Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ASLAN, TİLKİ VE GEYİK MASALI

Günlerden bir gün Aslan hastalanmış. Bir mağaraya girip yatmış. Tilki çok yakın arkadaşıymış ve onu pek severmiş. Yanına çağırıp kendisine ahbaplık etmesini istemiş. Demiş ki:

“Sen benim yine iyileşip yaşamamı istiyorsan ormanda oturan koca geyiğe gidersin, dil döker, kandırırsın onu. Ben onu yemek istiyorum” demiş. Aslan böyle deyince tilki hemen gitmiş, ormanda sıçrayıp oynayan geyiği bulmuş.

Tatlı tatlı sözlerle yanına varmış, demiş ki:

“Sana bir müjdem var. Bilirsin, bizim kralımız aslan benim komşumdur; şimdi çok hasta, kurtulmaktan da umudu kesti. Kendinden sonra krallığı kime bırakacak onu düşünüyor. Yaban domuzunu akılsızdır, ayıyı kabadır, pars acımasızdır, kaplan da övünür durur diye istemiyor. Krallığa geyik geçmeli, boyu uzundur, uzun yıllar yaşar, boynuzundan yılanlar bile korkar, dedi. Sözü uzatmayalım, krallığı sana bırakacak, verdi kararını. Müjdeme ne diyeceksin bakalım? Çabuk söyle, ben burada öyle duramam, neredeyse çağırtır beni. Her işinde ille bana danışacak, benden geçemiyor. Yaşlıyım ben, bu dünyada çok şeyler gördüm, çok şeyler duydum; beni dinlersen sen de gel benimle, öle­ceği sırada yanında bulun.” Tilki böyle söyleyince geyik inanmış.

Dünyada kendini beğenmeyen var mıdır? Kendini beğenen de çabucak kanıverir. Geyik de başına gelecekleri düşünmeden tilkinin peşine takılıp mağaraya gitmiş. Aslan kapıda bekliyormuş; hemen geyiğin üzerine atılmış, ancak yaklayamamış. Bir yan­dan hastalık bir yandan yaşlılık, geyiği elinden kaçırmış. Geyik koşa koşa gene ormana kaçıp saklanmış. Tilki üzülmüş: “Tuh! Gördün mü başımıza gelenleri?” demiş. Aslan da boşa kükremiş. Tilkiye dönüp demiş ki "Ne olursa senden olur, gene bir yolunu bul da getir bana şu geyiği” demiş. Tilki: “Ben artık ne yapayım? Kolay mı onu yeniden kandırmak? Ama senin hatırını kırmak da olmaz, varayım bir daha deneyeyim.” demiş.

Geyiğin izlerini koklaya koklaya yola düşen tilki türlü düzenler kurmuş. Buradan yaralı bir geyik geçti, görmediniz mi? diye çobanlara sormuş. Çobanlar geyiğin ormanda saklandığı deliği göstermişler. Tilki bakmış ki geyik oturmuş din­leniyor, hiç sıkılmadan karşısına dikilmiş. Geyik de boş durur mu, şöyle demiş: “Seni alçak seni. Bir daha kanar mıyım ben senin sözlerine? Sen git de tilkiliğini başkalarına göster, o krallık masal­larını başkalarına anlat.”

Tilki yılmamış bu sözlerden: “Senin bu kadar korkak, bu kadar tabansız olduğunu bilmezdim doğrusu” demiş. “Bir de kalkmış biz­den, senin iyiliğine çalışan dostlarından kuşku duyuyorsun! Aslan senin kulağını tuttuysa sana diyecekleri vardı da onun için tuttu. Ne yapsın? Ölecek zavallı! Krallığın gizlerini de öyle ulu orta söyleyemez ya! Sense bir hasta kulağını tırmaladı diye ürküverdin, o kadarcık acıya dayanamadın. Aslanın çok canı sıkıldı; o şimdi senden daha öfkeli. Yerime öylelerini bırakmam, kurdu kral atarım diyor. Gördün mü bize ettiğini? Kurt kral olunca ne yaparız biz? Kim dayanır onun kahrına! Sen gene gel benimle, kuzu gibi uslu dur. Bütün şu yaprakların, pınarların önünde ant içerek söylüyorum, aslanın korkulacak durumu kalmadı artık. Bana gelince bilirsin, ben hep senin iyiliğini isterim.”

Böyle söyleye söyleye geyiği gene kandırmış, mağaraya götürmüş. Aslan geyiği bir hamlede yutmuş. Tilki orada durup bakarken çaktırmadan hayvanın yüreğini yiyivermiş. Aslan, yüreği aramış bulamamış. Tilki, ne olur ne olmaz diye biraz öteye çekilip: “Ne arayıp duruyor­sun! Öyle hayvanın yüreği mi olur? Yüreği olsa kalkıp da kendi ayağıyla aslanın inine gelir miydi?” demiş.

Bazı insanlar da vardır, koltuklarını kabartacak bir şey duydular mı, tehlikeyi görmez olurlar. Bu masal onlar için söylenmiş.