Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Nevzat ÇİÇEK/GAZETE HABERTÜRK

Tunus’ta Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi parti olarak İslami faaliyetleri bırakıp sadece siyasi çalışmalara ağırlık verecekleri bir dönüşüm aşamasında olduklarını defalarca ifade etse de bu uluslararası kamuoyu tarafından çok dikkate alınmadı. Gannuşi, “Parti olarak yalnızca siyasi çalışmalara yoğunlaşacak ve devletten başlayarak sadece reform üzerinde mesai harcayarak diğer alanları sivil toplum kuruluşlarına bırakacak bir dönüşüm sürecindeyiz” ifadesini daha önce de kullanmış, aynı ifadeleri takip ettiğimiz Nahda Kongresi’nde de tekrarlamıştı.

Görüştüğümüz Nahda yetkilileri, “Partimizin ileriye doğru adım atabilmesi için politikalarını yeniden çizmesi lazım. Biz İslami kimliğe sahip olan siyasi, sivil, demokratik bir parti olarak yolumuza devam edeceğiz. Dini faaliyetlerimizi bırakmamız laik bir parti olacağımız anlamına gelmiyor. Biz sivil alanın çalışma alanı önündeki engelleri kaldıracağız ve sivil alanda davet çalışmalarının yapılmasının önünü açacağız” dedi.



SİYASET BİLİMCİLER: NAHDA’NIN YAPISI BUNA UYGUN

Tunus’ta görüştüğümüz siyaset bilimciler ve sosyologlar Arap Baharı’nın ilk kıvılcımının parladığı yer olarak dikkatleri üzerine çeken ve geçiş sürecinin en az sorun yaşayan ülkesi olan Tunus’taki demokratikleşme sürecinin başarıya ulaşmasında şüphesiz Nahda Hareketi’nin rolünün büyük olduğunun altını çiziyor. Gannuşi’nin Batılı eğitim tarzıyla yetişmesi, liberal düşünceye toleranslı yaklaşması ve İslam’ı daha özgürlükçü anlayışla yorumlamasının Nahda Hareketi’ni diğer İslami hareketlerden farklı kıldığını ifade eden uzmanlar, Nahda’nın, diğer İslami hareketlere göre daha seküler, liberal ve demokratik bir yapıda olduğunu belirtiyor. Kongreyi beraber takip ettiğimiz hem Amerika’da hem Tunus’ta büroları bulunan ve aslen Tunuslu olan İslam ve Demokrasi Merkezi yetkililerinden Rıdwan Masmoudi İslam ve demokrasinin beraber bir sistem içerisinde yürüyebileceğini, kapanan içtihat kapısının aslında bir- çok şeyi zorladığını ve bu nedenle şûranın bu görevi alabileceğini kaydetse de bu görüşe özellikle yapılacak olan kanunların gücünün nereden geleceği tartışmasıyla itiraz ediliyor. Öyle ki Nahda’ya en büyük eleştiri de Masmoudi’nin dediği bu noktadan geliyor.



CEZAEVİNDEN ÇIKANLARLA GENÇ KADROLAR FARKLI

“Tunus bağımsız bir devlettir, dini İslam, dili Arapça ve rejimi cumhuriyettir” ifadesinin yanı sıra devletin İslam kimliğini savunanlar ile ülkede İslam şeriatının uygulanması çağ- rısı yapanlar arasındaki bölünmüşlük, siyasetçilerin çoğunluğunun kafasını karıştırdığı gibi Nahda’nın özellikle cezaevi çıkışlı kadroları ile genç kadrolarını da karşı karşıya getiriyor. Fakat Nahda Hareketi’nin ‘şeriatın temelleri’ hususunda ödünler verdiği suçlamaları, en çok Selefi İslami grupların yanı sıra İslamcı Hizbu Tahrir Partisi’nden ve ‘Kimlik Akımı’ndan geliyor. Bu suçlamaları yöneltenler, özellikle şunu ifade ediyor: “Birçok Arap ülkesinde bağımsızlık sonrası kabul edilen anayasalarda her ne kadar birtakım farklılıklar mevcut olsa da ancak çoğunda ‘İslam, devletin dinidir!’, ‘İslam, yasama kaynaklarından biridir!’ veya ‘İslam hukuku/ilkeleri yasamanın temel kaynağını oluşturur!’ gibi İslam şeriatına göndermeler yapıldığı iyi bilinmektedir. Bu durumda 2014’ün başlarında onaylanan Tunus Anayasası’na bakıldı- ğında bırakın ‘İslam hukuku, Tunus’ta yasama kaynaklarından biridir!’ gibi maddelere yer verilmiş olmasını, hiçbir İslami esastan söz bile edilmemektedir.”

