Silahla kurulan ittifaklar sarsılırken diplomasinin sessiz gücü Körfez’i şekillendiriyor
Körfez'de kriz derinleşirken Birleşik Arap Emirlikleri askeri ittifaklarla güvenlik arayışını artırıyor; ancak Suudi Arabistan, İran ve Husilerle kurduğu dengeli diplomasi ağıyla sahayı sessizce yeniden şekillendiriyor. Habertürk TV Güvenlik Politikaları Koordinatörü Çetiner Çetin'in haberi...
Riyad’ın “kurşunsuz stratejisi”, bölgedeki güç mücadelesini silahların değil sabrın ve hesaplı hamlelerin belirlediğini ortaya koyuyor.
Körfez’de görünmeyen ayrışma
Körfez’de dengeler hızla değişirken ortaya çıkan tablo dikkat çekici bir çelişkiyi gözler önüne seriyor: BAE kriz içindeyken, Suudi Arabistan hesaplanmış diplomatik ustalıkla dalgayı ustalıkla yönetiyor. Bölgedeki askeri gerilim tırmanırken, özellikle Birleşik Arap Emirlikleri doğrudan hedef haline gelirken; Suudi Arabistan daha sessiz ama çok daha etkili bir stratejiyle sahayı yeniden şekillendiriyor. İngiliz ve Amerikan düşünce kuruluşlarının analizlerinde bu tablo, “aktif tarafsızlık” ve “stratejik sabır” olarak tanımlanırken, Arapça yayınlarda ise “soğukkanlı güç yönetimi” ifadesi öne çıkıyor.
İsrail yakınlaşması ve Riyad’ın mesafesi
Emirlikler’in İsrail ile askeri ittifakı, günler önce yazdığım gibi, Suudiler tarafından hoş karşılanmıyor. Ancak, İran ile savaşın yeniden başlaması da Riyad tarafından olumlu bir gelişme olarak görülmüyor ve yanıt oldukça basit. İran ile doğrudan ya da dolaylı temas kanallarını açık tutan Riyad, krizin derinleşmesini değil kontrol altına alınmasını hedefliyor. İngilizce raporlar bu yaklaşımı “conflict containment strategy” olarak tanımlarken, Arap basınında bu durum “yangını büyütmeden söndürme sanatı” olarak yorumlanıyor.
Husiler: Tehditten kalkana
Suudiler, Husiler ile diplomatik bir anlaşma örerek bir zamanlar ölümcül bir tehdit olan şeyi, tesisleri ve gemileri için bir kalkana dönüştürdüler. Bu, Somali kıyılarına yakın geçiş yapan gemilerini de kapsıyor; bu bölge eskiden Suudi nakliyeciliği için muazzam risk taşıyan bir alandı. Husiler ile kurulan bu yeni denge, özellikle Kızıldeniz hattında güvenliği artırırken, uluslararası denizcilik raporlarında “risk nötralizasyonu” olarak tanımlanıyor. Bir zamanlar petrol akışını tehdit eden bir yapı, bugün dolaylı bir güvenlik tamponuna dönüşmüş durumda.
İran ile sessiz anlaşma hattı
Başka bir cephede, Suudiler, Yanbu’ya uzanan boru hattını koruyan bir anlaşmaya İran ile vardılar. Bu, üretimlerinin %50’sinden fazlasını Kızıldeniz üzerinden ihraç etmelerini sağlıyor; ancak, yükselen petrol fiyatlarıyla birlikte, Suudiler daha az satarak bu kayıpların bir kısmını telafi ettiler – OPEC’in kuruluşundan beri Suudi stratejisinin ustalık hamlesi. Enerji piyasalarına ilişkin İngilizce analizler bu modeli “volume control, price maximization” olarak tanımlıyor ve Riyad’ın kriz dönemlerinde gelir dengesini koruma becerisine dikkat çekiyor.
Askeri koruma mı stratejik derinlik mi?
ABD ve İsrail’e yapılan bahis, Emirlikler’e askeri koruma sağlıyor, ancak Suudi Arabistan stratejik derinliği elinde tutuyor. İsrail ile geliştirilen askeri iş birlikleri, Emirlikler’e kısa vadeli güvenlik sağlarken, uzun vadede dışa bağımlılığı artırıyor. Amerikan güvenlik raporlarında bu durum “security outsourcing” olarak tanımlanıyor. Buna karşılık Riyad, sahayı doğrudan kontrol etmek yerine riskleri dağıtarak yönetmeyi tercih ediyor.
Körfez’de iki farklı yol
Körfez’de bir ayrışma eğilimi var: Bölgesel diplomasiyi tercih eden Suudi liderliğindeki bir eksen ve dış askeri güce oynayan Emirlikler liderliğindeki bir eksen. Bu ayrışma artık sadece güvenlik politikalarıyla sınırlı değil; enerji, ticaret ve diplomasi alanlarında da derinleşiyor. Arapça analizlerde bu durum “iki Körfez modeli” olarak adlandırılırken, Batılı raporlar bunu “jeopolitik yön ayrımı” olarak tanımlıyor.
İzolasyon riski büyüyor
İsrail askerlerinin Emirlikler’de olmasının, komşularından izolasyonlarını sadece derinleştireceğini görmek için jeopolitik uzmanı olmanıza gerek yok. Bölgedeki birçok aktör, bu askeri yakınlaşmayı Emirlikler’in stratejik yalnızlığını artıran bir faktör olarak değerlendiriyor. Bu durum, Körfez içi dengeleri daha kırılgan hale getirirken, Emirlikler’in bölgesel manevra alanını da daraltıyor.
Riyad’ın büyük bahsi
Suudiler, gizli ve hırslı bir bahis yapıyorlar: Emirlikler ile İsrail arasındaki bu yakınlaşmanın geçici olduğu ve BAE’nin hem iç hem de dış desteğini zayıflatacağı, sonunda MBZ yani Muhammed bin Zayid El Nahyan’ı Suudi yardımına yalvarmaya zorlayacağı yönünde. Farsça ve Arapça stratejik analizlerde bu yaklaşım “zamanla çözülme stratejisi” olarak ifade ediliyor.
Kurşunsuz güç projeksiyonu
Riyad, Amerikalılara arazi ve hava sahası verme anlaşmasını yerine getirdi, İran ile müzakere ederek altyapısının çoğunu sağlam tuttu, Husiler ile mükemmel bir anlaşma yaptı ve şimdi tek bir kurşun atmadan Emirlikler’e karşı bahse giriyor. İngiliz ve Amerikan raporları bu durumu “silent power projection” olarak tanımlarken, ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcı: Körfez’de biri silahla güvenlik ararken, diğeri diplomasiyle oyunu kuruyor. Ve ironik biçimde, en az ateş eden aktör, en çok kazanmaya en yakın taraf olarak öne çıkıyor.
*Fotoğraf: Associated Press, temsilidir