Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünyada her geçen yıl artan kanser ve otizm vakalarına dikkat çekmek ve bu konuda kamuoyu duyarlılığını artırmak amacıyla dünyadan ve Türkiye’den davetli önemli konuşmacılar 19 Kasım Pazar günü bir araya geldi.

İmmunoloji/ Otizm/Kanser ilişkisinin çarpıcı bilgilerle kamuoyuyla paylaşıldığı konferansın konuşmacıları arasında; Dünya Sağlık Vakfı Başkanı ve ELN (European Laboratory of Nutrients) Direktörü Prof. Emar Vogelaar, Autism Research Institute’un Türkiye’deki ilk ve tek DAN uzmanı, Medical Academy for Pediatric Special Needs’in ülkemizdeki tek temsilcisi ve aynı zamanda Autism Medical Institute Başkanı, Otizm Medikal Enstitü Başkanı Dr. Necip Cem Kınacı, Radyasyon Onkolojisi Uzmanı ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar ve Klinik Biyokimya Uzmanı Dr. Semra Tamer Levent yer aldı.

Bugüne kadar yaptığı pek çok konuşmada bağışıklık sistemi için besinlerin önemine dikkat çeken Prof. Emar Vogelaar, dünyada ve ülkemizde hızla artan kanser ve otizm vakalarının bağışıklık sistemiyle ilgili ilişkilerine değinerek sağlıklı bireylerin yetişmesi konusunda katılımcılara değerli bilgiler verdi. Kanser ve Otizm hastalıklarının yanı sıra diğer bozulmuş bağışıklık sistemi hastalıklarında Nagalase ve GcMAF’in önemi ile ilgili bilgiler de paylaşan Prof. Emar Vogelaar, günümüzde oldukça sık görülen bu hastalıkların artışını beslenme düzenimizle ilişkilendirerek nasıl durdurulabileceği konularında bilgiler verdi.

"ARTIK HASTALARA ANTİBİYOTİK VERİLMİYOR"

Prof. Emar Vogelaar: "C vitamini, selenyum ve A vitamini aldıkça bağışıklık sistemi güçleniyor ama fazla alınmasıyla da bağışıklık sistemi düşüşe geçiyor. Bağışıklık sisteminin yüzde 80’i bağırsaktan geçiyor. Bağırsak sistemindeki bozukluk bağışıklık sisteminin düşüklüğüne neden olur. Kanserin de otizmin de sebebi budur. Aslında birbirinden çok farklı görülmelerine rağmen ana sebepleri ve alt yapısı aynı olan problemlerdir. Artık hastalara antibiyotik verilmiyor bu yüzden iyi bir beslenmeye ihtiyacımız var. Enfeksiyonların sayısı artıyor. Kamu sağlığı, halk sağlığı problemleri artıyor. Tüberküloz gibi enfeksiyon hastalıkları artıyor. Eskiden kullanılan ilaçlar artık kullanılmaz hale geldi. İlaçları geliştirmeye yönelik çalışmalarda yapılıyor fakat bakteriler ve başka enfeksiyonlarda değişiyor. Bu giderek artan bir problem oluyor. İyi beslenme besin açısından yoğun gıdalar, vitaminler ve aminoasit açısından zengin gıdaların beslenmeye dahil edilmesi gerekiyor" dedi.

Konferansın diğer konuşmacıları arasında yer alan Otizm Medikal Enstitü Başkanı Dr. Necip Cem Kınacı “Otizm Spektrum Bozukluklarında Sorunları ve Çözümlerini” anlatarak 6 kıtadan, 68 ülkeden 10.000’nin üzerindeki hasta üzerinde yapılan araştırma verilerini davetlilerle paylaştı. Kınacı, bütün hastalıkların bağırsaklarda başladığını ve domino etkisiyle diğer problemlerin ortaya çıktığını ifade etti.

