BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Geçen gün çizerimiz Kutlukhun Perker gazeteye uğradı. Laf arasında acayip bir hikâye anlattı. “Hayatta arabesk dinlemezdim. Ne zaman New York’a yerleştim, beni bir memleket özlemi sardı. Arabeskin hastası oldum” dedi. Bir gün yine bangır bangır Müslüm Baba dinlerken üst kat komşusu kapısını çalmış. Ama sesi kıssın diye değil, daha da açsın diye! “Sonra o da Müslüm’cü oldu, besbelli o da yalnız hissediyordu” diye ekledi. New York’a metalci gitmiş, arabeskçi dönmüş Kultukhan. “Yahu bu ne iş?” diye düşünürken, son günlerde arabeskle ilgili başka gelişmeler gözümün önünden acılı bir film şeridi gibi geçti: 1970’lerden 90’ların ortasına dek dilimize doladığımız şarkıların çoğunun söz yazarı Ali Tekintüre’nin ölümünün ardından HT Pazar dışında hiçbir gazetenin bırakın tam sayfayı, çeyrek sayfa kadar bile yer ayırmadığını gördük... Üzerine, 2013’te aniden aramızdan ayrılan Müslüm Gürses’in hayatının film olduğu, ‘Baba’yı Timuçin Esen’in canlandırdığı, senaryonun yazar Hakan Günday’a ait olduğu, yönetmen koltuğundaysa Hakan Kırvavaç’ın oturduğu “Müslüm”ün ilk fragmanı yayınlandı. Film, Müslüm’ün Adana yıllarına, yani doğumuna odaklanmıştı. Ve arabeskin doğumu da Müslüm’ünki kadar sancılıydı... Bir yıldırım gibi düştü, sonra evrildi; Kutlukhan’ın tersine Müslüm Baba gibi pop’a, rock’a bulaştı. Bugün ise yine Müslüm’ün başından geçen elim kazadan sonra olduğu gibi öldü sanılıyor arabesk, ama Müslüm Gürses gibi morgdan dimdik çıkacak besbelli... Sonuçta arabesk için uzun soluklu bir çalışma yapmak şarttı. Peki bugün ne durumda arabesk? Neydi, ne oldu, ne olacak? HT Pazar'dan Alihan Mestci'nin haberi...

Arabeskin bugününü anlamak için önce tarih sayfalarını karıştırmak gerekti... Kısıtlı bir kitleye hitap ettiği, yeni Türkiye’ye değil Osmanlı kültürüne ait olduğu gerekçesiyle kurucu kadrolar tarafından kısıtlanan, “tek sesli” ve “ağdalı” klasik musiki, yerini çok sesli Batı müziğine bırakmıştı. 1926’da klasik Türk müziği eğitimine getirilen yasağın ardından İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nın kurulduğu 1975’e kadar Türkiye’de hiçbir resmi kurumda bu müziğin eğitimi verilmedi. Hatta klasik Türk müziği 1934’te radyoda da yasaklanmıştı. İşte arabesk, bu boşluğu dolduranlardandı. Klasik Türk müziği ve halk müziğinden doğan gayrimeşru bir çocuktu yani...

1930’lu yıllarda Mısır radyosu Türkiye’de ciddi bir dinleyici kitlesine sahip oldu. Ümmü Gülsüm, Asmahan, Muhammed Abdülvahhab, Leyla Murad gibi şarkıcıların başrollerinde oynadığı filmlerde tema, aşk acısıydı. Müzikolog Yalçın Tura’ya göre Anadolu insanı sinemayı, 1950’lere dek altın çağını yaşayan Mısır sineması ve müziği sayesinde tanıdı ve sevdi. 1930-1948 arasında Türkiye’de 130 Mısır filmi gösterildi; bu filmlerde görüntü ile müzik bir aradaydı.

