Tüm mantarlar yenir, ama bazıları son yemeğiniz olur!
Türkiye'nin tek, dünyanın da sayılı "diplomalı" mantar uzmanlarından Jilber Barutçiyan'la Belgrad Ormanı'nda mantar avına çıktık. Mantar aslında protein fakiriymiş, kemoterapiye takviye falan olmazmış, zehirlisi ölmek isteyene bile tavsiye edilmezmiş!
ABONE OLGizem Sevinç SELVİ / HABERTÜRK PAZAR
Birkaç hafta önce The New York Times’ta “Seks, ölüm ve mantar” diye bir başlık okudum ve kabaca “Üçü aynı gizeme sahip, hâlâ çözülemedi” diyordu. “Hakikaten bu mantarın gizemi, seksapeli, zehri zembereği nedir yahu!” derken “Mantar” deyince akla gelen ilk isim olan Jilber Bartuçiyan’ı aradım. Bana kızmasın, “Ters bir adamdır dikkat et” dediler. Röportaja hazırlanırken okuduklarım da bunu destekler nitelikteydi. Dolayısıyla telefon ederken bile inanılmaz çekindim. Üzerine trafik yüzünden 15 dakika da geç kalınca bir panik gittim yanına. Eyvah ki ne eyvah!
Sabahın 9’unda, İstanbul’da kasım sonu demeye bin şahit bir havada Belgrad Ormanı yakınlarında bir börekçide buluştuk. Ters falan ama dünya tatlısı bir adammış meğer! Tersse de bir bildiği var yani. Galatasaray Liseli, üzerine bir süre İstanbul Üniversitesi’nde okuyup İsviçre’ye gitmiş, mantara da orada sardırmış. Türkiye’deki tek ‘diplomalı’ mantar uzmanı ve tek mantar kitabı “Türkiye’nin Mantarları-1’in yazarı. İkinci kitap da yolda. Ben de bu vesileyle öğrendim ki İsviçre’de mantar avı ata sporu gibi bir şeymiş. Ne diyorduk? Belgrad Ormanı. Zaten kartpostal gibi olan ormana çıktık çıkmasına ama etrafta bol mantar olduğunu söylemem güç. Yine de “ölümsüzlük mantarı”na ve birkaç başka türe rastladık. Yani rastladı, çünkü ben etrafta yapraktan başka bir şey göremezken onun o küçücük mantarları nasıl bulup yanına koştuğuna inanamadım. Anladım ki benden mikolog falan olmazmış.