BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Continental Havayolları 90’ların başında büyük bir mali kriz yaşamış, 1992’de 125 milyon dolar zarar etmişti. 1993’te 199, 1994’te 619 milyon dolar zarar daha... Araştırıldı ve sebebinin geç iniş kalkışlar olduğu ortaya çıktı. Havayolu, iflasa ramak kala hamle yaptı, “İlerle” adlı son bir plan uygulama kararı aldı. “İlerle”nin ana unsurlarından biri, şirketin zamanında kalkış ve inişlerde en iyi beş havayolu firması arasında girdiği her aydan sonra her çalışana 65 dolar prim vaadiydi. Bir yıl içerisinde Continental 619 milyon dolar zarardan 224 milyon dolar kâra geçti. Kâr 1997’de 385 milyon dolara ulaştı. Vurgulanması gereken nokta şuydu: “İlerle”nin şirketi kurtaran teşviki kişisel değil kolektif bir teşvikti. Ödüllendirilen ekip çalışmasıydı, öne çıkan bireysel çaba değil. Zaten 2009’da yapılan bir çalışma, işyeri ekipleri bağlamında kişiye özel teşviklerin iş motivasyonunu düşürme özelliği olabileceğini gösterdi. Çalışanlar kişisel değil ortak menfaatlere odaklandığında daha mı verimli oluyordu?

Kürşad Oğuz'un HT Cumartesi'de yer alan yazısına göre, 2000 yılında Uri Gneezy ve Aldo Rustichini zorunlu bir lise projesi kapsamında dezavantajlı gençler için bağış toplamak üzere kapı kapı gezen bir grup çocuğu takip etti. Çocuklar iki gruba ayrıldı. A grubuna, topladıkları bağışların hepsinin ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere bir hayır fonuna gideceği söylendi. B grubundaki çocuklara ise toplamayı başardıkları bağışların yüzde 20’sinin harcadıkları zaman ve çabaya mükâfat olarak ödeneceği söylendi. İki grup da aynı anda başlayıp aynı anda döndü. Çabaları için mükâfat sunulan çocuklar diğer gruptaki çocuklardan önemli derecede az bağış toplamışlardı. Maddi teşvik, ulvi amaçlar söz konusu olduğunda motivasyonu mu düşürüyordu?

‘MANTIKTA DUYGU VARDIR’
Aklımız düşündüğümüzden daha “duygusal” veya duygularımız düşündüğümüzden daha “rasyonel” olabilir mi? 130’dan fazla üniversitede seminer veren, oyun teorisi ve davranışsal ekonomi uzmanı, Kudüs Hebrew Üniversitesi Rasyonalite Çalışmaları Merkezi’nin direktörü Profesör Eyal Winter “Olabilir” diyor: “Duyguda mantık ve çoğunlukla mantıkta duygu vardır.” Duygular karar verişimizi nasıl etkiler? Bize nasıl mâni ve yardımcı olurlar? Kolektif duygular nasıl oluşur? Bizi hem düşünen hem duygusal yaratıklar yapan hangi duygulardır? Kitabında son araştırmalardan yola çıkarak bu soruların cevabını arıyor Winter.

Günlük hayatımızda sık karşılaştığımız problemlere cevaplar, anlam veremediğimiz pek çok tercihimize açıklamalar, “Şimdi anlıyorum” dedirtecek bolca şaşırtıcı analiz var “Akıllı Hissetmek”te.

İNTİHAR EDEN ARILAR
Güven ve cömertlik ile etnik kökenlerin insanların tercihlerindeki etkileri Winter’in özellikle üstünde durduğu konular. Bu amaçla yapılan deneylerden çokça faydalanıyor kitabında. Bunlardan birinde soyadlarından nereli oldukları çok iyi anlaşılan Avrupalı ve Ortadoğulu denekler ikiye ayrılır. “Teklif edici” denen bir bölümüne 100 dolar verilir ve bu parayı ya kendinde saklayabileceği ya da bir miktarını karşıdaki alıcıya verebileceği, böyle yaparsa verdiği miktarın üç katının alıcıda kalacağı (mesela 20 doların üç katı 60 dolar) , böylece alıcının teklif ediciyi bir miktar daha ödüllendirebileceği söylenir. Sonuç: Avrupa kökenli teklif edicilerden Ortadoğu kökenli alıcılara önemli ölçüde az para verilir. İşin garibi, Ortadoğu kökenli alıcılar da kendi etnik kökenini paylaşan oyunculara bir derece aynı ayrımcılığı yapar. Peki alıcılar teklif edenleri ödüllendirdi mi? Deney sonunda Ortadoğulu alıcıların bu konuda Avrupalı alıcılardan daha cömert olduğu da ortaya çıkar.

Ayrımcılığın hiç de az olmadığını; karşı etnisiteye güven ve güvensizliğin genellemelerle şekillendiğini söylüyor yazar. Bu noktada bir tür damgalamadan bahsedebiliriz hatta.

