Mehmet Çalışkan

'Zemheri'...
SHOW TV'nin Ay Yapım imzalı fenomen dizisi.
Sema Ergenekon'un senaryosunu yazdığı 'Zemheri'nin yönetmeni Hilal Saral.
Başrolleri Alperen Duymaz, Ayça Ayçin Turan, Hazal Filiz Küçükköse, Şebnem Dönmez, Zerrin Tekindor ve Emir Çubukçu paylaşıyor.

'Zemheri', çarşamba günleri saat 20'de SHOW TV'DE...

'Zemheri'de 'Faruk'u canlandıran Emir Çubukçu, dizide rol alması için gelen teklifi neden kabul ettiğini, oyunculuk anlayışını, kırmızı çizgiyi hangi koşullarda çizeceğini, mesleği adına planlarını Habertürk'e anlattı.

'Zemheri'nin kadrosuna dahil olma sürecinden söz edebilir misiniz?
Aslında bu süreç diğer projelerden farklı ilerlemedi. 'Görüşmeler yapıldı ve oldu' diyebilirim ama biz Hilal Hoca (Saral) ile ne zamandır denk gelmeye çalışıyorduk. Sağ olsun, kendisi benimle çalışmak istiyordu. Ben de 'Hilal Saral ile çalışmak ne güzel olur' diyordum. Ay Yapım da televizyondaki ilk işim olan ve benim için hâlâ farklı bir yerde duran 'Karadayı'nın yapımcısı... Sonrasında da 'Bana Sevmeyi Anlat'ta da Ay Yapım ile çalışmıştık. 'Tekrar bir araya gelsek ne güzel olur' diye düşünüyordum. Bu sefer denk geldi, karşılaştık, kendileri de beni bu projeye uygun buldular. Ben de çok keyifle, isteyerek 'Zemheri'nin içinde yer aldım.

Hangi özellikleri sizi etkilediği için 'Ben bu işte varım' dediniz?
Öncelikle oynayacağım karakter ve ekip beni çok heyecanlandırdı. Hilal Hoca ile ve bütün oyuncu arkadaşlarımla çalışacak, Zerrin Abla ile (Tekindor) anne - oğlu oynayacak olmak... Bunlar benim adıma çok heyecanlıydı. Aynı zamanda da ilk soruda da söylediğim gibi, bir Ay Yapım projesi her anlamda benim adıma kıymetliydi.

İzleyiciler, 'Zemheri'nin bu akşam yayınlanacak olan bölümünde de heyecanlı gelişmelere tanıklık edecek.

'Zemheri'nin kariyerinize nasıl bir etkisi olmasını umarsınız?
Aslında bu önceden planlanacak ya da düşünülecek bir şey değil. Kariyerime ne getirdiğini görmek isterim. Bir karakteri canlandırırken onu hakkıyla yerine getirmek, o hikâyeye hizmet etmek istiyorum. Bu karakter de benim oyunculuk kariyerimde iyi mi olur, kötü mü olur kestiremiyorum ama bununla ilgili düşünmüyorum da dürüst olmak gerekirse. Bununla ilgili düşünürsem, sanırım işimi yapamam ya da başka bir teklif geldiğinde bunu doğru değerlendiremem. Dolayısıyla tek amacım güzel bir şekilde oynamaya devam etmek.

'Faruk' karakterini analiz edebilir misiniz? Kendisi nasıl bir karakterdir?
'Faruk' için söylenebilecek en basit, en özet cümle sanıyorum içgüdüsel yaşayan bir karakter olduğudur. Yaptıklarını bir düşünce süzgecinden geçirmeden, o anda içinde ne geliyorsa öyle davranan, kolay öfkelenen, zor seven, sanırım sevdiği zaman da gerçekten seven bir karakter. Tabii izleyenler için itici gelen tarafları da olabilir ama canlandırdığımdan dolayı benim için sevilecek yönleri çok. 'Faruk'un fütursuzluğu, her yere dalıp dağıtabilecek kapasitede olması benim hayatta hiç beceremediğim bir şey olduğu için hoşuma gidiyor, kendisiyle eğleniyorum.

