Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
BBC TÜRKÇE
- Getty Images
İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden çıkmasını isteyenler, çıkış tarihinin ertelenme ihtimalini protesto ediyor

İngiltere'de Yüksek Mahkeme yalnızca siyasi sonuçları açısından değil, parlamenter demokrasinin, güçler ayrılığı ilkesinin işleyiş kuralları açısından da son derecede önemli, tarihi bir karara oy birliğiyle imza attı.

Parlamento en üst kurum

Bu kararın önemini tam anlamıyla değerlendirebilmek için parlamenter demokrasinin beşiği ve en istikrarlı örneklerinden biri olan İngiltere'de, ülke tarihinin devlet büyüklerinin heykelleriyle donatılmış Parlamento Meydanı'nın siyasi simgesel düzenine bakmak yardımcı olabilir.

Londra'da Parlamento binasını arkanıza alarak Parlamento Meydanı'na doğru bakarsanız, bu ülkede parlamenter düzeni ayakta tutan üç merkezin, aynı mekânda ve birbirlerini görecek biçimde konuşlandığını görürsünüz.

Arkanızda, Westminster Parlamentosu, yasaları yapar.

Sağ tarafınızda kalan, Başbakanlık (10 numaralı bina) ve bakanlıklar (White Hall) yapılan yasalara ilişkin yürütmeyi geçekleştirir.

Karşınızda meydanın öbür kıyısında yer alan binadaki Yüksek Mahkeme, hükümetin uygulamalarının yasalara uygun olup olmadığına bakar.

İsterseniz, bu üç kuruma solunuzda kalan Westminster Katedrali'ni de ekleyebilirsiniz. Taç giyme törenlerinin yapıldığı bu dini mekan, güçler ayrılığının kurumları arasında tarihsel köprüyü kuran ideolojiyi temsil eder.

- Getty Images
Parlamento Meydanı'nın havadan görünümü

Yasama, yürütme ve yargı güçleri arasındaki ayrılığın derecesi ve bu güçler arasındaki dengeler, yazılı bir anayasası olmayan İngiltere'de, yüzyıllardır birikmiş kararlara ve uygulamalara dayanan bir sistem içinde belirlenir.

Dengeler nasıl etkilendi?

Yüksek Mahkeme'nin kararı bu dengeleri hükümetlerin (yürütmenin) Parlamento'ya hesap vermek zorunda olduğunu vurgulayarak korudu ve Parlamento (yasama) lehine güçlendirdi: Parlamento başbakanı ve hükümeti denetleyecek, hükümet ve başbakan parlamentoya hesap verecektir. Parlamenter demokrasinin temeli bu denetleme ve hesap verme ilişkisidir!

İngiltere'de, Yüksek Mahkeme, Başbakan Boris Johnson'un Parlamento'yu beş hafta süreyle askıya almasına karşı yapılan itirazı değerlendirdi ve şu üç sonuca vardı: Hükümetlerin uygulamaları yargı denetiminin konusu olabilir. Askıya alma kararı yasalara aykırıdır, geçerli değildir. Parlamento askıya alınmamıştır!

Böylece, Yüksek Mahkeme'nin kararı bir konuya daha, dolaylı da olsa açıklık getirmiş oluyordu: Halk oylaması bir seçeneği saptar. Bundan sonra bu seçeneğin nasıl, hangi biçimde ve ne zaman hayata geçebileceğine, parlamenter demokrasilerde, halkın Parlamento'daki temsilcileri karar verir.

Eğer Yüksek Mahkeme, Parlamento'yu beş hafta askıya alma kararına karşı yapılan itirazı, hükûmeti temsil eden avukatların savunmalarında vurguladıkları gibi, bir bakıma "atanmışlar seçilmişlere karışamaz" anlamına da gelen, "askıya alma kararı siyasidir yargının alanına girmez" itirazlarını kabul etseydi, uzmanlara göre tarihi bir emsal oluşacak ve bundan sonra hükümetler, meclis çoğunluğuna sahip olmadıkları durumlarda bile, serbestçe hareket edebilmek için gerektiğinde işlerine gelen bir halk oylaması sonuçlarına da dayanarak, Parlamento'yu istedikleri zaman, uygun buldukları bir süre için askıya alabileceklerdi.

