik."

Eren, salgının ilk günlerinde Kovid-19'a inanmayan kişilerin olduğunu belirterek "Bu noktada hastanelere de söz vermek istedik. Hastanelerle ilgili belgeseller oluşturduk. Hastanelerin ve doktorların, Kovid-19'la mücadelede hangi adımları attığını yansıtmak istedik. Doktorlara söz verdik. 'Gerçek bir virüs var ve bu virüsle mücadele ediyoruz' mesajını vurgulamayı amaçladık." diye konuştu.

- "Kovid-19 sürecinde insanlar televizyona daha çok ilgi gösterdi"

Eren, salgın günlerinde televizyonun rolünün tekrar önem kazandığına dikkati çekerek "Saha araştırmalarımız oldu. Doğru bilginin verilmesi noktasında, reytingler konusunda televizyonlarda haber kanallarında en yüksek reytingleri gördük çünkü insanlar televizyona daha çok ilgi gösterdi." değerlendirmesinde bulundu.

Salgın sürecinde sosyal medya üzerinden de kişilerin bilgiye erişim sağladığını söyleyen Eren, "Fakat bunların doğruluğunu kontrol etmek için ya da tanıdıklarından, sosyal medyadan duydukları bilgiyi kontrol etmek için Türkiye'de insanlar televizyona yöneldi." dedi.

Eren, Kovid-19 krizinin beraberinde fırsatlar da getirdiğine işaret ederek bu bağlamda, televizyonlarda kamu spotlarının rolü ve gösterim süresinin arttığına işaret etti.

Kovid-19 kısıtlamalarının bulunduğu dönemlerde, insanların daha çok televizyon izlediğini belirten Eren, "Gündüz, kadınlar daha çok televizyon izlerken, kısıtlamaların olduğu dönemde çocuklar da erkekler de televizyon izledi." ifadesini kullandı.

- "Medyanın geleceği, önümüzdeki yıllarda köklü şekilde değişecek"

Kovid-19 sürecinde televizyon kanalındaki bazı departmanların ofis saatlerinin değiştiğini ve daha verimli çalıştıklarını gözlemlediklerini aktaran Eren, "Uzaktan öğrenme, bu süreçte norm halini aldı. E-öğrenme ve uzaktan öğrenmeye daha çok odaklanmalıyız." dedi.

Eren, şu an medyada içerik kalabalığının olduğunu belirterek izleyicilerin, sınırsız kaynak yerine doğru içeriği erişebilmek için TRT gibi kamu yayını yapan kanalları takip edebileceklerini kaydetti.

TRT olarak 2020'den çok şey öğrendiklerini vurgulayan Eren, "İnşallah 2021'de de çok şey öğrenmek zorunda kalmayız. Medyanın geleceğinin önümüzdeki yıllarda köklü şekilde değişeceğini düşünüyorum. Kamu duyuruları da benzer şekilde." diye konuştu.

- "Önümüzdeki yıl, en büyük tartışmamız aşı üzerine olacak"

Eren, Kovid-19 aşısıyla ilgili kamuda var olan birtakım kaygılara ilişkin ise şunları söyledi:

"Aşıyla ilgili kamudaki kaygı, meşru bir kaygı çünkü aşı henüz test edilmedi. Önümüzdeki yıl içinde en büyük tartışmamız, aşı üzerine olacak. Farklı görüşler var. Bir ana akım bilim görüşü var. Ülkeler, mütedavillerinde bunu göz ardı edebiliyor. Kamu yayın kuruluşları, bu görüşü dinleyicilerin arkasında herhangi bir gizli gündem olduğunu düşünmemesi için diğerleriyle dengeleyecek.

Gazeteciler olarak bizim de aşının nasıl çalıştığı gibi konuları öğrenmemiz lazım. O yüzden, önümüzdeki yıl içinde temel noktanın, adil şekilde açık olmamız gerektiğini düşünüyorum ve şu cesarette olmamız lazım; 'bunu bilmiyoruz' diyebilmemiz lazım. Kamuyla sahip olduğumuz bilgiyi çok açık, dürüst şekilde paylaşabilmemiz lazım çünkü bu çok ciddi bir sağlık meselesi. Önümüzdeki sene çok zor bir yıl olacak çünkü bütün gazeteciler de aynı noktadan bakmıyor."

- "Asya'da medya olması gerektiği kadar hazır değildi"

Asya-Pasifik Yayın Birliği Genel Sekreteri Mottaghi, salgının yayıncıların ve medya kuruluşlarının sorumluluklarını değiştirmediğini belirtti.

Asya olarak salgın dönemindeki büyük bilgileri doğru bilgilere dönüştürebildiklerini kaydeden Mottaghi, salgının kendilerinin haber alışveriş ağını genişletebilmeyi sağladığını dile getirdi.

Mottaghi, enfekte olan kişi sayısı ve ülkenin genel nüfusuna kıyasla olayın ele alınması gerektiğini belirterek bazı Batı ülkelerindeki birtakım siyasetçilerin bunu göz ardı ettiğini söyledi.

Salgın sürecindeki iyi uygulamalar ve olumlu durumların olması gerektiği gibi doğru bir şekilde yansıtılmadığını belirten Mottaghi, "Genelde olumsuz haberler hep gördük, bunlar hep karşımıza çıktı. Aslında metodolojiden çok bahsedilmedi. Mesela Vietnam'da ne yapıldı ya da Kore'de, Japonya'da? Bu tür ülkelerin iyi bir şekilde virüsü kontrol edebildiğini görüyoruz." diye konuştu.

Mottaghi, medya konusunda salgından çıkardıkları derslere ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

"Medya, farklı ülkelerde olan felaketlere yanıt verme konusunda hazırlıksızdı. Her ne kadar Asya'da çok felaket görmüş olsak da genel olarak medya olması gerektiği kadar hazır değildi. Bir diğer nokta da gördük ki, kamu duyurusu ve yayınları çok önemli. Bunlar yardımcı oldu. Kamu yapıcılar buna daha çok önem verdi."

- Dezenformasyonun büyük bir kısmı "kasıtlı olarak yayılıyor"

Avrupa Yayıncılar Birliği Genel Müdürü Curran, dezenformasyon ve yanlış bilgilerin yayılması konusunun çok karışık bir durum olduğunu belirterek "Çok büyük bir kısmı kasıtlı olarak yayılıyor ve çok da tehlikeli sonuçlara neden olabiliyor." dedi.

Yalnızca koronavirüs vaka sayılarına odaklanarak bunu raporlamanın yanıltıcı olup olmadığına ilişkin Curran, salgının başlarında bu konuyu ayrıntılı inceleyemediklerini aktardı.

Curran, "Diğer virüslerle aslında tam olarak bunların mukayese edilmediğini gördük. Kaç kişi check-up'a gidemediği için kanser yüzünden ölecek, bunları da bilemedik. Zaman geçtikçe aslında daha nüanslı bir şekilde bakmaya başladık." ifadelerini kullandı.

Salgın döneminin çok karmaşık bir süreç olduğuna işaret eden Curran, şunları kaydetti:

"Tek bir bilimsel yaklaşım yok. Çok prestijli bilim insanları bile birbiriyle aynı fikirde olmayabiliyor. Birtakım eksik veriler de var. Bunu uzun süre aslında öğrenemedik. Bir karmaşıklık söz konusu. Bunun hepimizin çıkarması gereken bir ders olduğunu düşünüyorum. Bu konuya soğukkanlılıkla yaklaşmamız lazım. Kamu kuruluşlarının ve birlikte çalışmanın önemini bir kez daha gördük."