Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam Annelik suçluluk duymak mıdır?

        Bebeğinizin rahminize düştüğünü öğrendiğiniz andan itibaren yaptığınız ve yapmadığınız her şey yüzünden az ya da çok suçluluk mu duyuyorsunuz? Öyleyse, yalnız değilsiniz! Bebeğiniz olacağını öğrendiğiniz andan itibaren, endişe ve kaygıların eşlik ettiği suçluluk ve yetersizlik duyguları sizi sarıp sarmalamaya başlar. “Eyvah, hamile olduğumu bilmeden ilaç kullanmıştım ya da 2 kadeh şarap içmiştim” gibi sözlerle başlayan duygu yoğunlukları (her kadında dereceleri farklı olsa da) neredeyse yaptığınız ve yapmadığınız her şeyi en az bir kez daha gözden geçirip suçluluk duymak üzere, çocuklu hayat boyu sizi esir alır. Zaten, hamilelik kadının sahip olduğu tüm kaynakları harekete geçirir. O yüzden de etkilerini her boyutuyla bedeninizde ve zihninizde hissetmeniz normaldir. Çok az kadın hamileliği boyunca kendini iyi bir anne olmaya her yönden hazır hisseder. Bunun ötesinde her şeyi mükemmel olarak yapmadığımızda, kötü bir anne adayı olduğumuzu düşünmeye son derece meyilliyizdir. 9 ay boyunca “İyi bir anne olabilecek miyim? sorgulaması etrafında, özellikle de “Bebeğimi besleyebiliyor muyum?” düşüncesi, doğumdan sonra dozu artarak devam eder. Doğumdan sonra bebeğin tüm ihtiyaçlarıyla anne ilgilenir ve bu aşamada da bebeğin en çok annesine ihtiyacı vardır. Anne, bebeğin ihtiyaç duyduğu desteği kendisinden alamadığını hissettiğinde yetersizlik ve suçluluk duyguları ön plana çıkıverir. Bebeğine yeterli ilgiyi gösteremediğini düşünmesi, annelik becerileri konusunda kendisini kötü hissetmesi, özellikle çalışan annelerin doğumdan sonra işe dönmek zorunda kalıp, çocuklarını bakıcıya ya da bir aile büyüğüne bırakmak zorunda kalmaları kendilerini suçlamalarına neden olur. KABULLENİN VE İFADE EDİN Ebeveynler genellikle, çocuklarına verebildiklerinden çok veremediklerine odaklanır ve veremedikleriyle ilgili suçluluk yaşarlar. Aslında, suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışmak yerine bu duyguyu kabul etmek gerekir. Çünkü olumsuz duygularımızı ne kadar bastırmaya çalışırsak, o kadar rahatsız edici boyutlara varır. Ayrıca, ebeveynin kendisini olduğu gibi kabul etmesi çocukları da olumlu etkiler. Her anne, kendi yaşam koşullarını ve çocuğuna verebildiği kadarını kabul edip, çocuklarıyla ilişkisinde bu noktadan hareket ettiğinde, herkes rahat bir nefes alır. Çünkü anne-babanın yaşam karşısındaki duruşları ve duyguları çocuğa yansır. Ayrıca, uzmanlar suçluluk ve yetersizlik duyguları, endişe ve korkular hakkında konuşmanın bu duygularla başa çıkabilmede en etkili yol olduğunu söylüyor. Bu nedenle hem olumlu hem de olumsuz duygularınızı özellikle eşinize anlatmanızda yarar var. Tabii, suçluluk duygusunun yoğunluğu ve ne kadar sıklıkla kişinin yaşamını işgal ettiği de çok önemli. O nedenle, eğer suçluluk ve yetersizlik duygularıyla başa çıkamıyorsanız, uzman yardımı almaktan çekinmeyin. OLUMSUZ DUYGULARA SON! Yaşamınızda olumsuz duyguların olumlu duygular kadar önemli olduğunu kendinize hatırlatın. Ne hissettiğinizi eşinizle paylaşın. Olumsuz duygularınızı kabullenip ifade ettikçe, başa çıkmayı da öğrenebilirsiniz. Başa çıkamadığınızı düşünüyorsanız, bir uzmandan danışmanlık alın. İyi beslenmeye, yeterince uyumaya ve dinlenmeye her zamankinden daha fazla özen gösterin. Kendinize küçük de olsa kaçamaklar armağan edin. Olumlu düşüncelere odaklanmayı alışkanlık haline getirmeye çalışın. Eşiniz ve yakın çevrenizle iş bölümü yaparak, yükünüzü azaltın. Unutmayın ki, aşırı sorumluluk yüklenme, zihinsel-bedensel yorgunluk ve suçluluk duygusu yaratır. İşlerinizi planlı yaparak, hiçbir şey için çocuğunuza ayırdığınız zamandan çalmayarak ve bu zamanı en verimli şekilde değerlendirerek suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışın. Çocuğunuzla geçirdiğiniz sürenin azlığına ya da çokluğuna değil, çocuğunuzla kurduğunuz ilişkinin kalitesine ve bunu geliştirmeye odaklanmaya çalışın. ANNE OLUNCA ANLADIM Yalnız değiliz hiçbirimiz… İtiraf ediyorum! Rahmimde17 günlük varlığını öğrendiğim o günden beri, ben de kendimi her şeyden suçlu hissetmek için adeta uçan kuştan nem kapabilen annelerdenim. Hamileyken ve işe giderken çantamın içini bir görecektiniz; yoğurtlar, sütler, meyveler, olur da iş hali iyi beslenemezsem diye… Sonra çocuk sağlıklı doğdu; her annenin yaşadığı, “sütüm yetiyor mu” meselesi… (Oysa, her annenin bebeğine sütü yeter!) Bitmedi! “Ben bebeğime yetiyor muyum acaba” endişesi! İlk ateşi çıktığında, “nerede hata yaptım da çocuğun ateşi çıktı” eziyeti! Sonra, çocuğu babasına bile emanet ederken, “ya bir şey olursa” korkusu! İlk yuvaya verdiğimde, “yavrumu başka birilerine emanet etmekle iyi yapıyor muyum, orada ve bensiz de mutlu mudur” telaşı! “Çalışmıyorum, çocuğa doğru rol model olamıyorum; çalışıyorum, ona yeterli zaman ayıramıyorum” ikilemleri! Ve “ah ah ah” diye devam eden nidalarımızn sonu gelmedi ve biliyorum ki asla da gelmeyecek. Çünkü biz bu sorularla, yani çocuklu hayata mahsus söylenmelerle yaşamayı ve yuvarlanıp gitmeyi öğrendik! Ya siz? ANNEYİ KAYIRAN KÖŞE YapIlan çalışmalar, endişeli bir annenin bebeğinin daha ilk aylardan itibaren, bu endişeyi kendi duygusu gibi yaşadığı ve kendini iyi hissetmediğini gösteriyor. İlk aylar için anne-çocuk ilişkisini anlatan formül ise şöyle: “İyi anne=iyi ben, kötü anne=kötü ben”. İleriki yaşlarda ise anne kendisini yetersiz, kaygılı ve suçlu hissediyorsa, sözün kısası anneliğini nasıl görüyorsa, çocuğu da öyle görüyor… Anlayacağınız, anneler kendilerini iyi hissettikleri sürece çocuklarının da iyi olacağını bilmeliler. Unutmayın ki çocuğunuz sizin aynanızdır; siz mutluysanız o da mutlu olur, siz kaygılıysanız o da kaygılıdır, siz hayatla hep kavga ederseniz o da kavga eder. En iyisi mi, anneliğimizden de önce biz hoşnut olmalıyız!

        (Vatan)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