Kınacı, otizminde genetik bir altyapıdan geldiğini ifade ederek, "Genetik alt yapı bağırsak geçirgenliğini bozuyor. Bağırsak geçirgenliğinin bozulması, bir takım enzimlerin üretimlerini, hormonların yapımını bozuyor. Yetersizlikler oluşuyor, metebolik faaliyetler bozuluyor, bunun neticesinde ağır metaller birikiyor, kan-beyin bariyeri bozuluyor. İstemediğimiz toksit ürünlerin beyne ulaşması sonucunda beyinde bir enflamasyon oluşuyor ve bu da otizme neden oluyor. Otizim zincirin son halkası. Otizme gelene kadar çocuklar pek çok problemi yaşıyor.Otizim bağışıklık sisteminin düşük olmasından da kaynaklanıyor. Bağışıklık sisteminin yüzde 80’i bağırsaktan geçiyor. Bağırsak sistemindeki bozukluk bağışıklık sisteminin düşüklüğüne neden olur. Aslında birbirinden çok farklı görünmelerine rağmen ana sebepleri budur" dedi.

Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar “Kanser ve bağ dokusu ilişkisi, paradigmanın sorgulanması konularında bilgiler vererek bu konudaki deneyim ve araştırmalarını katılımcılarla paylaştı. Dizdar, doğal beslenmenin önemli olduğunu vurgulayarak ambalajlı gıdaların raf ömrünün uzatılması için içinden bazı maddelerin alındığını bunun da insan sağlığını olumsuz etkilediğini anlattı. Dizdar, "Beslenmenin içerik açısından değiştiğini ifade ederek ‘’Raf ömrünü uzatmak için doğal gıdaya değişiklik yapılıyor. Bileşim haline getirilip saflaştırılmış üründen bazı şeyler eksiltiliyorki mikroorganizmalar tarafından işlem yapılamasın. Çünkü bu ambaljlı ürünler açılınca da bozulmuyor. Ömürleri çok uzun. Dolayısıyla da gıda zinciri içerisinde sürekli hale gelirse insan vücudu değişmeye başlıyor. Bundan hareketle tıbbın bakış açısını değiştirmemiz mümkün" dedi.

VÜCUDUMUZDA 100 TRİLYON HÜCRENİN İÇİNDE VE ÜZERİMİZDE MİKROPLAR YAŞIYOR

Günümüzde oldukça sık konuşulan ve merak edilen konulardan biri olan “İntestinal Mikrobiyota” konusunu anlatan Klinik Biyokimya Uzmanı Dr. Semra Tamer Levent, bağırsaklardaki probiyotikler ve mikrobiyata denge vücut metabolizması, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi, beyin fonksiyonları ve davranışlar üzerinde nasıl rol oynadığının önemini vurguladı. Kişinin genetik özellikleri yanında, bağırsak florasındaki bireysel farklılıkların inflamatuvar bağırsak hastalıkları, alerjik hastalıklar, diyabet, obezite, kalp hastalıkları ve nörolojik hastalıklar yanında otizm ve duygu-davranış bozuklukları gibi hastalıkların oluşumunun da nasıl oluştuğunu detaylı olarak anlatan Dr. Semra Tamer Levent, bu nedenle bağırsağın yararlı bakteriler ile yapılandırılması ile olası hastalıkların nasıl önlenebileceğini ve bu konudaki araştırma ve gelişmeleri kendi perspektifiyle paylaştı. Vücudumuzda 100 trilyon hücremizin içinde ve üzerimizde mikroplar yaşıyor. Mikrobial topluluğa mikrobiyata diyoruz. Bunlar virüsler ve bakteriler, yüzde 90'ı bağırsaklarımızda bulunuyor. 300'ün üzerinde farklı çeşit mikroorganizma var. Bağırsağımızda kalkan oluşturarak bizi koruyorlar. 3 yaşından itibaren mikrobiyata erişkinliğe ulaşıyor. Diyet, stres, bulunduğumuz ortam mikrobiyotanın zayıflamasına neden olabiliyor. Dolayısıyla hastalıklar meydana gelebiliyor. Mikrobiyota ile beyin arasında çift yönlü etkileşim mevcut beynimizdeki stress, bağırsağımızdaki mikrobiyotayı değiştiriyor’’ dedi.

Düzenlenen konferansa, katılımlarıyla Otizm Dernekleri Federasyonu, Autism Medical Institute/ İzmir ve Beşiktaşlı Girişimci İş Adamları ve Kadınları Derneği Otizmli Çocuklar Faaliyet Komisyonu destek vermekte. Gerek konukları, gerekse tıpta devrimsel yaklaşım denilebilecek nitelikte verilen önemli bilgiler nedeniyle bugüne kadar düzenlenen en faydalı konferanslardan biri olma özelliği taşıyan organizasyonun tüm geliri Otizm Dernekleri Federasyonu’na bağışlandı.