Böylece "yürütme" kendini yasamanın ve yargının denetiminden büyük ölçüde kurtarmış olacak; güçler ayrılığı ilkesi yara almış olacaktı.

Böylece İngiltere'de, mecliste çoğunluğa bile sahip olmayan bir hükûmetinin Başbakanı, Muhafazakar Parti'den Boris Johnson olağanüstü hareket serbestisi kazanacak, bir anlamda "rejim değişmeye başlayacaktı".

Johnson da bu yeni rejimde, belki de son yıllarda sayıları gittikçe artan otoriter popülist liderler kervanına katılabilecekti.

Sokaktaki protestocuların ve birçok yorumcunun Parlamento'yu askıya alan kararı protesto ederken, sık sık "darbe" kavramını kullanmalarının arkasında bu kaygı vardı.

Yüksek Mahkeme'nin kararı, bu kaygıları büyük ölçüde, en azından şimdilik giderdi.

- Getty Images
Boris Johnson'ın sıradaki hamleleri merak ediliyor

Bundan sonra ne olur?

Yüksek Mahkemenin kararı, bu kaygıları büyük ölçüde en azından şimdilik giderdi ama, ülkenin, Brexit referandumundan bu yana içine düştüğü ve giderek derinleşen, toplumsal kutuplaşmanın beslediği siyasi krizi hafifletmedi.

Dahası bir Avrupa Birliği yöneticisinin kaygıyla dile getirdiği gibi, "Bu sürece büyük bir istikrarsızlık unsuru ekledi" ve hala gündemde bir dizi, birbirine bağlı yaşamsal soru var. Bu soruların olası cevapları ise halen tamamen belirsiz.

İlk ünce akla "Boris Johnson ne yapacak?", "Çoktan azınlığa düşmüş hükümete ne olacak?" soruları geliyor.

İkincisi, "Johnson, Yüksek Mahkeme'nin kararına uyacak mı? Yoka Parlamento'yu yeniden askıya almayı deneyebilir mi?" gibi sorular var.

Parlamento'yu askıya alma kararının arkasından, henüz parlamento kapanmadan, parlamenterler "anlaşmasız Brexit" seçeneğini reddeden bir yasa çıkarmışlardı. Bu yasa Başbakan'a, "Eğer 31 Ekime kadar bir anlaşma gerçekleşemezse, pazarlıklara devam edebilmek için, Avrupa Birliği'nden ek süre isteyeceksin" diyordu.

Başbakan ise, "ölürüm de ek süre istemem" diyordu.

Şimdi özetlersek: Johnson Meclisin çıkardığı yasaya ve Yüksek Mahkemenin kararına uyacak mı?

Johnson'un, kararın açıklanmasının hemen ardından, Washington'da yaptığı konuşmada, savaşkan bir dil kullanarak "31 Ekim'de çıkacağız" iddiasını güçlü bir vurguyla tekrarlaması uymaya niyetli olmadığını düşündürüyor. Peki o zaman 31 Ekim'de ne olacak?

Johnson Parlamento'nun geçirdiği yasaya ve Yüksek Mahkeme'nin kararına uymazsa, bir güven oylamasıyla devrilebilir.

Ancak o zaman gündeme erken seçim, bunun zamanlaması sorunu gelecek.

Gündeme gelecek bir diğer çok tartışmalı konu da seçime kadar, kurulacak geçici hükümette kimin başbakan olacağıyla ilgili.

Brexit süreci hangi aşamalardan geçerek ne yöne doğru ilerleyecek? Hükümet değişecek mi? Erken seçim olacak mı? Ülkedeki siyasi kutuplaşma derinleşecek mi? İngiltere AB'den çıkacak mı? Çıkarsa Birleşik Krallık'ın "birliği", İrlanda'daki "barış süreci" nasıl korunacak?

Artık birçok yorumcu ülkeyi boşuna "meçhule giden bir gemiye" benzetmiyor.