Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
HABERTURK.COM

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Habertürk'ten Mehmet Akif Ersoy'un sorularını yanıtladı. Bardakoğlu, günümüzdeki İslam dünyasının görüntüsüyle ilgili olarak "İslam, Allah'ın gönderdiği son dinin adı. Son peygamber Muhammed Mustafa efendimize gönderdi. Bu dinin iki kaynağı var. Allah'ın gönderdiği Kur'an-ı Kerim ve peygamber efendimizin sünneti seniyesi. Müslümanlık ise bu Kur'an ve sünneti anlama, yaşama, hayatımıza aktarmamız. İslam diyeceğini dedi. Kur'an-ı Kerim evrensel bir kitap. Kıyamete kadar bir kitap. Hz. peygamber kıyamete kadar baki bir mesajla geldi. Ama müslümanlar her devirde farklı coğrafya ve farklı iklimlerde Kur'an'ı anlayıp yaşamaya çalışacak. Eksik olan, yanlış yapan biziz. Batı da bu yanlışı yapıyor. Müslümanların yanlışını İslam'a malediyor. Biz de ona fırsat veriyoruz. Kendi kusurlarımızı kendimize atfetme yerine İslam'la çok fazla özdeşleşmiyoruz. İslamı tartışılır hale getiriyoruz" diye konuştu.

Bardakoğlu'nun konuşmalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

MEHMET AKİF ERSOY: Nasıl geçiyor Ramazan ayınız?

ALİ BARAKOĞLU: Ramazan bizim için bir huzur iklimidir. Ramazan ayları hayatımızın dinlenip, soluklanma, içe dönme zamanıdır. İnsanların biraz kendini tamir etmesi gerekiyor. Dünyanın hay huyu arasında kendimizle meşgul olamıyoruz. Ramazan bize böyle bir imkan veriyor. Gerekli gereksiz tartışmalar oluyordu her sene Ramazan ayında. Bu sene bir virüsle karşı karşıya kaldık. Karantina hayatı bize bu imkanı sundu. Ramazan bir festival, eğlence ayı değildir. Dindarlığı onarma zamanıdır.

ERSOY: Nedir onarmak?

"KURU BİR MÜSLÜMANLIKLA BAŞBAŞA KALMIŞ OLURUZ"

BARDAKOĞLU: Orucun şekli kısmı aç kalmaktır. Peygamber efendimizin sözü vardır, insan kalp kırarsa geriye sadece açlık kalır. Namaz kılarız, ama o namazın içini doldumak biraz yiğitlik ister. Namazın insanın Allah'la buluşmasıdır. Sadece namazı, orucu şekil olarak düşünürsek o zaman kuru bir müslümanlıkla başbaşa kalmış oluruz. Günümüz müslümanlarının, deruni müslümanlığın zayıfladığını, ahlâkiliğin zayıflığını gördüğüm için bu uyarıyı yapma zorunda hissettim.

ERSOY: Ramazan ayında içi muhasebesi nasıl yapılır?

BARDAKOĞLU: Biz reerkarnasyona inanmayız. Dünyaya yalnız geldik, yalnız gideceğiz. Hesabımızı Allah'a vereceğiz. Allah bizi seçti ve dünyaya gönderdi. Bize gönderdi, halifesi olarak ilan etti. Hatta melekler itiraz ettiler, 'insanlar dünyada kan dökecek, isyan çıkaracak' dedi. Allah 'siz bilmezsiniz ben bilirim' dedi. Bizim o şansı iyi değerlendirip, değerlendirmememizi gözden geçirmemiz gerekmez mi? Müslüman yaşadığı hayatın, yaptıklarının, Allah'la, kendisiyle, toplumla ilişkisinin muhasebesini yapar. Hiç kimsenin hakkını, hukukunu almadan yaşarız. Ahlaklı isek, Allah'ın yasaklarını ihlal etmiyorsak, iman ve şükür borcumuzu yerine getirmiyorsak, yaşadığımız hayat anlam kazanır. Din bize fizik, matematik, kimya öğretmek için gelmez. Din bize bu varoluşun niçin olduğunu, bu akışın nereye olduğunu, yaradılışın nihai amacın ne için olduğunu anlatır. Dinden başka bunu bize hiç kimse anlatmaz.