Giovanni Scognamillo, “Türk Sineması Tarihi” kitabında Mısır sinemasının etkilerinden bahsediyor. Muhammed Abdülvahhab’ın “Aşkın Gözyaşları” (1938) filminin büyük ilgi görmesi üzerine Basın Yayın Genel Müdürlüğü, Mısır filmlerinde Arapça şarkı yayınlanmasını yasakladı. Muhsin Ertuğrul’un 1939’da çektiği “Allah’ın Cenneti”, “Aşkın Gözyaşları”nın yerli versiyonuydu, filmdeki şarkıları Münir Nurettin Selçuk söyledi. Müzikolog ve piyanist Uğur Küçükkaplan, “Arabesk” adlı kitabında bu yasağın Türkiye’de film müziği adaptasyonu sektörünün doğmasına sebep olduğunu belirtiyor. “Aşkın Gözyaşları”nın Türkçe’ye çevrilmiş güftesini kaydeden Hafız Burhan Sesyılmaz’ın plağı yok satmıştı. Mısır filmleri 1948’de toptan yasaklanacaktı. Devir, adaptasyon çalışmalarının ardından Arap ezgilerinden esinlenilen yeni müziklere kapı aralamıştı. 1940-1950 arasında Mısır yapımı 85 filmin müziğini düzenleyen ve benzer fantezi şarkılar yazan klasik Türk müziği bestecisi Sadettin Kaynak (1895-1961),sonraları adına “Türk sanat müziği” denilecek müzikal tarzın yaygınlaşmasının başaktörü oldu.

POPÜLER MÜZİĞİN YÜKSELİŞİ
Kaynak ile başlayan bu fantezi tarz, Münir Nurettin Selçuk, Müzeyyen Senar ve Safiye Ayla ile devam etti. 1950’ler, müzik sahasında da bir geçiş dönemi oldu; bu yıllara gazino programları ve plaklarıyla şöhret kazanan Zeki Müren, Hamiyet Yüceses gibi isimler damgasını vuracaktı. Piyasa üslubu müziğin icra biçimini katı kurallardan sıyırırken, Batı ve Arap etkileri de klasik Türk müziğini “tanınmaz” hale getirdi. Kente göçün hızla sürdüğü 1960’larda Anadolu kültürünü temsil eden halk müziğinin icracıları da ilgiyle takip edilmeye başlandı. Yeşilçam’da da boy gösteren Ahmet Sezgin ve Nuri Sesigüzel, şöhret kazandı. 1960’lar itibarıyla başta Orhan Gencebay’ın örneklerini verdiği arabesk müzik, 1930’lardan bu yana doğumunu bekliyordu. Arabesk, kırsalda değil kentte doğdu. Klasik musiki ve halk müziğiyle kuvvetli teknik bağları vardı. Bir milat da 1971 tarihli “Bir Teselli Ver” filmiydi. Filmlerinde başrolle birlikte tüm şarkıları seslendiren Gencebay’ı “arabesk sinema”da Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses ve İbrahim Tatlıses takip etti. Uğur Küçükkaplan’ın “arabeskin orta dönemi” olarak adlandırdığı 1980-1990 arasında da dönemin şarkıcıları beyazperdedeydi.

‘4 BÜYÜK BİR TEK BERGEN’İN CENAZESİNDE BULUŞTU’
Arabeske hep arabesk denildi. Ama Arap müziğiyle değil, Türk halk müziğiyle iç içeydi arabesk. Türkiye’ye özgüydü. 1974’ten beri Unkapanı’nda olan ve İMÇ’yi terk etmeyenlerden, müzik yapımcısı Muhteşem Candan, 1970’lerde Ferdi Tayfur’la, 1983’ten itibaren de Müslüm Gürses’le çalıştı. Arabesk tarihinin en yakın şahidi, şöyle anlatıyor: “Türk halk müziğini bir bağlama bir darbukayla yapıyorlardı. Dedik ki bunun yanına klavye koysak, keman koysak, davul da koysak, bas da koysak... Batı müziğiyle Doğu müziğini karıştırdık. Batı’yla Türk müziğini karıştırdık. Bakarsanız, arabesk müzikte altta bir pop orkestrası çalıyordu...”

Arabesk Orhan Gencebay’la başladı, Ferdi Tayfur’la devam etti, 1980’lerin başından itibaren Müslüm Gürses furyası ülkeyi sardı. Bu isimlere İbrahim Tatlıses’i de eklersek arabeskin 4 büyüğüne bir 5’inci eklenemedi... Denetim zamanıydı ama kaset piyasasında saha serbestti. Bazı yasaklar vardı tabii. Candan anlatıyor: “Kürtçe herhangi bir laf, eleştirel bir şey olmayacak. Yoksa toplatıyorlardı albümleri. Bizim öyle bir meselemiz olmadı, bizim şarkılarımız aşk üzerineydi...”

