1758 kibrit ve bir Suriye hikayesi
Suriyeli sanatçı Issam Kourbaj geldi, New York'ta bir kilisenin bahçesindeki mezarlıkların ortasına iki çadır kurdu. Çadırların üzerinde "Kayıp bir gün daha" yazıyor. Suriye halkının hayatlarından eksilttiği bir günün hikâyesini çadırlar anlatıyor
ABONE OLNew York’ta her yerden Noel şarkılarının yükseldiği, çocukların Santa’ya, büyüklerin ilahi adalete inanmaktan başka çaresinin olmadığı zamanlar yine geldi. Herkesin Santa’sı kendine! Ha bir de tabii dibinden kesilmiş çamlar var, çamda damping, en son 40 dolara kadar düştüler. İki güne de sokaklar çam ağacı çöpleriyle dolar. Bu esnada, kalabalıkların koşa koşa hediye paketlerini çarpa çarpa geçtiği caddelerden birinde bir şey oluyor. Kiliselerde başka bir hayat için, hayattaki eksikleri için mumlar yakıp dualar okuyanlar Wall Street’te Trinity Kilisesi’nin bahçesinde iki tane çadıra bakıp geçiyor. Çadırların üzerinde Arapça bir şeyler yazıyor. Bir masal kitabı sayfası gibi, bir adam her sabah gelip çadırları açıp, yere dizlerini koyup, bir kibrit yakıyor, sonra yavaşça üfleyip söndürdüğü kibriti başka bir yanık kibritin yanına koyuyor. Bunu New York’ta bulunduğu sürece yapacak adam Suriyeli sanatçı Issam Kourbaj. Çadırların üzerinde Arapça “Kayıp bir gün daha” yazıyor.
Kourbaj’ın önce Londra’da sergilediği bu enstalasyonu, şimdi New York’ta. Kourbaj Suriye doğumlu, orada yaşamış, büyümüş. Sonra eğitim için ülkesinden ayrılmış, uzun vakitler olmuş Suriye’den ayrılalı, artık Londra’da yaşıyor. Lakin vatan dediğin seninle beraber geziyor, o da kökleriyle beraber dolaştığını anlatıyor. Yunan şair Kavafis’in kulaklarını çınlatan kaç kişi vardır dünyada? O satırları yazarken bilir miydi dünyada milyonlarca insanın sınırlardan yürüyerek sırtlarında şehirlerini taşıyacağını? Ne demişti: “Yeni ülkeler bulamayacaksın, bulamayacaksın yeni denizler. Hep peşinde, izleyecek durmadan seni kent. Dolaşacaksın aynı sokaklarda. Ve aynı mahallede yaşlanacaksın ve burada, bu aynı evde ağaracak aklaşacak saçların. Hep aynı kente varacaksın. Bir başka kent bekleme sakın, ne bir gemi var, ne de bir yol sana.”