'Faruk'u canlandırmak için nasıl bir çalışma metodu gerçekleştirdiniz?
Benim hiç bir zaman sabit bir çalışma metodum olmadı. TV'de de tiyatroda da bir karakteri canlandırırken belli bir metotla çalışmadım. Bildiğim ya da bilmediğim bütün metotların bir karışımıyla o karaktere yaklaşmaya çalışıyorum. Ama daha da önemlisi o anki durum. Oynayacağım sahneye göre karakterin durumu, orada nasıl bir halde olduğu, genel atmosfer, temel yaklaşım biçimiyle ilgili bir fikrim oluyor. Onun üzerinden sahnenin duygusuna, anına, oradaki gerçekliğe göre 'Faruk'u canlandırıyorum. Bunu anlatmak biraz zor sanki.

'Faruk' ile benzeyen ve tezatlık teşkil eden en belirgin özellikleriniz nelerdir?
'Faruk' ile benzeyen hiçbir yönüm yok. Gerçekten benzeyen bir yönüm olduğunu düşünmüyorum. Sadece hikâyenin içerisinde sinir olduğumuz için ya da 'kötü' karakter olduğu için söylemiyorum. Davranış biçimi olarak da hiçbir benzerliğimiz yok. Ben daha sakin, dengeli biri olduğumu düşünürüm her zaman. Söyleyeceğim şeyi iki kere düşünürüm.

Canlandıracağınız karakterin özellikleri o projeye dahil olmanızda ne kadar etkili?
Bizler oyuncuyuz, canlandırdığımız karakterlerin özelliklerinden ziyade 'bu karaktere biz ne verebiliriz, biz ne katabiliriz?' gibi düşüncelerim oluyor. Elbette birtakım etik kurallarım var. Oynayacağım karakterin dili benim için önemli. Oynayacağım karakterin yazar tarafından neyin arkasında durduğu benim için önemli. Kadın düşmanı, cinsiyetçi, bugün yaşadığımız coğrafyadaki birçok sorunu yaratan duygu ve düşüncenin arkasında duran bir karakteri çok fazla oynamak istemem. Elbette bu karakterler yazılacak, canlandırılacak ama bunu eleştirel bir boyutta canlandırmak benim için önemli olur. Özellikle de televizyon gibi bu kadar kitlesel bir mecrada. Ne şans ki bugüne kadar böyle hikâyecilere denk geldim. Hiçbir zaman tasvip etmeyeceğimiz bir karakterin duruşunu benimseyen bir uygulayıcı ekiple çalışmadım veya böyle bir hikâyede yer almadım. Temel etik yaklaşımlarım var, bunların dışındaki meselelerde oynayacağım şeyin bana yatkın olması, keyif alacak olmam, eğlenecek olmam tabii ki önemli.

Kamera karşısına geçtiğiniz ilk günden bugüne olan süreçte oyunculuk adına edindiğiniz en önemli öğreti nedir?
Oyunculuğa başladığım günden bugüne kadar birçok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum. Fakat şu geldiğim noktada diyebilirim ki en önemli öğreti şudur: Ölçü her şeydir!

Hikâyeler yazıyorsunuz, onları TV dizisi veya sinema filmi haline getirmeyi düşünüyor musunuz?
Yazdığım hikâyeleri TV ya da sinemaya uyarlamak gibi bir planım yok. Onları hikâye olarak yazdım, başkası uyarlamak isterse bilmiyorum. Ama benim sinema için yazdığım iki hikâyem var şu anda. Onların geleceğini zaman gösterir, bakalım ne olacak? TV ve sinema için başka hikâyeler düşünüyorum, var olanları değil. Yeni yeni şeyler yapmak gibi bir planım var, umarım hayata geçirebilirim.

Tiyatro oyunlarında yönetmenlik yapıyorsunuz? Yönetmenliği TV ve sinema yapımlarına taşımayı planlıyor musunuz? Bu konuda çalışmalarınız var mı?
TV yönetmenliği temposu ve çalışma şartları itibariyle benim yapabileceğim bir iş gibi değil. Bir delilik biçimi olarak görüyorum onu, her yapana çok da saygım var. Büyük bir sabır olsa gerek. Sinema içinse, şu an yönetmenlik hayalim şöyle var; 'olsa ne güzel olur, çok iyi bir sinema filmi yazsam, öyle bir hikâye kursam ve becerebileceğime inanırsam onun yönetmenlik koltuğuna geçsem çok güzel olur.' Bir gün öyle bir şey yapacaksam, hayal ettiğim şeyi benden daha iyi kimsenin yapamayacağına inanırsam bu olacaktır. Yapmış olmak için yapayım gibi bir planım yok. Umarım bir gün böyle bir tecrübe edinirim. Ama yakın vadede öyle bir planım yok.