Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yazı Dizisi Kalp-damar hastalıklarının nedenleri neler? Ceyda Erenoğlu Yazı Dizisi

        CEYDA ERENOĞLU / HABERTÜRK

        YAZI DİZİSİ 1

        Çocuklarımız damar sertliğinin pençesinde

        BAŞLARKEN

        Aranızda kalp - damar hastalığı olmayan bir yakını veya tanıdığı bulunmayan var mı? Kalbimizi tehdit eden çok sayıda faktörün olduğu bir ortamda sağlığımıza zarar vermek için birbirimizle yarışırken bu soruya “Var” yanıtını vermemiz zor görünüyor. Kalp - damar hastalıklarının uzmanlar açısından hem en sevindirici hem de en üzücü yönü, bu sorunun çok büyük bölümünün önlenebilir oluşu. “Bunun neresi üzücü!” sorusunu sormakta haklısınız. Bu hastalıklardan ölümlerin büyük bölümünü önlemek elimizde olduğu halde bunu yapmıyor ve bu farkındalığı sağlayamıyor olmamız sizce de üzüntü verici değil mi? Oysa formüller basit. Yaşama hareket katmak, sağlıklı beslenmek ve sigaradan uzak kalmak bile kalp sağlı ğımızı olumlu etkiliyor.

        Dünya Sağlık Örgütü (WHO) diyor ki; “Kalp - damar hastalıkları insanoğlunun bir numaralı ölüm nedeni. Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde yaklaşık 7 milyon kalp hastası var. Bu sayıya her yıl 250 bin kişinin katıldığı gerçeğiyse endişemizi korkuya dönüştürüyor. Peki her yıl 150 bin kişinin kalp krizi ve benzer nedenlerle yaşamını yitirmesine ne dersiniz? Kalp - damar hastalıklarına “Dur!” diyebilmek birçok hastalığa geçit vermemek demek, bu hastalıklara “Dur’’ diyebilmek anne babaların çocuklarıyla daha uzun yaşamaları demek. Bu hastalıklara “Dur” diyebilmek çocuklarımızı erken yaşta kaybetmenin önüne geçmek demek… Öyleyse hep beraber harekete geçelim ve kalbimizi hasta eden her şeye “Dur!” diyelim.

        AÇILIŞ yazımızda da belirttik, içinde yaşadığımız çağda kalp – damar hastalıklarına öyle çok rastlıyoruz ki çoğumuzda sanki bu hastalıklarla yaşamaya alışmışız algısı oluştu. Kalp - damar hastalıkları dendiğinde akla; kalbin damarlarını, kapaklarını, kasını ve elektrik sistemini ilgilendiren çok sayıda hastalık geliyor. Genel olaraksa kalp damarlarının daralması sonucu ortaya çıkan kalp krizi ve benzeri hastalıklar anlaşılıyor. Bu yazı dizisini, Cleveland Clinic Kalp - Damar Hastalıkları Bölüm Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Prof. Dr. Murat Tuzcu ile yaptığımız görüşmeler sonunda hazırladık. Dünya Kardiyoloji Kongrelerine başkanlık eden, kalp-damar hastalıkları anlamında ilklere imza atan ekiplerde görev yapan ve alanına yaptığı katkılarla tanınan Dr. Tuzcu “Kalp hastalıkları kader midir” sorusuna 2004 yılında yayınlanan 50’ye yakın ülkede on binlerce kişinin katılımıyla yapılmış “Interheart” adlı araştırmanın sonucuyla yanıt veriyor. “Kalp hastalıklarının yüzde 90’ı kader değildir ve çok büyük bölümünü önlemek elimizdedir.”

        KALP HASTALIKLARINDAN ÖLÜMLER AZALDI MI?

        Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Ben Türkiye’de kalp hastalıklarından ölümlerde az da olsa düşüş olduğuna inanıyorum” diyor ve bunun nedenini tedavinin çok daha etkin şekilde gerçekleştirilmesine ve tütünle yapılmakta olan mücadeleye bağlıyor. Günümüzde Türkiye’nin her bölgesinde kalp krizine erken müdahale edilebiliyor olması geçmişte bu sorundan hayatını kaybedenlerin bir kısmının bugün hayata tutunabileceği anlamına geliyor. Türkiye’nin sorununun sadece kişisel önlemlerle çözülemeyeceğini belirten Tuzcu, “Toplumsal olarak gerçekleştirmemiz gereken büyük kampanyalara ve alınması gereken önlemlere ihtiyacımız var” diyor.