ERSOY: Şöyle bir ifadeniz var, Mısırlı alimlerin tartıştığı söze kitabınızda yer vermiştiniz. İslam dini müslümanlar yüzünden mahçup durumdadır.

"EKSİK OLAN İSLAM DEĞİL YANLIŞ YAPAN BİZLERİZ"

BARDAKOĞLU: Müslümanlar İslam'ın görülmesine engel oluyor. Bu şu demek, İslam dünyasının genel sorunu bu. İslam ile müslümanlık arasına fark koymamız lazım. İslam, Allah'ın gönderdiği son dinin adı. Son peygamber Muhammed Mustafa efendimize gönderdi. Bu dinin iki kaynağı var. Allah'ın gönderdiği Kur'an-ı Kerim ve peygamber efendimizin sünneti seniyesi. Müslümanlık ise bu Kur'an ve sünneti anlama, yaşama, hayatımıza aktarmamız. İslam diyeceğini dedi. Kur'an-ı Kerim evrensel bir kitap. Kıyamete kadar bir kitap. Hz. peygamber kıyamete kadar baki bir mesajla geldi. Ama müslümanlar her devirde farklı coğrafya ve farklı iklimlerde Kur'an'ı anlayıp yaşamaya çalışacak. Eksik olan, yanlış yapan biziz. Batı da bu yanlışı yapıyor. Müslümanların yanlışını İslam'a malediyor. Biz de ona fırsat veriyoruz. Kendi kusurlarımızı kendimize atfetme yerine İslam'la çok fazla özdeşleşmiyoruz. İslamı tartışılır hale getiriyoruz.

ERSOY: Her müslüman İslam'ı temsil etmez mi?

BARDAKOĞLU: İslam'da temsil yoktur. Allah adına konuşan sınıf yoktur, din adamları sınıfı, ruhban sınıfı yoktur. Peygamber efendimiz de dini temsilen, dini otorite olarak gereken açıklamayı, rehberliği yapmıştır. Her birimiz kendi kabımız ne kadarsa o kadar alabiliriz. En iyi olmaya gayret etmek ve onun sorumluluğunu taşımak gerekiyor. İslam Allah'ın dinidir. Biz o dini yaşamaya gayret göstermeliyiz.

"MÜSLÜMANLAR BİRBİRİNİ CEHENNEME ATMAYA ÇALIŞIYOR"

ERSOY: Türkiye'de pekçok cemaat var. Vakıf, sivil toplum kuruluşu, düşünce kuruluşu var. Maksat nedir genel anlamda sizce? Size dönük eleştiriler de var. Tamam müslümanlar İslam'ı temsil etmiyor müslümanlar...

BARDAKOĞLU: Ümmet olarak temsil ediyor ama bir fert 'İslam'ı temsil ediyorum' diyemez. Müslümanlık deyince bütün insanlara tek tip elbise giydirmemiz mümkün değil. 4 halife var. Dördünün de yönetim tarzı farklı. Yani İslam dünyasında çoğulculuk kaçınılmaz. Farklı düşünce grupları var. İmam Maturidi var, Eşari var, sufi gelenek var, kelamcılık var. Müslümanların tek tip düşünmesini isteyemeyiz. Allah'ın rahmeti çok geniş. İnsanlar bırakalım kendi imkanlarıyla anlamaya çalışsınlar. Farklı dini gruplar, cemaatler elbette olacak. Onları yok saymamız, karşısında olmamız mümkün değil. Burada mümkün olduğu kadar İslam kardeşliğini desteklememiz, fitneye fesada yol açmamız yürütmemek lazım. İslam dünyasında cemaatler, düşünce akımları birbiriyle çok didişmeye çalıştılar. Hatta birbirini cehenneme atmaya, Sırat'tan atmaya çalışıyorlar. Hesap gününün sahibi Allah'tır halbuki.