Ancak bunun hayati bir sakıncası var. Bunu da Almanya’da yapay çiçekler ve arılarla yapılan bir deney gösteriyor bize. Bu sefer deneyciler, sarı ve mavi olarak farklı renklerde boyanmış yapay çiçeklerden bir tarla yaptılar. Sarı çiçeklere nektar yerleştirildi ama mavi çiçekler boştu. Sonra genç bir arı sürüsü tarlaya bırakıldı. Mavi çiçeklere konan arılar hayal kırıklığına uğrayıp hızla sarılara yöneldiler. Zamanla hepsi mavi çiçeklerden uzak durup sarılara konmayı öğrendiler. Sonra deneyciler kuralı değiştirdi, nektarı mavi çiçeklere yerleştirdiler. Beklenti, arıların yavaş yavaş mavi çiçeklere geleceğiydi. Ama öyle olmadı. Arılar önceki davranış kalıplarını koruyup inatçı şekilde sadece sarı çiçekleri ziyaret etmeyi sürdürdü. Her seferindeki hüsrana rağmen. Bu, arılar beslenme eksikliğinden sürekli güç kaybettiğinde de sürdü. Sonunda bütün arı popülasyonu öldü. Bir anlamda, mavi çiçeklere vurmuş oldukları damga uğruna intihar ettiler...

ERKEKLER VE KADINLAR ÜZERİNE
Winter, kadın-erkek ilişkilerindeki klişeleri ve bunlarla ilgili gerçekleri de sıralıyor kitabında. İşte bazıları.

1.Kadınlar eşlerini erkeklerden daha fazla kıskanır ve onlardan kuşkulanır. Gerçek: Pek çok araştırma erkeklerin duygusal olarak en çok partnerlerinin cinsel sadakatsizliğinden incindiğini, kadınların da duygusal sadakati korumak için daha kaygılı olduklarını ortaya çıkardı. Eşi dışındaki erkeklerle yoğun duygusal (ama cinsel olmayan) ilişkileri olan kadınlar, duygusal bağlılıklar içermeyen evlilik dışı cinsel ilişkileri olan kadınlardan daha güçlü bir suçluluk hissederler. Bunun aksine, erkekler eşleri dışındaki kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerinde duygusal ilişkilerdekinden daha fazla suçluluk hissederler.

2.Erkeklerin eşlerini aldatma olasılığı kadınlarınkinden daha yüksektir. Gerçek: ABD’de birkaç yıl önce yeni doğan bebeklerin DNA testleri kullanılarak yapılan bir araştırma, yeni doğanların yüzde 5-10’unun onların babaları olarak kaydedilenlerin biyolojik çocukları olmadığını ortaya çıkardı. O erkeklerin çoğu, başka bir erkeğin çocuğunu yetiştirdiğinden habersiz.

3.Kadınlar eşlerinin yaşına daha az önem verirken erkekler daha genç kadın ararlar. Gerçek: İstatistiksel kanıtlar, evliliklerin çoğunda kocaların daha yaşlı olduğunu gösterir. Birkaç yıl önce Finlandiya’da, çocuk sayısını en üst düzeye çıkarmak amacıyla erkek-kadın arasındaki en uygun yaş farkı araştırıldı. En yüksek sayıda sağlıklı çocuk sahibi olmak için en uygun yaş farkı, kocaların eşlerinden 16.4 yaş daha büyük olduğu evliliklerde bulundu.

EYYAMCI HAKEMLER
Chicago ve Brown üniversitelerinden araştırmacılar 2005’te futbol maçlarında hakemlerin aldıkları kararlara baktı. Özellikle uzatma dakikalarına odaklandılar. Hakemlerin ev sahibi tarafı kayıran uzatma süreleri verdiklerini gördüler. Ev sahibi takım gerideyse uzatma süresi uzuyor, öndeyse kısalıyordu.

ÖZGÜVEN PATLAMASI
Çoğumuz, çoğu zaman, gerçekte sahip olduğumuzdan daha büyük yeteneklerimiz olduğuna inanarak kendimizi kandırırız. Efsane yatırımcı Warren Buffett bir gün Boston’da Route 1’de giderken karısı arar: “Dikkatli sür. Radyoda Route 1’de ters yönde giden bir salak olduğunu duydum.” “Canım” der Buffett, “Keşke sadece bir salak olsaydı, bunu yapan onlarca araba görüyorum.”

YÜZÜN KIZARMASI
Avustralya’da 2003’te yapılan deneyde deneklerden, sadece profilden görülüyorlarken -her deneğin yüzünün sadece bir yarısı başkalarına görünürken- şarkı söylemeleri istendi. Deneyi yapanlar, yüzün diğerlerinin bakışına maruz kalan yarısına kan akışının, diğer yarısına göre daha yüksek olduğunu buldular.

BİR ÇİFT GÖZ
Yüz ifadesinin gücü, Britanya’daki deneyle netlik kazandı. Bir devlet dairesine kahve makinesi yerleştirildi ve kahve alanların kutuya bir sterlin atmalarını isteyen bir işaret asıldı. Birçok kişi görmezden geldi, makineyi parasız kullandı. İkinci hafta doğrudan kahve makinesinin kullanıcılarına bakan bir çift göz fotoğrafı eklendi. Bir hafta sonra kutudaki para makineden alınan kahve sayısına neredeyse eşittir.

BU HAFTA NE OKUSAK?
Casusluk kitapları deyince ilk akla gelen isimlerden John Le Carré kurgusal bir anlatıyla kendi otobiyografisini yazdı; tecrübelerinden faydalanın. Diğeri de rock’ın efsane ismi Bruce Springsteen’in otobiyografisi. Yazımı yedi yıl süren kitapta şarkılarındaki samimiyeti bulacaksınız.

 


Güvercin Tüneli John Le Carré Çev: Dilek Şendil Alfa Yayınevi

 


Born To Run Bruce Springsteen Çev: Özge Onan Doğan Kitap

YORUM YAP0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300