        Prof. Dr. Tuzcu, kalp - damar hastalıkları veya kalp krizine yol açan damar sertliğiyle ilgili hastalıkların, aslında birer çocukluk hastalığı olduğunu ve sonuçlarıyla yetişkinlikte karşılaşıldığını belirtiyor. Bu noktada çocuğun beslenmesi kadar annenin hamileliğinde nasıl beslendiği de önem taşıyor. Çocukların ilk aylarda ne kadar kilo aldıkları, zayıflık ya da şişmanlıkları bile kalp damar hastalıklarında etkili görülüyor. Bu nedenle, annelerin bu konuda bilinçlendirilmeleri ve kampanyalara katılımları çok önemli bulunuyor. Dünyanın farklı bölgelerinde çocukları bilinçlendirme amaçlı yapılan çalışmalar da etkili ve başarılı sonuçlarıyla dikkat çekiyor. Kolombiya’da yapılan bilimsel çalışmalarda okullardan seçilen çocukların yarısına her zamanki gibi davranılırken diğer yarısı için oyun niteliğinde bilgilendirici etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerde beraber yemek pişiriliyor, sağlıklı olmanın ve sağlıklı beslenmenin ne anlama geldiği öğretiliyor. Bu grup, kalp – damar hastalıklarının oluşma nedenleri ve sigaranın zararları konusunda da bilinçlendiriliyor. Bu eğitimden geçen çocukların bir süre sonra daha sağlıklı seçimler yapmaya başladıkları, babalarının daha fazla sigara bıraktıkları, annelerininse daha az kilo aldıkları görülüyor.

        30’LU YAŞLARDA KALP KRİZİ GEÇİRENLER ŞAŞIRTMIYOR

        Günümüzde damar sertliğinin başlama ve ilerlemesi daha erken yaşlarda gerçekleşiyor. 20 yıl önce yaptıkları araştırmalarda 13-20 yaş arasındaki her 6 çocuk ve gençten birinde damar sertliği belirtisi bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Tuzcu, çok kesin olmasa da yeni bulguların bazı ülkelerde bu oranın arttığını düşündürdüğüne dikkat çekiyor. Bu ülkeler arasında Çin ve Hindistan da bulunuyor. Bu durum çocukluk çağında şişmanlıkla kalp - damar hastalıkları arasında yakın ilişki olduğunu gösteriyor. Günümüz Türkiye’sinde 30’lu yaşlardaki kişilerin kalp kriziyle hastaneye gelmelerinin artık kendilerini şaşırtmadığını söyleyen Tuzcu, “Yolda yürürken karşılaştığımız göbekli ve eli sigaralı insanlar neden daha erken yaşlarda kalp krizi geçirdiğimizin en önemli göstergesi” diyor.

        ÇİN, RUSYA VE HİNDİSTAN KORKUTUYOR

        YAKIN zamanda dünyadaki, kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 80’inin gelişmiş ülkeler yerine az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde olacağına dikkat çekiliyor. Bu hastalıkların; Çin, Rusya ve Hindistan’daki artış hızları son derece korkutucu bulunuyor.

        EN BÜYÜK ADIM SİGARAYI BIRAKMAK

        PROF. Dr. Murat Tuzcu, “Henüz tamamlanmamış bir süreç olsa da, ‘tütünle mücadele’ Türkiye açısından çok büyük bir başarı” diyor ve devam ediyor: “Eğer bana bir uzman olarak ‘Türkiye’de insanların kalp - damar sağlıklarını korumak için yapmaları gereken ilk ve en etkili şey nedir’ diye sorulursa, tartışmasız şekilde ‘Sigarayı bırakmak’ derim.’’

        %80

        - Yakın gelecekte dünyada, kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin yüzde 80’inin gelişmiş ülkeler yerine az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde olacağı öngörülüyor.

        KALP-DAMAR HASTALIKLARININ NEDENLERİ

        - İleri yaş

        - Cinsiyet (65 yaşına kadar erkeklerde daha sık)

        - Sigara

        - Yüksek kolesterol

        - Yüksek tansiyon

        - Şeker hastalığı ve şeker hastalığına eğilim

        - Kalıtım

        - Hareketsizlik

        - Fazla kilo (Özellikle göbeklilik)

        - Stres

        - Kalıtım

        50 YAŞTAN SONRA 3 KADININ İKİSİNDE YÜKSEK TANSİYON VAR

        KALP - damar hastalıklarına yol açan nedenlere bakıldığında şişmanlık ve fazla kiloların göbek çevresinde birikmesinin ülkemizde giderek artan bir sorun olduğuna dikkat çekiliyor. Yapılan çalışmalar, 10 yıl önce 4 kişiden biri şişmanken günümüzde 3 kişiden 1’inin şişman olduğunu gösteriyor. Ülkemizde normal kilolu yetişkin oranının yüzde 15 olması sorunun büyüklüğüne dikkat çekiyor. Diyabetle ilgili yapılan araştırmaların da çarpıcı sonuçları bulunuyor. Son 10-15 yıl içinde diyabetin ikiye katlanması, yetişkinlerin dörtte birinde ya diyabet ya da diyabet öncesi göstergelerin olması, yine yetişkinlerin yarıya yakınında inmelerin baş nedeni olan yüksek tansiyon bulunması korkuyu artırıyor. 50 yaşını geçen her 3 kadından 2’sinde yüksek tansiyona rastlanmasıysa çözümlenmesi gereken önemli bir sorun olarak görülüyor.