Candan’la Elenor Müzik’te yapan Müslüm Gürses’in etkisi bir başkaydı. “80’lerden sonra Müslüm Gürses yıldırım gibi düştü” diyor Candan. Tabii babaların hayatlarının etkisi de yadsınamazdı. Söz yazarı, şair Vural Şahin anlatıyor: “Ferdi Adana’da şunu yapıyordu, İbrahim inşaattan geldi, Müslüm öldü tekrar dirildi gibi hikâyeler dilden dile dolaştı. Ekipleri zengindi, birbirlerini beslediler. 4 büyük bir tek Bergen’in cenazesinde bir araya geldi. Hepsi burada, İMÇ’deydi...” Zaten İMÇ, Küçükkaplan’ın deyimiyle “1960’ların sonundan itibaren güçlenen, ülkeye müzik dağıtan, bütün müzik türlerini içerisinde tutan ve kendi kurallarını oluşturan kendi başına bir cumhuriyetti”.

ARABESK, “ARAP ÜSLUBUNDA” DEMEK... MİMARİDE DE VAR; BALEDEYSE BİR FİGÜRÜN ADI. AYRICA ROMANTİK DÖNEM KLASİK BATI MÜZİĞİ BESTECİLERİNDEN ROBERT SCHUMANN'IN BESTELERİNDEN BİRİNİN ADI “ARABESKE”...

80’LERDE İKTİDAR OLDU
1983’te değişen siyaset, arabeskle devlet arasındaki mesafeyi kıstı. Yoksul kesimlerin merkez sağa kaydığı ANAP’lı yıllarda siyasetin arabeskle el ele vermesi belki de kaçınılmazdı, arabesk halka ulaşmak için en doğrudan araçtı. Küçükkaplan’a göre ayrıca “etki alanı çok büyük fakat manipüle edilebilir bir müzikti; hiçbir kurumsal yapıda arabeskin eğitimi, keskin kuralları yoktu...” 1988 seçimlerinde ANAP’ın kampanya müziği “Seni Sevmeyen Ölsün” olacaktı... 1980’lerde resmi olarak da iktidardaydı arabesk; Turgut Özal, İbrahim Tatlıses’le aynı karedeydi.


Muhteşem Candan

70’lerde arabesk şarkıcılarına TV’ye ayda bir kere çıkma izni veriliyordu. Radyoda haftada bir kere çalınıyordu. Candan heyecanla anlatıyor: “1978’de Ferdi Tayfur TRT’ye çıkacak, Cumhurbaşkanı’ndan özel izin alındı. TRT’ye ilk çıkan arabeskçi Ferdi Tayfur’dur. 3 şarkı çekildi, birini yayınlamadılar. Yer yerinden 6 pazar 28 Ocak 2018 dosya dosya 28 Ocak 2018 PAZAR 7 Durun, siz hâlâ arabesksiniz oynadı...” 1980 yılbaşında bu sefer Orhan Gencebay TRT’deydi. 1990’da ilk özel televizyon Star ve 1994’te ilk özel kanal Kral Radyo’yla birlikte kısıtlama ve yasakların hükmü kalmadı.

PİYASA VE SİYASET KUŞATMASI
Küçükkaplan’a göre arabesk tam da bu dönemde son dönemine girdi: “Arabesk ne zaman ki ANAP’la ve siyasetle iç içe geçmeye başladı, toplumsal anlamını yitirdiği, özgünlüğünden uzaklaştığı gelecek yıllarını belirlemiş oldu...” 1990’larda liberalleşen piyasada arabeskin isyanı da metalaştı, kalite düştü. “Arabesk ciddi bir kuşatma altındaydı. Bir taraftan siyaset, öte taraftan piyasa koşulları... Sonunda arabesk teslim oldu” diyor Küçükkaplan. Kültür Bakanlığı 1989’da Hakkı Bulut’a arabesk bir şarkı sipariş etti. Sözü ve müziği Bulut’a ait olan “Seven Kıskanır” isimli şarkıya “Acısız arabesk” denildi. Neticede arabesk ölmedi, evcilleşti.

30 yıllık söz müziği yazarlığı kariyerinde Orhan Gencebay’a eserler veren, 900 civarında arabesk şarkısı albümlerde kullanılan Şahin, 21 yıldır İstanbul Unkapanı’ndaki Plakçılar Çarşısı’nda... Çevredeki boş dükkânların arasında Şahin’inki kapısının önündeki çiçeklerle kendini belli ediyor. Şahin, “Şimdi İMÇ’de müzik adına üretim yok, dağıtım yeri gibi kullanılıyor. Aslında dağıtım da kalmadı” diyor. “80’li yıllarda Unkapanı’nda bazı yapımcılar akşam fakir yatıyor, sabah zengin kalkıyordu.”

