Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        Sözde bir Yunan kasabasında geçen, 23 yaşında bir kızın ergenliğe geçiş hikayesi. Ancak esasen ‘Attenberg’ adlı yeni bir dil, anlatı ve ütopya yaratma peşinde. Film, diyalogları, dramatik çatıyı ve klasik karakter yazımını bir kenara bırakıyor ilk olarak. Ardından koklaşma, koşuşturma, sevişme, öpüşme, garip sesler çıkarma gibi duyusal şeylerle birbirine neredeyse hiç dokunmayan ve hayvansı-ilkel motivasyonlardan beslenen karakterler odaklı bir evren oluşturuyor. Bu noktaya gelirken, Makavejev, Parajanov, Haneke, Rossellini, Ozu gibi dünya sinemasının birbirine zıt ustalarından etkilenip küçük Yunan kasabasının bembeyaz ve atık dolu atmosferinden algı bozucu bir duruş çıkartıyor. Yönetmen Athina Rachel Tsangari, daha farklı bir üsluba sahip “Attenberg” ile “Köpek Dişi” sonrası Yunan sinemasının alıp başını gideceği iddialarının boş çıkmayacağını ispatlıyor. Film, 2-17 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlenen 30. Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında izlenebilir.

        Küçük Yunan kasabalarını nasıl bilirsiniz? Aslında Yunandan ziyade Akdeniz-Ege denince aklımıza hemen İtalyan kasabalarının sinemasal karşılığı geliyor. Ancak Athina Rachel Tsangari seyirciyi burada alışık olmadığı bir insan toplumuna, aykırı karakterlere ve farklı algı biçimlerine sürüklüyor. Bunu yaparken de bembeyaz, yabancılaşmış ve son derece çarpıcı görüntülerle bezeli bir Yunan kasabasını seçiyor kendine. Belki de oranın ismini ütopik bir şekilde ‘Attenberg’ olarak nitelemek mümkün olabilir.

        Hayvansı bir üçlü ilişki filmi mi?

        Zira Tsangari’nin dengeli, minimal, ayrıksı hareketlerle yürüyen, seks, ölüm, Fransız öpücüğü gibi mahrem şeyleri hayatın sıradan gidişatı olarak gösteren bir anlayışı var. Bu da belli ki Yorgos Lanthimos’un ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında Oscar adayı olan “Köpek Dişi”nden (“Kynodontas”, 2009) esinlenilerek oluşturulmuş. Orada adeta ‘hayvansı’ hareket eden, böylesi tabulaşmış kavramları hayatın parçası olarak adleden insanların bulunduğu bir aile portresi çiziliyordu.

        Bembeyaz doku, minimalist çerçeveler, uzun planlar ve garip hareketler yapan anti-kahramanlar Tsangari’nin de esas odak noktası. Kanserden can çekişen baba, onun kızıyla cinselliğe kayabilecek ilişkisi ve her daim lezbiyen açılımla okunabilecek kız arkadaş meselesi, bir bakıma ‘hayvansı bir üçlü ilişki’nin bireylerini tanıtıyor bizlere.

        Attenberg adlı ilkel duyguları açığa çıkaran bir kurmaca evren

        Ancak Tsangari, o kadar tek boyutlu ve bilindik noktalardan seslenmeyi seçmemiş. Aksine filmine dilleriyle öpüşen bu iki kız arkadaşın davranışının ayrıksılığıyla start verirken, bunun ardına maymun taklidi yapmalarını eklemiş. Böylelikle insan bilincindeki ‘ilkel’in ya da ‘maymun’un dünya kurallarını ve kültürel oluşumları umursamadan açığa çıkacağını hissediyoruz. Hem daha en baştan. Bu bağlamda David Attenborough adlı doğabilimcisi ve TV programcısı bir adamdan söz edilmesi ve fabrikanın beyaz dumanlarının bölgeyi kavraması; Attenberg’in oluşumunda büyük rol oynuyor.