        KAÇAMAK YAPANLAR YANDI

        GEÇİRİLEN bir kalp ameliyatı sonrası cinsel yaşama dönmek mümkün mü? Prof. Dr. Murat Tuzcu’ya göre bu sorunun yanıtı, “Evet.” Bilimsel araştırmalara göre; ameliyattan, kalp krizinden veya stent takılmasından sonra cinsel yaşama dönmenin bir sakıncası bulunmuyor ve önemli olanın kalbin kanlanmasındaki bozukluğun düzeltilmesi olduğuna dikkat çekiliyor.

        Japonların kalp ve cinsellik üzerine yaptıkları geniş kapsamlı bir çalışma; evli ve sadık kişilerin eşleriyle gerçekleşen cinsel ilişki sonrası sahip oldukları riskin, evlilik dışı ilişki yaşayanlardan cok daha az olduğunu gösteriyor. Bunun nedeninin, kaçamakta sadece fiziki efor değil, duygusal çalkantılar, suçluluk duygusu ve heyecanın daha yoğun yaşanması olduğu belirtiliyor.

        EVLİLİK Mİ BEKÂRLIK MI?

        KALP krizi geçirmiş kişilerin sağ kalım oranlarına bakıldığında evli olanların, boşanmış ve yalnız olanlara göre daha uzun yaşadıkları ve bunun dayanışma içinde olmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Yalnız yaşayan, çevrelerinde arkadaşları, dostları yani destek sistemi bulunmayan kişilerin riskinin daha yüksek olduğuna dikkat çekiliyor. Bu bilgiden “evli olanlar bekâr olanlara göre risk açısından daha iyi durumdalar” şeklinde bir sonuç çıkıyor gibi görünse de kötü bir evliliğin de kalp sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabileceği belirtiliyor.

        EVCİL HAYVAN KALBE DESTEK

        Güzel ilişkiler içinde olmak sağlığa çok olumlu katkı yaparken sürekli tartışıp kavga eden ve huzursuz aile ortamında bulunan kişiler kalp sağlıkları açısından zararlı bir yaşam sürüyor. Köpek sahibi olanlar da yalnız yaşayanlara göre daha korunmalı görülüyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, bunun nedeninin köpek veya başka bir evcil hayvanın sağladığı destek sisteminden kaynaklandığına dikkat çekiyor.

        KALP-DAMAR HASTALIKLARI RİSKİNDEN UZAK KALIN

        - İdeal kilonuzu koruyun

        - Sağlıklı beslenin ve fast food’dan uzak durun

        - Hareket edin

        - Düzenli ve yeterli uyuyun

        - Sigarayı bırakın

        - 3 beyazı yaşamınızdan uzak tutun (un, şeker, tuz)

        BU BELİRTİLERE DİKKAT!

        - Göğüste baskı

        - Sıkışma

        - Çeneye, boyna, sırta, kollara yayılan ağrı, sıkıntı

        - Halsizlik, bitkinlik

        - Mide bulantısı

        - Terleme

        - Nefes darlığı,

        - Baygınlık gibi belirtilerin biri ya da birden fazlası varsa bir uzmana başvurun.

        Kötümserseniz kalbiniz tehlikede demektir

        KALP-damar hastalıklarıyla kişilik yapısı arasındaki ilişkiyi gösteren araştırmalar; kötümser, kaygılı, endişeli ve kinci kişilerin daha fazla kalp krizi geçirdiklerine ve kalp hastalıklarına daha fazla yakalandıklarına işaret ediyor. Gevşeme yöntemleri arasında bulunan meditasyon benzeri uygulamalar karamsar havanın dağıtılmasına fayda sağlayarak bu kişileri daha uyumlu ve olumlu hale getiriyor. Depresyonlu kişilerin de kalp krizi riskiyle daha fazla karşılaştıkları belirtiliyor. Vardiya usulü çalışanlarda vücudun hormonal seviyesi ve uyku düzeni sık değiştiği için kalp - damar hastalıkları artış gösteriyor. Kişinin gerilimli bir işi olması, sorumluluğun kaldırabileceğinden daha büyük olduğuna inanması, bir şeyleri değiştirme otoritesinin bulunmaması damar sertliğini ilerleten ve kalp krizlerini tetikleyen unsurlar olarak görülüyor.

        YAZI DİZİSİ 2

        Günde 4 saat televizyon izlemek kalp krizi riskinizin artması demek

        Kadınların kalp-damar hastalıkları açısından erkeklerden daha farklı belirtiler verdiklerini biliyor muydunuz? Peki kalp krizinin bazen belirtisiz gibi gelmekle beraber aslında dikkat çekmeyen bazı belirtileri olduğunu? Günde 4 saat televizyon seyretmek, beraberinde hareketsizlik ve abur cubur tüketmeyi de getirdiği için kalp sağlığı açısından ciddi bir tehdit. Aşırı kırmızı et tüketenlerin kalp krizi geçirme ve kalp-damar hastalıklarına yakalanma risklerinin daha yüksek olduğunu gösteren araştırmalar da var. Yazı dizimizin ikinci bölümünde kardiyoloji alanında dünyanın en saygın isimlerinden olan, Cleveland Klinik Kalp-Damar Hastalıkları Bölüm Başkan Yardımcısı Murat Tuzcu’nun bilimsel açıklamaları devam ediyor…