‘KENTTEN ÇIKAN KLASİK TÜRK MÜZİĞİ İLE KIRSALDAKİ HAYATI YANSITAN TÜRK HALK MÜZİĞİ, ARABESKİN BESLENDİĞİ TEMEL KAYNAKLARDIı; ARABESK KENTTE DOĞDU, KIRDAN KENTE TAŞINANLARIN MÜZİĞİ OLDU...'

‘ARABESK BİTMEZ’
Arabeskte düşüş 2000’lerde kendini gösterirken 2010’larda iyice belirgin oldu. Peki ne değişti? Şahin yanıtlıyor: “Müslüm rahmetli oldu, Ferdi hoca kenara çekildi, İbrahim’in başına talihsiz bir kaza geldi. Bir Orhan Ağabey kaldı...” Ya şimdi? “Tekrar arabeske geldik” diyor Şahin. “Çünkü insanların iç dünyasında var yokluk. Cepteki paranın yokluğu değil sadece; eksikliği hissedilen her şey...” Şahin’e göre müzikte bir geçiş dönemindeyiz. Pop, arabesk, fantezi, halk müziği iç içe geçmiş durumda. “Pop, kendini bıraktı. Sözler kendini tekrar etmeye başladı. Espriler de aynı...” diyor. Dolayısıyla arabeske dönüş var! Sadece eski şarkılar yeniden yorumlanmıyor, yeni arabesk şarkılar da çıkıyor. “Arabesk bitmez” diye ısrar ediyor Şahin. “Fakat eskisi gibi şarkılarla bedenini hırpalayan insanlar olmayacak artık...” Ayrıca bir müjde: Gencebay da epeydir yeni albüm hazırlığında... Müzikolog Küçükkaplan da arabeskin ölmediğini ama farklı türlerle hemhal olduğunu söylüyor: “Arabesk 1980’lerde beslemeye başladığı, 2000’lerde seyrini tamamen değiştirdiği pop müziğin içerisinde devam ediyor. 90’larda arabesk müzikten beslenen bir kanal vardı. Sezen Aksu ve öğrencileri olarak lanse edilen kişilerle o kanal açıldı. Yıldız Tilbe de o kanaldan giden isimlerden...”


Vural Şahin

TİLKİ DEĞİL ARABESK!
Peki arabesk neden sessiz ve derinden ilerliyor da tekrar patlamıyor? Bir kere arabeske bugün yasak olmasa da üzerinde yine piyasa baskısı var. Yapımcı Candan, arabeskin tanıtım araçlarının bugün de kısıtlı kaldığını anlatıyor. Bunun sebebi çok: “Yurtdışında müzik listeleri türlere göre ayrılıyor; bizdeyse sadece ‘top 10’ listeleri var. Hiçbir Türk müziği listesi yok. Bizim müziklerimiz bu listelere giremiyor. Ayrıca Türk müziği çalan o kadar az sayıda radyo kanalı var ki... Sosyal medya var şimdilerde ama orada da kendimizi anlatamadık galiba. Ya arabeskin reytingi yok ya da arabesk dinleyenler sosyal medya kullanmıyor.” Yine de pop’a yer vermeyen, sadece Türk müziği, halk müziği ve arabesk çalan Kral Radyo, en çok dinlenen radyo. Aynı formattaki Baba Radyo da çok iyi durumda. Yine de radyoda Müslüm Gürses dinlediğini hatırlayan var mı? Aslında Türk müziği için kanun da var; televizyonların halk müziği ve sanat müziğine yayınlarının bir bölümünü ayırması gerekiyor. Gece yarısı ve sabaha karşı izleyin ve dinleyin! Müslüm Gürses’in ilk albümü “Yaranamadım”ı yapan, Kamuran Akkor, Bergen, Emrah, Hakan Taşıyan gibi isimlerle çalışan besteci, yazar ve yapımcı Uğur Bayar, “Artık imkânlar o orkestralarla 10-12 şarkılık albümler yapmaya yetmiyor” diyor. “Normal zamanlarda bizim medyayla işimiz olmazdı, çekerdik klibi, filmi... Halk zaten duymuş olurdu...” Muhteşem Candan devam ediyor: “Büyük yapım şirketlerinin elinde nükleer silah var, benim elimde tabanca bile yok. Ben onunla nasıl savaşacağım?” Son noktayı Bayar koyuyor: “Suikast yapacaksın...” Bayar belki de aşırı acılı yıllarda kalmış, şimdi ondan dertleniyor. Tamam; Müslüm’ün hiç yayınlanmamış şarkılarından geçen yıl derlenen albüm “Mahzendeki Şarkılar”ın hit’i “Dargınım” Youtube’da 5 milyon izlenirken Aleyna Tilki’nin “O Sen Olsan Bari”si 288 milyon tıklandı. Ama Aleyna Tilki de zaten arabesk söylemiyor mu? Tek fark bugünün pop tınılarıyla bezenmesi...