Müslümanlar birbirini çok fazla ötekileştirmeye, hırpalamaya, birbirinin imanı tartmaya başladılar. Eskiden hoşgörü, ilk asırlarda hoşgörü daha yüksekti.

ERSOY: Haricilik böyle bir şey miydi?

BARDAKOĞLU: Harcilikle başladı. Hz. Ali'ye dini öğremeye kalktı. Hz. Peygambere 'Biz müslüman olduk kıymetimizi bil' dediler. Hz. Peygamber 'Siz henüz iman etmediniz, sadece teslim oldunuz' demiştir. Hariciler Hz.Ali'ye ayet okudular, Allah'ın dinini öğretmeye kalktılar. İslamın tarihini iyi bilmek zorundayız. Hz. peygamberin hayatını, İslam'ın tarihini iyi bilmeliyiz.4 halifeden sonra acımasız, kıyasıya iktidar mücadeleleri başladı. Kötü bir Emevi saltanat dönemi vardır. Ulemanın sindirildiği, kenara itildiği, sivil alanda hapis kaldığı, onun için de tasavvufi düşünceler sindirme hareketinin ürünüdür. Ondan sonra karşı atak Abbasi ihtilali vardır. Cemel, Sıffin vakaları, sahabinin birbirine girmesi, Kerbela hadisesi. Hz. Ali'nin çocuklarına, torunlarına reva görülenler. Bütün bunlar İslam düşüncesinin ana yolunu belirlemiş oldu. Amel iman ilişkisi sahabi olaylarıyla alakalı. Biz Kur'an-ı ve sünneti anlamak için, peygamber efendimizin siyerini, hayatını iyi bilmeliyiz. İslam dünyasının ilk üç asrını çok iyi bilmeliyiz. Dinimizin iki kaynağı var. Biri Kur'an-ı Kerim. Evrensel bir kitap, tarihsel bir metin değil. Kur'an-ın mesajını evrensel hale getiren fıkıh ve kelamdır.

"ARAPÇA BİLMEKLE KUR'AN VE HADİS ANLAŞILMAZ"

Kur'an-ı Kerim Allah'ın kelamıdır. Hiçbir müslüman Hazreti Peygamberin sözü diyemez. O müşriklerin sözüdür. Peygamber efendimiz bizim de bizden sonra da insanların peygamberi olmaya devam edecektir. Hz. Peygamberin hayatını, hadislerini evrensel dile çeviren asıl gayret fıkıhçılara, kelamcılara aittir. Kur'an ve hadisten sonra İslam ilimleri bir bakıma İslam'ın çağrısını 7 iklime, dört köşeye bütün dünyaya ulaştırılacak bir dile çevirdiler. Kelam ve fıkıh olmadan Kur'an ve hadisleri doğrudan Arapça ile çözemeyiz. Kur'an-ı Kerim'i anlama bir Arapça bilme meselesi değildir, peygamber efendimizi anlamak Arapça bilmek meselesi değildir. Bugün İŞİD'in yaptığı Arapça bilmekle Kur'an ve hadislere istediği manayı yüklemektir.

ERSOY: Din tarafından değil de ahlâk tarafından kaybediyoruz sanki...

BARDAKOĞLU: İslam dünyasının kendisine gelmesi lazım. Birbirinin boğazını kesiyor. Birbirini ötekileştiriyor. Yemen'de 7-8 grup var, hepsi birbirini kesiyor. İslam dünyasının Türkiye'deki ilahiyatçıların Pakistan'ı, Afganistan'ı, Bengaldeş'i izlemesi ve oradaki hatalara düşmemesi gerekiyor.

ERSOY: Türkiye'de böyle bir risk görüyor musunuz?