        SON yıllarda kalp-damar hastalıkları riskini azaltmada “doğuştan korunma” adı verilen kavram daha da önem kazanmış durumda. Bu hastalıklardan korunmanın anne karnında başlaması ve doğru yaşam alışkanlıklarının hayat boyu sürdürülmesinin kişinin kalpdamar hastalıklarının pençesine düşme riskini yüksek oranda ortadan kaldırdığı belirtiliyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Kalp krizi geçirmiş, stent takılmış, by-pass olmuş kişiler için de ‘ikincil korunma’ uyguluyoruz. Bunu, düşüp kırılan testinin yapıştırılması mantığıyla değerlendirebiliriz. Testi bir daha kırılmasın diye ne kadar uğraşsak da sürekli sallanması ve risk içermesi iyi bir şey değil. Bu nedenle asıl hedef kalp-damar hastalıklarına yakalanmamak olmalı” diyor.

        SON YILLARDA HASTALIĞIN ÖLDÜRÜCÜ ETKİLERİ AZALDI

        Prof. Dr. Murat Tuzcu, dünyanın bu hastalıklarla olan mücadelesine rağmen, kalp-damar hastalıklarıyla mücadeleden en başarılı sonuç alanların İskandinav ülkeleri olduğunu söylüyor. Batı ülkelerinde özellikle kalp damarlarının daralmasına yol açan damar sertliğine bağlı hastalıklarda sayısal olarak büyük azalma görülmese de (insanlar uzun yaşadıkça bu hastalıklar daha çok ortaya çıkıyor) son yıllarda hastalığın öldürücü etkilerinin azaltıldığı belirtiliyor. ABD’de damar sertliği üreten şişmanlık ve diyabet sorunlarına rağmen kalbi besleyen damarların darlığına bağlı hastalıklarda son 30-40 yıldır devam eden bir düşüş bulunduğuna dikkat çeken Tuzcu, “İnsanlar günümüzde bu sorunlardan eskisi gibi kolay ölmüyorlar” diyor. İskandinav ülkelerinin bu konuda başarılı bulunmalarının avantajları arasında; toplumsal önlemler, harekete imkân sağlayan olanaklar ve kalple ilgili hasta kayıtlarının çok güvenilir ve düzenli şekilde tutulması yer alıyor. Tuzcu, Türkiye’nin bu konuda eksikleri bulunduğunu belirterek, “Biz Taksim’deki bir hastaneye kalp krizi geçiren kaç kişi geldiğini, bu krizlerin 5 yıl önceye göre artıp artmadığını, kriz geçirenlerin yaşlarını, hastaneye saat kaçta başvurduklarını, geldikleri zaman damarlarının ne hızla açıldığını ve belli süre içinde ölenlerin sayısının ne olduğunu hâlâ bilemiyoruz” diyor. Tuzcu’ya göre günümüzde geçmişe oranla daha iyi bir elektronik kayıt sistemine sahip olsak bile bu sistem henüz yaygın güvenilirlikte ve verim alınabilir düzeyde değil.

        ÇİN KALP SAĞLIĞI AÇISINDAN ŞANSLI BİR ÜLKE Mİ?

        “Yakın geçmişe kadar Çin ve Uzakdoğu ülkelerinin kalp-damar hastalıkları yönünden şanslı olduklarını düşünürdük” diyen Tuzcu, devam ediyor: “Oysa şimdi yanıldığımızı görüyoruz. Kalp-damar hastalıkları özellikle de kalp krizleri bu ülkelerde eskiye göre onlarca kat arttı. Bunun nedeni genetiklerinin değişmesinden çok eskiden sokakları bisiklet dolu olan Sanghay ve Pekin’in artık arabadan geçilmemesi. Hava kirliliği ve sigara içimi de sorunun artmasında çok etkili. Ailesel faktörlerin kalp-damar hastalıkları riskini artırdığını bilsek de genetik tablo o kadar karışık ki bu hastalıklar birbirini çok fazla etkileyen binlerce faktörün sonucunda oluştuğu için ‘Şu ülkenin genetiği kalp-damar hastalıklarına daha yatkındır’ diyemiyoruz.”

        FAZLA KIRMIZI ET TÜKETMEK ZARARLI MI?