Uğur Küçükkaplan

SEZEN AKSU’DAN SAFKAN ARABESK
Arabeske Kutlukhan Perker’inki kadar gürültülü bir geri dönüş yok ama bu türün kültleştiği, itibarının iade edildiği bir dönemdeyiz. Arabeske saygı dönemi... Küçükkaplan ise saygı albümlerinin ambalaj olmaktan öteye geçemediğini düşünüyor: “Artık 2018’deyiz. İktidara 80’li yıllarda olduğu gibi fayda getirecek bir durumu yok.” Peki arabeskin nostaljisini yaparak imajını yenilemeye ihtiyaç var mı? Tam da o sırada bulunduğumuz kafede Sezen Aksu’nun 2017 çıkışlı “İhanetten Geri Kalan” adlı şarkısı çalıyor. Küçükkaplan, “Bu dinlediğimiz şarkı dibine kadar arabesk. Pop müzik çatısı altında arabesk bir şarkı bu” diyor. “Arabesk yaşıyor mu, diye sordunuz. İşte yaşıyor, çalıyor şu anda. Ve bugün yaşıyor, yeni bir parça bu çünkü. Ama bizim bildiğimiz şekliyle arabesk değil. Orhan Gencebay’la, Müslüm Gürses’le bağdaştıramıyorsunuz. Ama safkan arabesk...” Küçükkaplan’a göre bugünde dünü yaşamaya çalışıyoruz. Zamanında bu kadar özümseyemediğimiz arabeski yapay biçimde, filmlerin içine yedirerek, dizilerde o müzikleri kullanarak yaşıyoruz... Zaten “Nostalji kelimesinin Türkçe karşılığı ‘gündedün’dür” diye hatırlatıyor: “Artık 70’lerdeki kadar iddialı, kitleleri hayran bırakan, ulaşılamayan, âşık figürler yok; fizyolojik özellikleri birbirine benzer tipler, gündelik, zengin hayatlarıyla ekrandalar. Ulaşılamayan bir sevgili kalmadı, aşkın kendisi çok sıradan. Artık ulaşılamayan, ekranlardaki zengin hayatlar.” Belki de bugün ekranda olanlar değil, onları izleyenler arabesk...

NEDEN JİLET?
Müslüm fanatikleri neden onu dinlerken kendilerine zarar veriyordu? Cevabı onunla 20 sene çalışan Muhteşem Candan’da: “Müslüm böyle bir şey olmasını hiç istemiyordu. Her çıktığı konserde ‘Beni lütfen kendinize zarar vermeden dinleyin’ diyordu. Bir sürü raporlar hazırlandı; netice şuydu: Bu karşıdaki adam öyle bir imaj veriyor ki ‘Seni canımdan çok seviyorum’ diyor. Onu canından çok seveceğini anlatacak bir şey yapması lazım, kendine zarar veriyor...”

YENİ ARABESK
Orhan Gencebay ile Bir Ömür (2012) 33 isim Orhan Gencebay parçalarını seslendirdi.
Kolpa - Böyle Ayrılık Olmaz (2012)
Zakkum - Aldanma Çocuksu Mahsun Yüzüne (2013)
Kurban - Felek Bile Ağladı (2013)
Elif Kaya - Bir Bilebilsen (2016)
Hayko Cepkin - Beni Büyüten Şarkılar (2016)
Ümit Besen, Pamela - Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi? (2016)
Zara - Derin Aşk (2014) ve Derin Aşk 2 (2016)
Tarkan - Ahde Vefa (2016)
Sibel Can - Arabesque (2016)
Kalben - Haydi Söyle (2017)

YORUM YAP0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300