BARDAKOĞLU: Bu risk Türkiye'de hala var. İki kurumu önemsiyorum. İlahiyat ve Diyanet. Büyük cemaatlar tezviratla uğraşmıyor, hakkını teslim etmek gerekiyor. Küçük, azınlık, marjinal ve sektör olmuş, belki okyanus ötesiyle irtibatı var. Bunların sesi çok çıkıyor. Sosyal medyayı kullanıyor. Maalesef söylemek durumundayım, sosyal medya bir çöplük. İsteyen istediğini söyleyebiliyor.

ERSOY: Müslümanların kendi içlerinde tartışmalardan söz ediyoruz. Maalesef üzücü kırıcı şeyler yaşanıyor zaman zaman. Kendisini dindar olarak tanımlamayan hatta gayrimüslim vatandaşlar bu manzarayı gördüklerinde ne anlatacağız, ne anlatacaksınız?

BARDAKOĞLU: Bizim çocuklarımız ve torunlarımız artık yol ayrımındalar. Böyle giderse onları çok ciddi bir sınavla karşı karşıya bırakacağız. Birbirimizle yaptığımız kavganın, ötekileştirmenin onların dünyasında bir karşılığı yok.

ERSOY: Neyin karşılığı var?

"ÇOCUKLARIMIZ KENDİLİĞİNDEN BU SORUYU SORMUYORLAR"

BARDAKOĞLU: Dini form kalıp olarak düşünmeye başladık. Ahlaki tarafını ihmal ettik. İnsanların gönül dünyalarına hitap edemedik. Dindar kelimesini bile kullanırken çok ihtiyatlı olmamız lazım hatta. Allah'ı peygamberi hangimiz daha çok seviyoruz. Kalbini yarıp baktın mı, diyor peygamberimiz. Ne kadar büyük uyarı. İnsanların Allah katındaki derecesini nasıl bilebiliriz? Allah'ın soracağı soruyu biz sormayalım, Allah'ın vereceği kararı biz vermeyelim.Müslüman demek sadece ibadetle değil insanlara karşı davranışlarımız, ahlak, adalet, dürüstlüğümüzledir. Doğru söz söyle, helal şey ye diyor. Biz bundan da kaybettik. Yediğimiz içtiğimiz ne kadar helal? Ağzımızdan çıkan söz ne kadar doğru? Bunları yapamazsak insanlar 'din bu mu' diye sorar ve yol ayrımına gelir. Bugün deizm tartışmaları var. Çocuklar kendiliğinden bu soruları sormuyorlar. İslam dünyasına bakıyorlar. Din ile bilim kavga ediyor neredeyse. 21. yüzyılla din kavga ediyor. İslam dini bu asırda da yaşanacak, bundan sonra da yaşanacak, kıyamete kadar ayakta duracak. Müslümanlar bu dini İslam'ın mesajının, Kur'an'ın mesajını, peygamberin sünnetinin kıyamete kadar ayakta durması için elinden ne geliyorsa gösterecekler. İslam dini bir dünya dinidir. Ahiret dini değildir. Bu dünyada yaşamak için gönderilmiştir. İslam dinini akılla, bilimle, yaşadığımız hayatla bir sorunu olmaz. Evrensel olarak gelmişse Afrika'da da, ABD'de de ayakta duracaktır.

ERSOY: Bizden sonraki kuşaklar yol ayrımına geldi diyorsunuz. Eski bir Diyanet İşleri Başkanı ve İslam alimi olarak size torunlarınız size soru soruyorlar mı? Onlara ne diyorsunuz?