        BİLİMSEL araştırmalar kırmızı et tüketimiyle ilgili hangi gerçeklere işaret ediyor? Bugüne kadar yapılmış karşılaştırmalı araştırmalardan ortaya çıkan sonuçlar, Akdeniz tarzı beslenmenin kişiyi uzun vadede kalp-damar hastalıklarından, kanserden ve Alzheimer’dan koruduğunu gösteriyor. Etten yoğun beslenmeye geçildiğinde ise olumsuz sonuçlarla karşılaşılıyor. Akdeniz diyetinin bitkisel besinlerden; sebze, meyve, baklagil ve işlenmemiş tahıldan oluştuğunu söyleyen Prof. Dr. Murat Tuzcu, bu tür beslenmenin binlerce insanın yer aldığı karşılaştırmalı araştırmalarda denendiğini ve faydalı olduğunun gösterildiğini belirtiyor. Bunun kırmızı etin hiç tüketilmemesi ve yasaklanması anlamına gelmediğini ifade eden Tuzcu, her gün ve her öğün yemekten kaçınılması gerektiğine dikkat çekiyor. “Et yoğun beslenmenin insan sağlığına yararlı olduğuna dair tek bir bilimsel çalışma yok” diyen Tuzcu, devam ediyor: “Buna karşın olumsuz etkileri olduğu ve kalp krizlerine yol açıp ölümleri artırdığına dair geniş toplumsal çalışmalar bulunuyor. ABD’de 120 bin hemşire ile yine sağlık sektöründen 50-55 bin personelin katıldığı iki araştırma, fazla kırmızı et tüketenlerin az yiyenlere göre daha fazla kalp krizleri geçirdiklerini, daha fazla kalp-damar hastası olduklarını gösteriyor. Buna karşın eti yok saymak doğru değildir çünkü içinde önemli oranda demir ve çinko ile çok sayıda protein vardır."

        İLETİŞİM ARAÇLARINA DİKKAT!

        İLETİŞİM araçlarının fazla kullanılmasının kalp-damar sağlığını tehdit ettiğini gösteren çalışmalara dikkat çeken Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Günde 4 saat televizyon seyrettiğiniz zaman hareketsizliği, bunun sonucunda da kalp-damar sağlığınız açısından riske girmeyi göze alıyorsunuz demektir” diyor ve 4 saat televizyon seyredenlerde kalp krizi ile damar hastalıkları riskinin çok yüksek olduğuna işaret ediyor. Televizyon seyrederken tam bir hareketsizlik içinde olunması, abur cubur tüketilmesi, televizyon seyretme zamanının çoğu kez tam yemek sonrasına denk gelmesi, yemeğin emilimi ve kan yağlarının dağılımıyla ilgili olumsuzluklar anlamına geliyor.

        SORUN DEPRESYON MU KALP Mİ?

        KALPLE ilgili belirtiler bazen depresyonla da karışabiliyor. Yorgunluk, isteksizlik ve kötülük hissi, hem depresyonda hem de kalp hastalıklarında görülebiliyor. Geçmeyen olağanüstü bir belirti halinde derhal bir uzmana başvurulması öneriliyor.

        GÜNLÜK 6 GRAM TUZ

        PROF. Dr. Murat Tuzcu, “Sorun az tuzlu değil normal tuzlu yemek tüketmek” diyor. Toplum olarak çok tuzlu yemek yiyor ve normalin 3 katı tuz tüketiyoruz. Oysa günlük olarak almamız gereken tuz miktarının 6 gram olması gerekiyor. 6 gr tuzda 2.5 gram sodyum olduğunu söyleyen Tuzcu, yapılan son çalışmaların bunun bile fazla olduğunu gösterdiğine dikkat çekiyor. Çok tuz tüketen ülkelerde sıklıkla yüksek tansiyona rastlanıyor. İnmelerin, beyin kanamalarının, felçlerin en önemli nedenini tuz tüketimi oluşturuyor. Birçok hazır yemeğin içinde ağza gelmese de fazla miktarda tuz bulunması, hazır yemeklere karşı çok dikkatli olunması gerektiğine işaret ediyor. Paketlenmiş yemekler ve restoranlarda sunulanlar da evde yapılan yemeklere göre daha fazla sodyum içeriyor.

        ZENCİLERİN YÜKSEK TANSİYON RİSKİ DAHA FAZLA

        ZENCİLERLE beyazlar arasında yüksek tansiyon açısından önemli farklılıklar bulunduğu belirtiliyor. Zencilerde bu riskin daha yüksek olmasının nedeni yüksek tansiyon mekanizmasının farklılığından kaynaklanıyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Bu durum zencilerin farklı genetikleri ve tuza cevaplarındaki farklılıktan olabilir” diyor. Bu nedenle zencilerin tedavisinde etki mekanizması açısından bazı ilaçlar daha çok tercih ediliyor.

        KADINLARIN KALP BELİRTİLERİ ERKEKLERDEN FARKLI

        PROF. Dr. Murat Tuzcu, kadınların kalp-damar hastalıkları yönünden erkeklerden daha farklı belirtiler verdiklerini söylüyor. Bu hastalıkların tipik şikâyetlerinden olan; göğsün ortasına baskı, sıkıntı, ağrı ve nefes darlığı kadınlarda daha az görüldüğü için bu cinste hastalığın ortaya çıkması ‘atipik’ şikâyetlerle meydana geliyor. Tuzcu, bu durumu şu örneklerle açıklıyor: “Acil poliklinikte 55 yaşında bir kadın ‘Hiç olmadığım kadar yorgunum, parmağımı kaldıramıyorum ve midem bulanıyor’ dediğinde ‘Bu kalp krizi olabilir’ düşüncesiyle yaklaşıyoruz. Şiddetli bir terleme, keyifsizlik ve ölüm korkusuyla gelen bir kadında da aynı şeyden şüpheleniyoruz. Fenalık hissedip bayılan kadına, ‘Aman kalp krizi olmasın’ duygusuyla müdahale ediyoruz. Tüm bu farklı belirtiler nedeniyle günümüzde kadınların kalplerini 20 yıl öncesine göre daha farklı değerlendiriyoruz.”

