Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Tüm ülkelerde hayatını kaybedenlerin yüzde 90'ından fazlası 65 yaş üzeri. Bu sorundan yaşlı nüfusta sıkça görülen yüksek tansiyon, diyabet, KOAH gibi hastalıklar veya hastaların kullandıkları ilaçlar sorumlu tutulsa da elde henüz bu denli yüksek yaşam kaybını açıklayacak bir veri olmadığı belirtiliyor. Memorial Hastaneleri Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Türker Şahiner, Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusa getirilen ve 3 aya yakın süren sokağa çıkma yasağının tavizsiz uygulandığını ve halkın buna uyumunun çok yüksek oranda olduğunu söyleyerek “Dünya istatistikleri, Türkiye verilerinin ve özellikle hasta kaybının diğer ülkelere oranla dikkat çekici düzeyde düşük olduğunu gösterse de bu kısıtlamaların yaratacağı olumsuz etkileri veya öngörülemeyen problemleri izleyip çözüm üretmemiz ve hazırlıklı olmamız gerek” diyor.

EVDE KALANLAR SOKAKTAKİ MOTİVASYONU BULAMIYOR

Prof. Dr. Türker Şahiner, bu noktada Alzheimer hastalarıyla ilgili önemli bir bilgi paylaşıyor ve “Yeniden görmeye başladığımız Alzheimer hastaları ve onlara bakım veren kişilerin yaşadığı problemler bu dönemde ciddi miktarda artmış durumda. Değişik yakınmalarla dönen hastalarda temel problemin ‘metabolik sendrom’ olarak bilinen ve çok geniş çerçevede sorunlar yaratan klinik tablo olduğunu görüyoruz. Evde kalan yaşlı bireyler her ne kadar ev içi egzersizler yapmaya gayret etseler de bu şartlar altında sokaktaki motivasyonu yaratmak mümkün olmuyor” diyor.

HAREKETSİZLİK METABOLİZMAYI BOZUYOR

Erken ve orta Alzheimer hastaları ile iletişim kurup onları ikna etme zorlukları önemli sonuçlara yol açıyor. Hareketsizlik sınırlı bir dengede olan metabolizmayı yani vücuda enerji sağlayan şekeri yakma sürecini bozuyor. Tüm problemler de bu noktada başlıyor. Gıdalar ile alınan enerji iyi kullanılamayınca kolayca yağ olarak depolanıyor. Bu noktada çok az yemek yenmesi bile hızlı kilo alımına yol açıyor. Bu durum yaşlı bireylerde hızla kan basıncı yani tansiyon yüksekliğine neden oluyor. Böylece insülin direnci adı verilen diyabet öncesi sürece giriliyor. Aşırı insülin salgısı pankreası yoruyor. Bazen insülin direnci hızla ilerleyerek diyabete dönüşüyor. Bu nedenlerle aterosklerosis yani damar sertliği tablosu hızlanıyor ve metabolik sendrom tüm organları olumsuz etkiliyor.

METABOLİK SENDROM ALZHEİMER HASTALARINDA ÇOK ETKİLİ

Prof. Dr. Türker Şahiner, metabolik sendromun Alzheimer hastalarında çok önemli olduğunu söylüyor ve bunun nedenini; “Çünkü organlarımız içinde kan şekerinin oynamasından veya şekerin iyi yakılamadığı durumlardan en fazla etkilenen organımız beynimizdir. İnsan beyni 1.5 kg kadar ağırlığında bir organ olmasına rağmen vücudun aldığı şekerin yüzde 25’ ini tüketir. Ayrıca tüm organlarımız çeşitli farklı gıdalardan glukoz üretne yeteneğine sahiptir ve uzun süre şeker almasa bile dayanıp hasar görmez. Beynimiz bunun dışındadır ve şeker düşüklüğüne en fazla 30 dakika dayanabilir. Bu noktada kan şekeri çok kısa süreli oynadığında bile beyin fonksiyonları bu durumdan olağanüstü etkilenir. Buna örnek olarak çocukların okul başarısında açlık ve tokluk durumuna göre çok belirgin farklar olması verilebilir” diyerek açıklıyor..

EVDE BUNALAN HASTALAR SOKAĞA ÇIKSA DA KOLAY SAKİNLEŞMİYOR

Alzheimer hastalarında beynin şekeri kullanma durumunun çeşitli nedenlerle her an bozulmaya meyilli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Türker Şahiner devam ediyor; “İleri evre hastaların tatlıya aşırı düşkün olmaları nadir değildir. Bu hastalarda hareketsizliğin tetiklediği metabolizma bozukluğu ve insülin direnci sonucunda beynin ilk tepkisi huzursuzluktur. Bu durum aç kalması halinde huysuzluk yapan bir çocuğa benzetilebilir. Bu noktada öğünleri artırmak veya şekerli gıdalar vermek durumu düzeltmeyeceği gibi tam tersine hastanın kilo almasına neden olur. Huzursuzlukları artan hastaların ruhsal durumları giderek bozulur, erken ve orta evrede nadir görülen ajitasyonlar veya öfke nöbetleri sıklaşır. Başlangıçta evde bunaldığı için sinirli olan hasta artık sokağa çıksa bile kolay sakinleşmez. Bu gibi durumlarda bakım verenler ve yakınları hastayı kontrol etmekte çok zorlanır.”

YAŞLI HASTALARIN TUVALET VE HİJYEN PROBLEMLERİNDE BÜYÜK ARTIŞ

Bu dönemde sıklıkla sakinleştirici ilaçlara çok erken evrelerde başlamak zorunda kalınıyor. Hasta bunun sonucunda sakinleşse de bu kez de sınırda olan bellek durumu başta olmak üzere tüm beyin fonksiyonları bir miktar daha yavaşlıyor. Bu süreçte hastalar daha unutkan, dikkatsiz ve pervasız oluyorlar. Özellikle orta evre hastalarda tuvalet problemleri ile hijyen problemlerinin ciddi artış gösterdiği belirtiliyor. Bu hastaların gece uykuları bozuluyor, sık uyanıyor ve kaliteli uyku uyuyamıyorlar. Onları uyanık tutmak için eskiden zaman ayırmaktan hoşlandıkları hobilerine zorlamak çok daha güç hale geliyor. Ayrıca gün içinde uykulu olan hastanın insülin direnci daha da şiddetlendiği için problemler kısır döngüye giriyor.

HASTALIK HIZINDAKİ ANİ ARTIŞIN NEDENİ

Bu durum çoğu zaman “Alzheimer hastalığı birden çok ilerledi” şeklinde ifade edilse de metabolik sendromun şiddetlenmesi Alzheimer hastalığının ilerleme hızını artırsa bile bu hızlı bozulmanın altında akut gelişen bir tablo yatıyor. Alzheimer hastasında bu dönemde görülebilecek problemler karşısında yeni ortaya çıkan her şikayetin çok geniş bir perspektif içinde değerlendirilmesi gerekiyor. Ev içi ve ev dışı egzersizleri (mümkünse) artırmak ve günlük 1 saatlik yürüyüş yaptırmak hastanın kısa sürede eski bilişsel düzeye gelmesine yetiyor. Diyabet hastalarının kan şeker takibine ve diyabeti olmayanlar için HOMA-IR indeksi gibi ölçümlerin belirli aralıklarla yapılmasının da problemlerin çözümüne katkı sağlayacağı belirtiliyor.