"HAZRETİ PEYGAMBER MEKKE'Yİ KILIÇSIZ FETHETMİŞTİR"

BARDAKOĞLU: Ben bilgiden ziyade siret temsili önemsiyorum. Artık bilinmeyen bir şey yok. İslam'ın neyi yasakladığı, neyi emrettiği belli. Çok arı, duru bir dinimiz var. Suyun akışı kadar arı bir dini. Temel emirler, temel haramlar belli. Bu gün müslümanlarda daha çok yaşayış problemi var. İslam çizgisini, Kur'an-ı, Hz. Peygamberin ahlakını yansıtma problemi var. Kavramları çok kolay eskitiyoruz. İyi çizgiler, iyi örnekler, iyi siluetler ortaya koymamız lazım. Peygamber efendimiz bütün Mekkeliler'in saygı duyduğu 'El Emin', sözüne güvenilir bir şahıstı. Peygamberlik geldiğinde hiç kimse 'sen güvenilmezsin' demediler. 'Getirdiğin din bizim düzenimizi bozuyor, fakiri zenginle eşit yapıyorsun, çarkı bozuyorsun' diye karşı çıktılar. Peygamber efendimiz Muhammed el Emin olmasaydı bu kadar yankılanmazdı. Hz. Peygamberin dışladığı sırtını döndüğü bir kişi yok. Mekke'yi kılıçsız fethetti müslümanlar. Allah'ın en gücüne giden şey müslüman için kibirdir. Bugün müslümanların kibirden uzak gönül insanı olması lazım.Kur'an'ı bizim gönül dünyamıza inmesi lazım. Peygamberin gönül dünyamıza misafir olması lazım. Hadisleri birbirimizin kafasına balyoz gibi vurmamız doğru değil. Önce peygamber ahlakını öğreneceğiz ve yaşayacağız. İnsanlar bizi görecek 'Bunun komşuluğundan, ticaretinden, sözünden emin olurum, arkamı dönebilirim, herşeyimi emanet edebilirim' diyecek. Çok az bilen Anadolu insanı böyleydi. Bugün çok şey biliyoruz ama...

ERSOY: Müslümanlar birbirini sevmeleri tavsiye edilir, birbirine karşı merhamet eder. Ama bakıyorum Twitter'a. Mesela profiline yazmış. Kendisini Müslüman olarak tanımlıyor. Bana neler neler yazmış. Size Kur'an üzerinden eleştiriler var...

BARDAKOĞLU: Biz Kur'an Araştırmaları Merkezi'yiz. Hiçbir devlet kuruluşundan, Diyanet'ten, vakıftan, üniversiteden bir kuruş almıyoruz. Kendi imkanlarımızla araştırma yapıyoruz. 100 kadar hocamız kendi imkanlarıyla çalışmalar yapıyor. Kur'an, sünnet, İslam'ı anlama yolunda birçok hocamızın neşriyatını yaptık. Tamam farklı düşünceler olabilir. Hiçbirinin görüşleri bizi temsil etmez. Akademik düzeyde neşriyat yapıyoruz. Bir hoca mesela Kur'an ve sünnet ilişkisini ortaya çıkardı. 8-10 hocamızın değerlendirmesi var. Mesela Mehdi inancı nedir? Farklı görüşleri neşrettik. Günümüzdeki çevreler 'sadece bizim düşündüğümüz düşünceler yazılsın ve söylensin, farklı fikir söylenmesin' diyorlar. Biz de diyoruz ki 'bunları beğenmiyorsanız, siz de karşı görüşü yazın, eleştirin, farklı düşünüyorsanız konuşmayın' diyorlar. Türkiye 20 yıl önce daha rahattı. Osmanlı'nın son devir İslam alimleri ve aydınlarının ufku bizden daha geniş. 100 sene sonra daha ileride olmamızı lazımdı. Sırat-ı Müstakim'e bakın, İslam mecmualarına bakın, biz yanına yaklaşamıyoruz. Herkes birbirinin boğazını sıkıyor. Bu ilim dünyasıdır.

ERSOY: Biz artık mezhepsel farklılıklarımızı, renklerimizi zenginlik olarak bıraktık mı?

BARDAKOĞLU: Ehli sünnet en geniş dairedir. İçinde hepsi vardır. Ne hikmetse bizde ehli sünnetiz diye ortaya çıkan diğerini 'sen dışarıdasın' diye atmaya çalışıyor. Artık selefiliğe karşı olanlar bile selefi tarzda düşünüyor. Metin bağımlısılar, 'Bak kitapta böyle yazıyor' diye tefekkürü ıskalıyor.