        Yönetmenin bunu yaparken 23 yaşındaki bir kızın ilk ergenlik heyecanlarını ele alırken, onu sürekli bir erkeği bir yere taşıma gibi ‘yapma fahişelik’ yanlısı göstermesinin yanında özellikle plajda babanın üstünde yürüme ve yüzüne sevgiyle dokunma sahnesi etkileyici. Bu etkileyicilik de Brecht’in yabancılaşma algısını teneffüs etmemizden kaynaklanıyor aslında.

        Zira yönetmen burada bize alışık olduğumuzdan uzak karakter hareketleri veriyor. Normalde bir kız ile onun babasının sarılmasını veya öpüşmesini beklerken, neredeyse kız arkadaşı da içine alan üçlü bir cinsel tansiyon akıtılıyor arada. Bu da fabrikanın, yani sanayileşmenin dumanlarıyla beyaza bürünüp distopik hale gelen coğrafi mekanın kurmacalaşmasına önayaklık ediyor.

        Gerçek bir olay örgüsünden veya karakter yazımından bahsetmek zor

        Genelde İngilizce müzikle, karakterin kuş şekline girme hareketi yapmasıyla ve tenis oynayan diğer insanların kaydırmalı plan sekanslarının varlığıyla bu dingin doku devam ediyor. Aralarda ise iki kızın TV programındaki hareketleri aykırı ve absürd şekilde yürüyerek canlandırdığı plan sekanslar izliyoruz. Yani asla normal bir algıyla hikayeyi takip etmiyoruz. Hep araya bir şey sokuyor Tsangari.

        Böylelikle burada ergenliğin ilk cinsel ilişki meselesi gibi bir başlangıç ile babanın ölümü gibi hayat sonu getiren bir duyguyu bir arada yaşayan karakterin gidişatı aykırı bir noktaya oturtuluyor. Filmin yabancılaşma damarı da aslında buradan destek alıyor. ‘Cutaway’ adlı zıt yere kesme kurgusu bu noktada olay örgüsünün felsefesini oluştururken ana araç haline geliyor.

        Bunun üzerine cinsel ilişkiye girişin de yabancılaşma odaklı hareketler ve ‘aşamaları sıraya dingin olarak koyma’ ile gerçekleşmesi, seyirciyi bu duygusuzluk ve koşullanma evreniyle yüzleştiriyor. Yukarıdan gördüğümüz Yunan kasabasının da amacı sanki bu garip dünyayı tasvir edip ergenlik hikayesine ve üçlü ilişki meselesine farklı bakış atmak gibi. “Attenberg”, Yunan sinemasının can yakacak bir denemesi ve Yeni Dalga hareketini filizlendirecek gibi gözüküyor.

        Sinemanın uç dünyalarından beslenip evrensel yabancılaşmayı keskin bir dille taşlıyor

        Buna ulaşırken de tek cümlede ifade etmek gerekirse; Balkan sinemasından Makavejev ve Parajanov’un absürd karakterleri ile Haneke, Ozu ve Rossellini’nin evrenlerini iç içe geçirdiği söylenebilir. Bu bağlamda da hayvan gibi hareket ederken; koklaşma, sevişme, öpüşme, koşuşturma, garip sesler çıkarma gibi motivasyonlarla yaşayan, ultra-absürd karakterler yaratıyor. Böylesi tiplemeleri sinemada daha önce görmediğimiz bir şekilde; Rossellini’nin yabancılaştırıcı-soyut ve Haneke’nin iletişimsizliği vurgulayan-soğukkanlı mikro-dünyalarının içine sokarsanız “Attenberg”i aşağı yukarı elde edersiniz. Filmin bu bireylerden çıkardığı da ‘cutaway’ tekniği ile genelde yabancılaştırıcı geçişler ve yine tanımadığımız bir algı skalası.