        BELİRTİSİZ KALP KRİZİ OLUR MU?

        KİŞİNİN hiç belirti olmadan kalp krizi geçirmesi mümkün müdür? Prof. Dr. Murat Tuzcu’ya göre ağrı ve nefes darlığı olmasa da kalp dikkat çekmeyen farklı belirtiler verebiliyor. Kalp krizi geçiren kişilerin biraz sorgulandıklarında, son günlerde yataktan çıkmak istemedikleri, çok halsiz ve bitkin oldukları, bir kat merdiven çıkmaları halinde bile “Keşke asansör olsaydı” dedikleri görülüyor.

        ‘MESELE JAPON OLMAK DEĞİL’

        2. DÜNYA Savaşı’ndan bu yana Amerika’ya taşınmış ve göç etmiş Japonlarla onlarla aynı yaş ve cinsiyette olup Japonya’da kalmış “kontrol grubu” olarak nitelendirilen Japon gruplar karşılaştırıldığında, bu iki grup arasında kalp hastalıkları açısından fark bulunmadığı belirtiliyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Mesele hangi ülkeden olduğunuz değil, mesele yaşam alışkanlıklarınızın nasıl değişiklik gösterdiği” diyor. 70’li yıllarda yapılan araştırmalarda Japonların çok az kalp krizi geçirdikleri ve kalp risklerinin çok düşük olduğu düşünülüyordu. O dönem yüz binlerce Japon Amerika’ya yerleşmişti. Bilim insanları Amerika’da yaşayan Japonları 20 yıl süresince izlediler ve aynı yaş ve cinsiyette olup Japonya’da yaşayanlarla karşılaştırdılar. Bu araştırma sonucunda Japonya’da yaşayanların 1960 ve 1970’li yıllarda kalp krizi risklerinin hâlâ düşük olduğu, Amerika’ya taşınanların 10 yıl sonraki kalp krizi risklerinin ise yükseldiği görüldü. Bu durum, kalp-damar hastalıklarının nedeninin genetikten çok yanlış bir hayat tarzını benimsemekten kaynaklandığı şeklinde yorumlandı.

        YAZI DİZİSİ 3

        CİNSEL GÜCÜ ARTIRAN İLAÇLAR KALP SAĞLIĞI İÇİN RİSKLİ Mİ?

        Kalp-damar hastalıklarında hastaların düzenli ilaç kullanmamaları, ilaçlarını doktorlarına danışmadan bırakıp doz ayarını kendiliklerinden yapmaya çalışmaları en önemli sorunlar arasında görülüyor. Türkiye’de kalp krizi ve inmeden sonra alınması gereken ilaçların sadece yüzde 15’inin kullanılması da bunun göstergesi

        Cinsel gücü artıran ilaçların nitrat grubu kalp ilaçlarıyla birlikte alınması ise kan basıncını düşürücü etki yapabiliyor. Cleveland Klinik Kalp-Damar Hastalıkları Bölümü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Murat Tuzcu, yazı dizimizin 3. ve son bölümünde de hepimizi yakından ilgilendiren bilimsel gerçeklere dikkat çekmeyi sürdürüyor

        KOLESTEROL ilaçlarıyla (Statinler) ilgili tartışmalar bir dönem gündemimize damgasını vurup çoğu hastanın kafasını karıştırmıştı. Bu durumda, “ilaç almaları ve almamaları gereken hastalar kimler” sorusunu yönelttiğimiz Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Statinlerle (kolesterol düşürücü ilaçlar) ilgili tartışmaların yaşandığı günümüzde kalp hastası olduğu ortaya çıkmış, kalp krizi ve by-pass geçirmiş, göğüs ağrısı olan ve stent takılan hastaların neden statin almamaları gerektiğinin çok açık şekilde belgelenebilmesi gerekir” diyor.

        STATİN VERİLMELİ Mİ VERİLMEMELİ Mİ?