ERSOY: "50 küsur İslam ülkesi var. İnsanlığın huzur güven içinde olduğu, dünyaya bir örnek vaadeden İslam toplumu bulmakta zorlanıyoruz diyorsunuz" kitabınızda.

"SORUNLARIN KAYNAĞINDA HEP ÖTEKİ GÖRÜLMEYİ ÇALIŞILIYOR"

BARDAKOĞLU: Türkiye olarak bazı artılarımızın olması yetmiyor. Çok iyi insanlarımız, düşünürlerimiz var. 150 senedir 'Bu işin içinden nasıl çıkarız' diye kafa yoran insanlarımız var. Bir Muhammed Hamidullah, Aliya İzzetbegoviç yetişti. Musa Carullah, Muhammed İkbal var. Seyid Kutup, Reşit Rıza, Mehmed Akif var. Hamdi Yazır var. Abdullah Cevdet Paşa, Namık Kemal var. İsmail Hakkı var. Genel olarak İslam dünyası kendisi ile çok uğraşıyor. Sorunların kaynağını teşhis etmede hep ötekini görmeye çalışıyor.

ERSOY: Hoşgörüsüzlük, ötekileştirme, nefret söyleminden bahsediyorsunuz. Din dili öfkeli ve hırçın, ayrıştırıcı olduğunu söylüyorsunuz kitabınızda. Öfkeli din dili, ideolojiye indirgenmesi...

BARDAKOĞLU: Hiç kimseye kırgın, öfkeli değilim. Bazen cehalet, kabalığı ve öfkeyi doğurabiliyor.

ERSOY: Peygamberi peygamber yapan, bu medeniyeti inşa ettiren belki de gönül kazanmaktır.

BARDAKOĞLU: Hz.Peygamberin feda edeceği bir müslüman dahi yoktu. Bir kişi dışarıda kalırsa 'o niye dışarıda kaldı' derdi. Allah'ü Teala, 'İnsanlara çok düşkürsün, sen rauf ve rahimsin, yüreğin çok yufka' diyor. Biz o yolda olmalıyız. Bu öfkeyi anlayamıyorum ben.

ERSOY: Tarihi süreçte bunlar hep yaşandı mı? Böyle geldi, böyle gidecek mi? Yoksa geçmişe bu sorunu nasıl çözdüler?

"ALLAH'A VE İSLÂM'A GÜVENMEK ZORUNDAYIZ"

BARDAKOĞLU: Ben kötümser değilim. Bir kriz yaşıyoruz biz. Moğal istilası, Kerbela, Haçlı seferleri altüst etti İslam dünyasını. Ama en büyük yara sarıcılar Haçlı seferlerinden sonra çıktı. Bugün bir İslam ülkesi bir başka İslam ülkesiyle savaşmak için başka yerden silah satın alıyor. Petrolün parasını oraya yatırıyor. Bu kriz dönemin çok sürmeyeceğini, müslüman aydınların kendine geleceğini düşünüyorum. Müslümanlar kendi Gazali'lerini, Kevseri'lerini, Ebu Hanife'lerini, İmam Şafii'lerini yetiştirmek zorunda. Önce imanımızı tazelemek, Allah'a ve İslam'a güvenmek zorundayız.

ERSOY: Birbirimizi sevmiyor muyuz?

BARDAKOĞLU: Birbirimizden cenneti kıskanıyoruz. Hep birbirimizi atmayı düşünüyoruz.

ERSOY: Dinin ideolojiye indirgendiğini düşünüyor musunuz?

