Atlas Okyanusu'nu yelkenliyle geçip Amerika'ya varan İsveçli 16 yaşındaki çevre aktivisti Greta Thunberg'in ABD Kongresi'nde senatörlerle iklim krizi üzerine konuştu.

20-27 Eylül tarihleri arasında tüm dünyada iklim grevi haftası ilan edilirken Greta Thunberg gibi birçok genç okullarına gitmeyip sokaklarda iklim krizini protesto ediyor.

Genç aktivist Greta Thunberg'in ABD Kongresi'nde yaptığı konuşma şu şeklide:

Benim adım Greta Thunberg. 16 yaşındayım ve İsveçliyim. Sizinle birlikte burada olmaktan onur duyuyorum. Birçok insanın "rüya ülkesi" olan bir ulus.

"MİLYONLARCA GENÇ OKULLARINA DÖNEBİLİR"

Benim bir hayalim var: Hükümetlerin, siyasi partilerin ve kurumların iklim ve ekolojik krizin önemini anlaması ve farklılıklarına rağmen hep beraber hareket etmesi. Her acil durumda olduğu gibi. Dünyada yaşayan herkes için gezegenimizi güvenli bir yer haline getirecek kararların alınması ve uygulanması.

Çünkü o zaman iklim grevi yapan milyonlarca okullu genç, okullarına geri dönebilir.

Gücü olan insanlarla beraber aynı zamanda medyanın da bu krize bir varoluş savaşı gibi yaklaşması hayalim var. Böylece ben de evime, kardeşime ve köpeklerime dönebilirim. Çünkü onları çok özledim.

Aslında çok hayalim var. Fakat 2019 yılındayız. 2019 ne zaman olarak ne de mekan olarak hayaller için uygun değil. 2019 uyanış zamanı. Normalden daha fazla uyanık olmamız gereken tarihi bir an, 2019.

Ve tabi ki hayallere ihtiyacımız var, yoksa insanlar hayalsiz var olamazlar. Fakat her şeyin bir zamanı var. Ve hayaller söylenmesi gerekenlerin ve söyleniş şekillerinin önünde duramaz.

Fakat maalesef nereye gidersem gideyim etrafım peri masallarıyla çevrilmiş gibi. İş dünyasındaki liderler, seçilmiş hükümet yetkilileri bütün zamanlarını bize hikayeler anlatarak ve kafalarında yeni hikayeler kurarak geçiriyorlar. Ve okudukları uyku zamanı masalları ile bizi çok iyi uyutuyorlar.

Bu hikayeler her şeyin iyi olacağına dair anlatılan "iyi hisset" hikayeleri. Eğer her şeyi çözmeyi başarırsak, her şeyin nasıl da mükemmel olacağı hikayeler. Fakat problem, hayal kurma kabiliyetimizin olmaması veya daha iyi bir dünya hayal etmememiz değil. Asıl problem, şu an için o kurduğumuz hayallerden uyanmak. Zaman gerçeklerle, olgularla ve bilimle yüzleşme zamanı.

Ve bilim "her zaman yaratmak istediğimiz toplum için mükemmel fırsatlar" hakkında konuşmuyor. Bilim, harekete geçmeyi ertelediğimiz müddetçe her geçen gün daha da kötüleşecek insanlığın konuşulmamış ıstırabını anlatıyor. Bunun için şimdi harekete geçmek zorundayız. Tabi ki sürdürülebilirliğe dönüştürülmüş bir dünyanın bir çok katkısı olacak. Fakat şunu anlamanız lazım. Bu hareketin öncelikli amacı; yeni çevreci meslekler, işler ve çevreyi destekleyen bir ekonomi yaratmak değil.  Yaşadığımız iklim krizi, var olan bütün aciliyetlerden de ötedir. İnsanlığın şu ana kadar karşılaştığı en büyük kriz bu.

O yüzden iklim krizine öyle yaklaşmalıyız ki insanlar da durumun vahametini anlayabilirler. Çünkü bir krize kriz gibi yaklaşmadığınız müddetçe bir çözüme ulaşamazsınız. Her şeyin iyi olduğuna dair söylemlerinizi durdurun, çünkü hiç de iyi olmayacak. Bu kriz alıp satabileceğiniz ya da sosyal medyada beğeni alabileceğiniz bir konu değil. Bu bir kriz!

Kendinizin, iş fikirlerinizin, siyasi partinizin ya da planlarınızın bu krizi çözecekmiş gibi davranmaktan vazgeçin. İklim krizi için her türlü çözüme sahip olmadığımızın bilincinde olalım. Hatta çözümden de uzak bir noktadayız.