        Günümüzde uzman hekimlerin hastalarla titizlikle ilgilenmeleri halinde statine tahammülsüz gibi görülen sorunların giderilmesinin mümkün olduğunu söyleyen Tuzcu; bu yapıldığında çeşitli şikâyetleri olan hastaların önemli bir kısmının ilaç alabilir hale getirilebileceğini belirtiyor. Damar sertliğine bağlı hastalıkların bir “buzdağı” gibi olduğuna dikkat çeken Tuzcu; “Biz suyun üstündeki kısmı görüyoruz oysa yıllardır suyun altında biriken ve bu hastalıkları tetikleyen etkenlere ilaçla müdahale etmemiz şart. Sorunun çok başında müdahale etmenin bir anlamı olmasa da bir yerinde mutlaka müdahale ihtiyacımız var” diyerek şu örneği veriyor: “40 yaşında bazı risklere sahip bir erkek hastamız olduğunu düşünelim. Bir yıl uğraştık ve değerlerinde biraz düzelme sağladık. Hastamız sigarayı bile bıraktı. Buna karşın tansiyonu hâlâ yüksek ve ilaç almayı sürdürüyor. Bu hastanın kalp-damar yollarına baktığımızda damar sertliği olduğunu, damarlarının etrafında kireçlenmelerin bulunduğunu gördük. Bu hastaya statin verilmeli mi verilmemeli mi? Hastaya ‘statin’ verdiğimiz zaman o damarların ömür boyu yüksek kolesterol havuzunda yüzmesini önlemiş oluyoruz. Statin verildiğindeki olumsuzluklar, tansiyon ilaçlarının olumsuzluğundan daha fazla değil. Tansiyon ilaçlarının içindeki bir etken maddenin diyabete yol açtığını, tansiyonu düşürse de farklı sorunlar yaratabildiğini biliyoruz. Bu nedenle bu ilaçlarla ilgili en büyük yanlışlardan birinin doktora sormadan ilaç bırakmak veya ilacın dozunu değiştirmek olduğunu söyleyebilirim.”

        ‘Kapak hastalıklarının tedavisini kesisiz yapıyoruz’

        GÜNÜMÜZDE kalp-damar hastalıklarının hangisinin tedavisi kolay hangisinin zor? Prof. Dr. Murat Tuzcu, koroner arter hastalığı anlamına gelen kalp damarlarının daralmasıyla oluşan hastalığı tedavi etmenin çok zor olduğunu söylüyor ve “Çünkü altta yatan damar sertliği için insanların yaşam boyu hayat tarzı değişiklikleri yapmaları ve uzun süre ilaç kullanmaları lazım” diyor.

        TANSİYONDAN HABERSİZ YAŞIYORUZ

        Çok daralmış bölgeleri çoğu zaman stent ile kolaylıkla tedavi edebildiklerine dikkat çeken Tuzcu, gerekli görülmesi halinde by-pass ameliyatıyla da çok iyi sonuçlar alındığını söylüyor. Yüksek tansiyon için birçok ilaç olduğunu ve bu sorunda etkin tedavi gerçekleştirildiğini belirten Tuzcu, Türkiye’de tansiyonu yüksek 10 kişiden ancak birinin aldığı tedaviyle sorununu kontrol altında tutabildiğini belirtiyor: “Yüksek tansiyonu olanların yarısı tansiyonunun yüksek olduğunu bilmiyor. Bilenlerin dörtte üçü ise yeterince kontrol altında değil. Bu anlamda kalp-damar hastalıklarının tedavi yolları olsa da, tedavinin gereklerinin düzenli şekilde yerine getirilmemesi ve yanlış hayat tarzı başarıyı ciddi oranda etkiliyor.” Tuzcu, bugün tedavisini en etkin şekilde gerçekleştirdikleri sorunun kapak hastalıklarının onarılarak tedavi edilmesi olduğuna dikkat çekiyor ve “Yaşlı insanlarda kapakları kesi olmadan kolaylıkla takabiliyoruz” diyor. Teknolojinin yardımıyla kalbin belli bölgesini telle yakarak bazı tarz çarpıntıları önlemek ve doğuştan olan kalp deliklerini kasıktan girip yarım saat içinde kapatmak da başarıyla gerçekleştirilen uygulamalar arasında bulunuyor.

        KALP İLAÇLARI CİNSEL YAŞAMI OLUMSUZ ŞEKİLDE ETKİLER Mİ?

        KALP hastalıklarında kullanılan ilaçların birçoğunun cinsel yaşamı olumsuz etkilediği inancını destekleyen çok kanıt bulunmuyor. Karşılaştırmalı bilimsel çalışmalar bu tip ilaçların belirtilen türde yan etkilerinin fazla olmadığını gösteriyor. İlaç alırken ortaya çıkan her olumsuzluğun mutlaka ilaca bağlanmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Hastaların herhangi bir ilacı cinsel gücü azalttığı veya cinsel yaşamı olumsuz etkilediği düşüncesiyle kesmemeleri gerek” diyor ve ekliyor; “Böyle bir sorunda doktorlarına danışmalı ve bırakacakları ilacın yerine mutlaka yenisini koymalılar.”