BARDAKOĞLU: Siyaset ve idelolojiye indirgendiği an dine yazık etmiş oluruz. Kapitalizm, sosyalizm çocukluğumuz bu düşüncelerle geçti. İslam siyasal bir sistemdir falan dedik. İslam'ın bir din olduğunu unuttuk. İslam çok büyük bir projeksiyondur. Farklı ideolojiler, siyasi rejimler, hayatlar, kabileler, toplumlar İslam'ın rahmetinden istifade edebilmelidirler. Biz 'Kur'an'a göre, İslam'a göre' deyip kendi duygularımızı anlatıyoruz. Dine saygısı olan müslümanın dini ideolojik söyleme çevirmemesi, dine din olarak anlayarak yolumuza devam etmeliyiz.

ERSOY: Din içi çoğulculuk yerini tek hakikatçiliğe terk etmiştir diye bir yorumunuz var.

BARDAKOĞLU: Sadece benim anlayışım doğrudur diğerleri yanlıştır derse yanlış olur. Her bir görüşün kendine göre hakikat iddia hakkı vardır. Tabii dinin açık hükümleri var orada müslümanlar ihtilaf etmezler. İçtihadi konularda, rey ile, akıl yürütmeyle 'din budur, farklı düşünen sapıklıktır' diye yola çıkarsanız bunun sonu budur.

ERSOY: DAEŞ'in çıkardığı dergide referansların tamamı ayetlerdi.

BARDAKOĞLU: Kur'an ve hadisi bir metin olarak Arapça çözüm olarak görürsek yapmayacağımız bir yanlış yoktur. Kur'an ve hadisi anlama ilmi lazım. Müslümanların ilk yaptıkları şey, Kur'an-ı ve hadisi anlama ilimlerini kelamı, fıkhı, tasavvufu geliştirdiler.

"OSMANLI TECRÜBESİ BİZİM İÇİN ÇOK KIYMETLİDİR"

ERSOY: İslam'ın bu yüzyılda nasıl anlaşılması gerektiğine dair bir çabası olacaksa iki yerden ümitliyiz. Birisi Türkiye ikincisi Balkanlar diyorsunuz.

BARDAKOĞLU: Kuzey Afrika ve Avrupa'daki müslümanları katabilirsiniz. Osmanlı tecrübesi bizim için çok kıymetli tecrübelidir.

ERSOY: Balkanlar'ı İran şiileştirmeye, Suidi Arabistan Vehabileştirmeye çalıştı. Ama Balkanlar ne selefi ideolojilerin peşinde sürüklendi ne de Şiileştiler.

BARDAKOĞLU: Osmanlı'da bu işin aşısı var. Arkamızda çok zengin bir Osmanlı tecrübesi var. Farklı renkleri, anlayışları bir arada yaşattı. İbn-i Arabi'ye, İbn-i Rüşd'e itibar etti. Ebuusuud, Birgivi'ye kucak aştı. Balkanlar da Osmanlı'nın mirasının devamını ben bizzat yaşadım. Kuzey Afrika'da insanlık tecrübesini daha yakın tanıyor. Güneyimizdeki ülkeler biraz kapalı. Aramızda ciddi farklılıklar var. Ben tek hakikatçi değilim.

Bu din bizim dinimiz, siz sonradan müslüman oldunuz ama daha alacağınız yol var, dinin sahibi biziz diye Emevi anlayışı hala var güneyde.

ERSOY: Nüfus mu, nüfuz mu diyorsunuz?

BARDAKOĞLU: İslam'ı hakkıyla temsil edebilmemiz önemlidir. Sahabi bir avuç insandı. Ama o bir avuç insan Ural Dağları'na, Orta Asya'ya kadar Endülüs'e kadar gittiler. Bu sayı meselesi değil. Yürek, gönül, adanmışlık meselesidir. İslam dünyası kendi entelektüellerini yetiştirmek zorunda. Sosyal bilimlere önem vermek zorunda. Tıp önemli, kimya, fizik önemli ama sosyal bilimler de İslam dünyasında önemli. Bizim felsefeye, din sosyolojisine, antropolojiye, sanata, ilahiyata ihtiyacımız var. Beyinlerimizin bu alanlara kendini tahsis etmesi, mütefekkirler yetiştirmemiz gerekiyor.