Korkunç bir enerji kaynağını daha az korkunç başka bir alternatifle değiştirmek ilerleme değil. Emisyonları denizaşırı yerlere transfer etmek emisyonlarımızı azalttığımız anlamına gelmiyor. Yaratıcı muhasebecilik bize yardım etmiyor, hatta problemin ana kaynağı bu.

1 Ocak 2018'den itibaren karbon dioksit emisyonumuzu yarıya düşürmek için tam 12 senemiz olduğunu aranızda duyan vardır. Fakat bu konuda endüstriyel dönemden sonra artan 1.5 santigrat derece global sıcaklığın, 1.5 santigrat derecenin altına düşmesinin %50 şansı var. Bu, gelecek 12 senemizi dikkatli bir şekilde yaşamazsak  yaşam ve ölüm arasında %50 şansın olmasıyla aynı bir şey.  

İstatiksel anlamda bir paranın iki yüzünü temsil eden %50'lik şans, kesinlikle yeterli değil. Bir ihtimali savunmak manevi olarak çok zor. Aranızdan hanginiz %50 patlama ihtimali olan bir uçağa binmek ister ki? Ya da buradaki asıl konuya gelirsek: Hanginiz çocuğunu bu uçağa bindirir?

1.5 derece limitinin altında kalmak neden bu kadar önemli peki? Bu limit, bilim insanları tarafından belirlenen ve endüstriyelleşmekten sonra dünyanın sıcaklığının artması. 1.5 derecelik sıcaklık kulağınıza çok gelmeyebilir fakat 1 derecelik ısınmayla bile kabul edilemeyecek kadar çok canlının ve yaşam alanının yok olduğunu biliyoruz.

Amerika, tarihteki en büyük karbon kirliliği yapan ülke. Aynı zamanda, dünyanın bir numaralı petrol üreticisi. Ve Amerika Paris Anlaşması'ndan çekilme sinyallerini veren tek ülke, sebep ise Paris Anlaşması'nın Amerika için yarar sağlamaması.

1 Ocak 2018 yılında global sıcaklığın 1.5 derece altına düşme şansı %67 idi. Bu yıl bu ihtimal %67'nin altına düştü. İnsanların bunları bilmeye hakkı var. Çoğu insan böyle rakamların hesaplanabileceğini dahi bilmiyor. Açıkçası şu ana kadar tanıştığım gazetecilerin çoğu bile böyle rakamların var olduğunu bilmiyordu. Politikacıları söylemiyorum bile. Fakat bilimsel rakamları bilmemelerine rağmen, hepsi kendi siyasi planlarının bu krizi bitireceğini söyledi.

Daha tam olarak ne olduğunu anlamadığımız bu krizi nasıl çözeceğiz? Bunu yaparken asıl tehlikenin burada yattığını düşünüyorum. Bu felaketin sebebi her ne kadar politika ile ilişkili olursa olsun, artık bu konunun  herhangi bir siyasi parti için oyuncak olmaması gerekiyor. İklim ve çevre krizi siyasi partilerin ve politikanın ötesinde. Bizim ana düşmanımız fizik. Ve maalesef fizikle herhangi bir anlaşma yapamayız.

Herkesin söylediği tek bir şey var: şu anki ve gelecek nesiller için yaşam koşullarını garanti altına almak imkansız bir şey.

Normandiya Çıkarması'ndaki ilk dalgada kıyıya koşan cesur askerleri düşünün. Selma'dan Montgomery'e her şeyi riske atarak yürüyen Martin Luther King'i ve 600 insan hakları savunucularını düşünün. Ya da 1962'de John F. Kennedy'nin "Amerika, bu on yıl içinde aya gidebilir ve uzayla ilgili diğer şeyleri yapabilir. Bunlar kolay oldukları için değil, zor oldukları için yapılmalıdır." açıklamasını düşünün.

Belki bizim yapmak istediğimiz mümkün değil. Şu an elimizde olan bilimsel açıklamalara ve rakamlara baktığımız zaman bizim de asıl karşı olduğumuz durum bu. Biz imkansız diye düşünmüyoruz.

Fakat zamanınızın hepsini hayal kurarak geçiremezsiniz, ya da bunun kazanılması gereken politik bir savaş olarak göremezsiniz.

Bir metal paranın iki yüzü gibi çocukların geleceğiyle kumar oynayamazsınız.

Bunun yerine, bilimin ile birlikte hareket etmelisiniz.

İklim krizine karşı bir şeyler yapmanız lazım.

İmkansızı mümkün kılmaya çalışmanız lazım.

Çünkü vazgeçmek hiçbir zaman bir seçenek olamaz.