        CİNSEL GÜCÜ ARTIRAN İLAÇLARA DİKKAT EDİN

        TIBBİ adı “ereksiyon” olan, penisin sertleşmesinin tam olmadığı durumlarda kullanılmak üzere geliştirilen ve damarı, duvarındaki kasları gevşeterek genişleten cinsel gücü artıran ilaçların sağlıklı kişilerde büyük ve küçük tansiyonu 10mmHg kadar düşürdüğüne dikkat çekiliyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, bu etkinin tansiyon ve kalp hastalarında daha önemli sonuçlara yol açabileceğini söylüyor. Bu ilaçların yan etkilerinin (az da olsa) bazı kalp ilaçlarıyla beraber kullanıldığında ortaya çıktığına dikkat çekiliyor. Kalp ağrısı çekenlerin kullandığı, “Nitrat” grubu ilaçlar damar duvarını genişletiyor. Bu grup ilaçlarla birlikte alınan sertleşmeyi kolaylaştırıcı ilaçlar kan basıncını düşürebiliyor. Doktorlar bu tehlikeye karşı hastalarını uyarsalar da doktora danışmadan ilaç alanların bu uyarılardan haberi olmaması risk anlamına geliyor.

        İLAÇ KULLANIMINDA YANLIŞIMIZ ÇOK

        PROF. Dr. Murat Tuzcu, düzenli ilaç alımı konusunda toplum olarak yanlışlarımız olduğuna dikkat çekiyor. Türkiye’de kalp krizi ve inmeden sonra kullanılması gereken ilaçların sadece yüzde 10-15’inin alınması bu konudaki eksikliğimizi gösteriyor. Tuzcu, “Tansiyon sorununda hayat boyu ilaç almak çok önemli. Şişman veya kilolu biri kilo verir ve uygun yaşam tarzıyla beslenip hareketliliğini artırırsa belki istediğimiz noktaya gelebilir. Ancak bu gerçekleşene kadar doğru ilaç tedavisi yapılması ve hastanın tansiyonunun doktorun söylediği sınırlarda kalması çok önemlidir. İlaçların kullanımı hastalığın türüne ve yaşa göre farklılık gösterebilir. Her görülen etki ilaca bağlandığı için, ilaçların doktora sorulmadan kesilip dozlarının azaltılması yapılan en büyük yanlıştır” diyor ve ekliyor, “Yapılan araştırmalar yan etkilerin çoğunun ilaca bağlı olmadığını gösteriyor.”

        GÖBEK ÇEVRESİNDEKİ ŞİŞMANLIK KORKUTUYOR

        İÇ organlarımızın çevresinde biriken yağlar, kalp damarlarında hasara yol açan maddeler salarak hastalığın oluşumunda önemli rol oynuyor. “İç organ çevresindeki yağlanmanın dışarı yansıması göbek çevresindeki şişmanlıktır” diyen Prof. Dr. Murat Tuzcu, aynı derecede şişman olup yağları daha çok kalçalarında biriken insanlarda kalp hastalığı görülme sıklığının daha az olduğunu belirtiyor. Bu nedenle kalp-damar hastalığı riskini ön görmede tek başına kiloya veya kiloboy oranına bakmak yeterli bulunmuyor. Bel çevresi ölçümleri veya bel kalça oran hesapları, kalp-damar hastalıkları riskini öngörmede daha güvenilir yanıtlar veriyor.

        KADINLAR TEDAVİNİN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRMEDE DAHA BAŞARILI

        DÜNYADA yapılan çok sayıda araştırma, kadınların tedavileri konusunda erkeklerden daha hassas olduklarını ve bu anlamda eşlerinin tedavisini bile üstlendiklerini ortaya koyuyor. Erkekler ise hastalıkları söz konusu olduğunda aynı dikkat ve özeni sergileyemiyor. Prof. Dr. Murat Tuzcu, “Türkiye’de kadınların bilinçlendirilmesinin kalp-damar hastalıkları anlamında müthiş bir değişikliğe yol açacağını düşünüyorum, çocukların ve kadınların eğitilmesi ve onların etkili olacakları kampanyalar düzenlenmesi bizi aydınlığa çıkaracaktır” diyor.

        ERKEKLERE 2 KADINLARA 1 KADEH İÇKİ

        ALKOL birçok hastalığın ana nedeni olarak görülüyor. Buna karşın az miktarda alınmasının kalp ve hatta diyabete karşı koruyucu etkisi olduğunu gösteren veriler bulunuyor. Birçok ülkede yüz binlerce insan üzerinde yapılan gözlemlerin hep aynı sonucu verdiğini belirten Prof. Dr. Tuzcu, “Kalp hastalığı riski taşıyan bir kişinin az miktarda içki içmesi kalp-damar sağlığı açısından bırakmasını gerektirmez. Erkeklerde günde 1 - 2, kadınlarda ise bir kadeh içkinin zararı yoktur diyerek uyarıyor; “Verdiğim bu bilgi, içki içmeyen birine tedavi veya koruma amacıyla alkol alma tavsiyesi olarak yorumlanmamalıdır. İçmeyene içmesi yönünde tavsiyede bulunmak yanlıştır.”

        1/2

        Yüksek tansiyonu olanların yarısı tansiyonunun yüksek olduğunu bilmiyor.

        1/10

        Türkiye’de tansiyonu yüksek 10 kişiden ancak 1’i aldığı tedaviyle sorununu kontrol altında tutabillyor.

        SÖZÜN ÖZÜ

        Kalp-damar hastalıklarına, yaptığımız yanlışlar nedeniyle elimizle davetiye çıkarmaya son!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