İSLAM-DEMOKRASİ UYUMU AÇISINDAN SELEFİLER ELEŞTİRİYOR

Gannuşi Tunus’un ve halkın menfaati için uzlaşmanın gerekli olduğunu her zaman söylerken, muhalefet ağır eleştirilerde bulunuyor. Selefiler, Gannuşi’yi İslam-demokrasi uyumu, fikir özgürlüğü, kadın hakları vb. konulardaki görüşleri sebebiyle şiddetle eleştiriyor hatta “Kadın devlet başkanı olabilir” dediği için tekfir edenler olmasına rağ- men, sol ve aşırı sol muhalefetten inanılmaz suçlamalara maruz kalıyor. Oysa Gannuşi’ye göre laiklik tartışması usuli bir tartışmadır, buna felsefi boyutun eklemlenmesi ise daha sonraki süreçte olmuştur. Gannuşi, laikliğin kabulüne ilişkin görüşünü, “İslam, siyasi alanı dini alandan ayırmaktadır” diye dile getiriyor.

ENTELEKTÜEL KESİMİN MUHALEFETİ SÖZ KONUSU

Nahda’nın en çok eleştirildiği konular arasında parti söylemleri ve yasalarda yer alan kadına bakış meselesi geliyor. Bunun davet ve siyasette nasıl yürüyeceği de en çok merak edilen konuların başında gelmekle birlikte ileride bir çatlak oluşturma ihtimali de gözlerden ırak tutulmuyor.

Tunus’ta Nahda, kırsal kesim ve geç- mişte hükümet dışında kalan, devlet memuru ve işçisi olamayan kesimlerin desteğini alırken, büyük ölçüde medya ve entelektüel kesimin sert muhalefetiyle karşılaşıyor. Dolayısıyla bu ayrımda Selefi grupların yanı sıra medyanın izleyeceği yol da bu denemenin başarılı olup olmayacağını ortaya koyacak.

YOL AYRIMI OCAK 2014’TE KABUL EDİLEN MADDEDE ASLINDA

Nahda’nın bugün geldiği yol ayrımını, Ocak 2014’te Tunus Kurucu Meclisi’nde kabul edilen maddelerde aramak gerekiyor. Tunus Kurucu Meclisi ve Parlamentosu, Ocak 2014’te “Genel Hükümler” bölü- münde, “Devlet dinin koruyucusudur. Devlet inanç ve vicdan özgürlüğü ve dini uygulamaları güvence altına alır. Mescitler ve ibadethanelerin partilere bağlı olmaması için tarafsız olmalarını sağlar. Devlet ılımlılık ve hoşgörü değerlerinin yayılmasını, kutsalın korunmasını sağlar ve bunlar aleyhinde olanı engeller. Tekfir etmeyi, nefreti, şiddeti ve kini yasaklar” diyor ve bunu anayasanın 6. maddesi olarak onaylıyor. Nahda Hareketi içerisinde yer alan ulemanın ve hocaların çoğu bu maddeye itiraz ederken, bir kesimse Allah’tan başkasına ibadet etme anlamına gelen küfür çeşitlerine de hukuki bir zemin oluşturmak maksadıyla bu maddeyi vicdan özgürlüğü olarak değerlendirmiş- tir. Yanı sıra ulemanın bir kesimi anayasanın tekfir etmeyi yasaklanmasına itiraz ederek “Şeriatın bir dini görev olarak yüklediği tekfiri nasıl olur da yasaklama yönünde siz bu denli cesaretli davranırsınız?” şeklinde karşı bir tavır sergilemişlerdir.