        Lafın özü “Attenberg”, yeni bir dünya portresi yaratırken Yunanistan toplumuna da keskin bir bakış atıyor. Orta sınıftaki duygusuzluk, basmakalıplık ve yabancılaşma sorununa önce bakış atıyor, ardından sert bir darbe indiriyor. Hepsini de psikoloji yerine zooloji odaklı bir evrene oturtup ‘ilkel’liğin bilinçaltından fışkırışını, seyirciyi rahatsız eden bir damara yerleştiriyor. Böylece kapitalizmin dayatmalarının insan ırkının gerçek hareketlerini yapmasını sınırladığı konusunda görüş belirtmiş oluyor. Hem de en ayrıksı, garip ve tepki çekici çerçevede…

        FİLMİN NOTU: 7.5

        KEREM AKÇA’NIN İSTANBUL FİLM FESTİVALİ FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:

        Amigo: 6

        Anayurt (Hora proelefsis / Homeland): 6.5

        Araf (Limbo): 3

        Artık Yıl (Año bisiesto / Leap Year): 4

        Aşk Suçu (Crime d’amour / Love Crime): 3.7

        Attenberg: 7.5

        Beni Asla Bırakma (Never Let Me Go): 4

        Buradasınız (You Are Here): 4

        Canım Komşularım (Good Neighbours): 5.6

        Cinayet Şarkıları (Small Town Murder Songs): 6.5

        Cinnet (Kim Bok-nam salinsageonui jeonmal / Bedevilled): 2.6

        Değirmen ve Haç (The Mill and the Cross): 5.5

        Düzelti (Erratum): 3.7

        Ekim (Octubre / October): 6.1

        Elveda Taypey (Yi Ye Taibei / Au Revoir Taipei): 5.5

        Eylül Yağmuru (September Rain): 2.1

        Gorbaçof: 5

        Ha Ha Ha: 1.7

        Hayalimdeki Ev (Wai dor lei ah yut ho / Dream Home): 5

        Hayatımız (La Nostra Vita / Our Life): 5.2

        Hizmetçi (Hanyo / The Housemaid): 6.5

        Issız Ev (La Casa Muda): 6.2

        İçimdeki Katil (The Killer Inside Me): 7.8

        İçimdeki Yangın (Incendies): 4

        İmkansızın Şarkısı (Noruwei no mori / Norwegian Wood): 6.3

        İnsan Kaynakları Müdürü (Human Resources Manager): 4.9

        İşe Yaramaz (Chantrapas): 5.4

        Kadının Fendi (Made in Dagenham): 3.5

        Kestirme Yol (Meek’s Cutoff): 3.9

        Kıyamet Gecesi (Vanishing on 7th Street): 5.5

        Koğuş (The Ward): 7.3

        Konukseverlik (Hospitalité): 3.4

        Kray (The Edge): 3.5

        Kumdan Kale (Sandcastle): 1.9

        Küçük Beyaz Yalanlar (Les Petits Mouchoirs / Little White Lies): 4

        Lucia (2010): 5.1

        Mamma Gogo: 4

        Miral: 4

        Muhbir (Whistleblower): 4

        Mutluluğum (Schastye moe / My Joy): 7.5

        Mutluluğun Peşinde (Rabbit Hole): 4

        Ölümüne Kaçış (Essential Killing): 7

        Ömrümüzden Bir Sene (Another Year): 6.5

        Picco: 5.5

        Polonya Yapımı (Made in Poland): 5.5

        Rio Seks Komedisi (Rio Sex Comedy): 2

        Son Gece (Last Night): 3.8

        Şiir (Shi / Poetry): 5.1

        The Conspirator: 6

        Torino Atı (A torinói ló / The Turin Horse): 9.2

        Turkuaz (Turquaze): 5

        Uyku Hastalığı (Schlafkrankheit / Sleeping Sickness): 3

        Yokmuşum Gibi (As if I’m Not There): 2.5

        Yeni Yıl (Hjem til jul / Home for Christmas): 6

        Not: Yıldızlar 10 üzerinden verilmektedir. Festival süresince güncellenecektir.

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